Suya Erişimde Adalet
İstanbul Barosu Çevre ve Kent Hukuku Komisyonunca

İstanbul Barosu Çevre ve Kent Hukuku Komisyonunca 22 Mart Dünya Su Günü nedeniyle düzenlenen ‘Su Hakkı-Suya Erişimde Adalet’ konulu panel, 27 Mart 2015 Cuma günü saat 13.00’da İstanbul Adalet Sarayı Konferans Salonunda yapıldı.
Panelin açılışında konuşan İstanbul Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Av. Süreyya Turan, suyun temel bir hak olduğunu, Anayasamızda bu hakkın devletin denetiminde halkın yararına kullanılması gerektiğinin belirtildiğini söyledi. Bunun bir kamu hizmeti olmasının önemine değinen Turan, yaşamsal bir kaynak olan su ile ilgili politikaların kamu yararı ve sosyal yönü hiç dikkate alınmadan uluslararası sermaye destekli politikalar ve serbest piyasa koşulları anlayışıyla belirlenmesinin birçok açıdan sakıncalar taşıdığını bildirdi. Ülkemizde de su kaynaklarının çeşitli amaçlar için kullanımına yönelik talepler ve su ile ilgili duyarlılığın bir ölçüde artmaya başladığına dikkat çeken Süreyya Turan, su hakkının küresel şirketlerin rant hesaplarına terk edilmesini doğru bulmadığını, su hizmetlerinin kamu alanı dışarısına çıkarılması sonucunda insanların temiz ve sağlıklı bir suya erişiminin ellerinden alındığını anlattı.
Tek oturum halinde gerçekleştirilen paneli İstanbul Barosu Çevre ve Kent Hukuku Komisyonu Başkanı Av. Alev Seher Tuna yönetti.
Panelin ilk sunumunu İstanbul Barosu Çevre ve Kent Hukuku Komisyonu Sekreteri Av. Süha Fazlı Erik yaptı. Erik sunumunda, su hakkı ve konuyla ilgili ulusal mevzuat ve ilgili kurumlar hakkında bilgi verdi.
Su mevzuatımızın çok parçalı ve ülke ihtiyaçlarını bütüncül bir bakış açısıyla ele almayan nitelikte olduğunu belirten Erik, “Türkiye’de su kaynakları geliştirilmesi ve yönetimi birçok yasal düzenlemeden etkilenmiştir. 100’den fazla kanun, KHK ve yönetmelikte su kullanımı, yönetimi ve tahsisi ile ilgili madde bulunmaktadır. Ülkemizde birçok kurum ve kuruluş tarafından yürütülen su kalitesi izleme çalışmaları Su Çerçeve Direktifi’nin gerekliliklerini sağlayamamaktadır” dedi.
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. İzzet Mert Ertan, su hakkını uluslararası mevzuat ve sağlıkla ilişkisi açısından ele aldı. Sağlıklı ve yeterli beslenmede suyun önemine dikkat çeken Ertan, konuyla ilgili uluslararası mevzuat hakkında bilgi verdi. Avrupa Birliği Su Çerçeve Direktifinin Avrupa Konseyi’nin ‘suyun ticari bir ürün olmayıp, korunması gereken doğal bir kaynak’ olduğu düşüncesinden hareketle hazırlanıp kabul edildiğini belirten Ertan, ulusal mevzuatımızın da AB Direktifiyle uyumlulaştırılmaya çalışıldığını kaydetti. Ertan, “Sağlıklı ve temiz su, bir içecek olmanın yanı sıra gıda güvenliğinin ve gıda güvencesinin sağlanmasında olmazsa olmaz koşullarından biridir. Su güvencesi olmadığında gıda güvencesinden, su güvenliği olmadığında ise gıda güvenliğinden söz etmek olanaksızdır” dedi.
TMMOB Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi Başkan Yardımcısı Cevahir Efe Akçelik, İstanbul’un su kaynakları ve kirliliği konulu bir sunum yaptı. İstanbul’un su havzalarını teker teker ele alan Akçelik, havzaların giderek azalan kapasitesi, çevresinin yoğun yerleşime açılması ve hızla artan nüfus nedeniyle yeni su kaynakları arayışının sürdüğünü, örneğin Melen ve Sakarya projelerinin bu amaçla gerçekleştirilmeye çalışıldığını söyledi. Akçelik ayrıca, Üçüncü Köprü, Üçüncü Havaalanı ve Kanal İstanbul projelerinin de su havzalarını olumsuz etkileyeceğini ve kirliliği artıracağını bildirdi.
Ziraat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi Başkanı Ahmet Atalık, su kullanımı ve suyun ticarileştirilmesi konusunda bir sunum yaptı. Suya ilişkin Türk mevzuatı hakkında özet bilgi sunan Atalık, küresel su politikalarını belirleyen uluslararası aktörlerin bulunduğunu söyledi. Birleşmiş Milletlerin önceleri suyun bir hak olduğunu kabul ettiğini, hatta 5 Haziran’ı 1972’de ‘Dünya Çevre Günü’ ilan ettiğini, ancak Birleşmiş Milletlerin daha sonra bu görüşten vazgeçtiğini belirten Atalık, suyun ‘ekonomik bir değer’ olarak benimsendiğini ve bu kararla suyun piyasa koşullarına açıldığını ve kamu hizmeti anlayışının dışına çıkıldığını anlattı.
Dünya Su Konseyi’nin 1992 yılında suyu “ihtiyaç maddesi” olarak tanımlaması ve su kaynaklarına yönelik yeni liberal politikaların uygulanmasına karşı dünyanın her tarafında su hakkı mücadelelerinin yaygınlaştığını kaydeden Ahmet Atalık, “Oysa suya İnsan hakkı yaklaşımı ise, suyu insan hakları ve sosyal haklar çerçevesinde ele almaktadır. Bu yaklaşıma göre temiz, yeterli ve ucuz suya ulaşabilmek temel bir insan hakkıdır. Devletler ve diğer aktörler de bu hakkın yerine getirilmesini sağlamakla yükümlüdürler” dedi.
Paneli yöneten İstanbul Barosu Çevre ve Kent Hukuku Komisyonu Başkanı Av. Alev Seher Tuna, panel sunumlarını değerlendirdi. Sağlık, gıda, gıda güvenliği ve ekonomik ilerleme için suya ihtiyaç bulunduğunu, suyun, sürdürülebilir kalkınmanın anahtarı olduğunu belirten Tuna şu değerlendirmeyi yaptı:
“Suyun ticarileştirilmesi, özelleştirilmesi, metalaştırılması çabaları yalnızca yoksulların temiz suya erişim hakkını tehdit etmekle de kalmamaktadır. Yeni baraj ve santral inşaatları yüzünden dünya halklarını ve gelecek nesilleri mevcut su havzalarının tümüyle kaybedilmesi, havzalardaki canlı yaşamın ve gen kaynaklarının tahrip edilerek ekosistemlerin sona ermesi, tarihi ve kültürel mirasın yok edilmesi gibi telafisi mümkün olmayan tehlikelerle karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle, yapılması ön görülen ve yaşam alanlarımızı, sulak alanlarımızı yok edecek olan "akıl almaz projeler" ile 2030‘u dahi göremeden su kıtlığı yaşayacağımız su götürmez bir gerçektir. Suya erişim hakkını kısıtlayan yasal düzenlemeler değiştirilmelidir. Sağlıklı yaşam için gereken suyu ücretsiz sağlayan belediyecilik modelleri yaratılmalıdır”.
Panel sonunda konuşmacılara birer Teşekkür Belgesi verildi.


