
Türkiye Cumhuriyeti, eğitimde ulusal, bilimsel ve laik esasları kabul etmiştir.
3 Mart 1924 tarihli ve 430 sayılı Tevhidi Tedrisat Kanunuyla bütün eğitim kurumları Millî Eğitim Bakanlığı’na bağlanmış, medreseler kaldırılmış, ülkemizdeki öğretim birliği sağlanmış, eğitim alanındaki kapitülasyonlara son verilmiştir. Bu Devrim Kanunuyla eğitim sistemindeki teokratik uygulamalar yerlerini ulusal, bilimsel ve laik uygulamalara bırakmış; tarih ve yurt bilgisi eğitimi millileşmiş, ezbercilik yerine öğrenme, muhakeme, deney ve inceleme önem kazanmıştır. Halen yürürlükte olan bu yasanın korunması, aynı zamanda çocukların sağlıklı koşullarda ulusal, bilimsel, laik ve çağdaş eğitim görme hakkının korunması demektir.
Cumhuriyetin en önemli kazanımlarından biri olan Tevhidi Tedrisat Kanunu yürürlükte olmasına rağmen birçok ayrıştırıcı düzenlemeyle ülkemizdeki öğretim birliğini zedeleyen adımlar atılmaktadır:
30 Mart 2012 tarihli 6287 sayılı Kanunla 4+4+4 eğitim sistemi uygulanmaya başlanmış, sekiz yıllık kesintisiz eğitim yerine 12 yıllık üç kademeli eğitim getirilmiştir. Bu Kanunda, “farklı programlar arasında tercihe imkân veren ortaokullar” gibi ifadeler bulunmaktadır. Böylece ilkokul dördüncü sınıfı tamamlayan özellikle kız öğrenciler örgün öğretimden açık öğretim ortaokullarına yönlendirilmektedir.
Binlerce köy okulu kapatılmış, köy çocuklarının bir kısmı yasa dışı yatılı “medreselere” gönderilmiştir. Son yıllarda kullanılmayan okul binalarının bazıları Köy Yaşam Merkezi olarak açılmakta, Milli Eğitim Temel Kanununun 24. maddesine göre ilköğretim kurumlarının bağımsız okullar olarak kurulması gerekirken ilkokul ve Kur’an kursu gibi ayrı eğitim uygulamaları bu merkezlerde yürütülmektedir.
Mesleki Eğitim Merkezi (MESEM) uygulamalarıyla küçük yaştaki çocuklar bedensel ve zihinsel gelişimlerini tamamlamadan ağır ve tehlikeli işlerde çalıştırılmaktadır.
Diyanet İşleri Başkanlığı ile birlikte yürütülen ÇEDES projesiyle, Millî Eğitim Bakanlığı’ndaki okullarda din görevlileri öğrencilere “değerler eğitimi” vermeye başlamıştır.
24 Mart 2022 tarihli Resmî Gazetede yayınlanan Diyanet Akademisi düzenlemesiyle Yüksek Öğretim Kurumu ya da Millî Eğitim Bakanlığı’na bağlı olmayan bir kurum kendi müfredatını belirleyerek dinsel eğitim öğretim faaliyeti yürütmektedir.
Bazı Adliye binaları dinsel eğitime açılmıştır.
2024-2025 öğretim yılında laik Cumhuriyet hukukuna aykırılıklar içeren “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” başlıklı program uygulanmaya başlamıştır.
Son olarak bazı Anadolu liselerinin bünyesinde sadece kız öğrencilerin gidebileceği “kız ortaokulları” açıldığı haberleri basına yansımıştır.
Ülkemizdeki öğretim birliğini ayrıştıran tüm uygulamalar Anayasada belirlenen laik hukuk düzenine aykırıdır!
1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanununa göre temel eğitim, Atatürk ilkeleri ve inkılapları, Atatürk milliyetçiliği, genellik, eşitlik, bilimsellik, laiklik ve karma eğitim ilkelerine uygun olmalıdır.
Anayasanın 42. maddesine göre Atatürk ilkeleri ve devrimlerine, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına aykırı eğitim ve öğretim yapılamaz.
Cinsiyet ayrımına dayalı ortaokullar açılması, çağdaş bilimsel esaslara, karma eğitim ilkesine, Millî Eğitim Temel Kanununa ve öğretim birliğini sağlayan laik hukuk düzenine aykırıdır. Bu uygulama, eğitim kurumlarının dil, ırk, cinsiyet, engellilik ve din ayrımı gözetilmeksizin herkese açık olmasına ilişkin genellik ve eşitlik ilkelerine de uygun değildir.
Millî eğitim programlarının amaçladığı kazanımlar Cumhuriyetin kazanımlarına aykırı olamaz. Anayasa, Tevhidi Tedrisat Kanunu, tarikatları yasaklayan 677 sayılı Devrim Kanunu, Millî Eğitim Temel Kanunu, Türk Medeni Kanunu ve laik hukuk düzenine aykırı tüm eğitim öğretim uygulamalarına son verilmelidir.
İstanbul Barosu
Cumhuriyet Araştırmaları Merkezi