HABERLER
  • Son Güncelleme : 02.07.2021 11:02
  • Haber Giriş : 15.06.2021 22:30
  • Etkinlik : 15.06.2021

Sözün Bittiği Yerdeyiz

Bugün İzmir’de haciz sırasında bir meslektaşımızın karşılaştığı alçakça eylem, geldiğimiz nokta itibariyle tuzun da koktuğu aşamadır. Elindeki silahtan aldığı gücü kabadayılık sanan bir zavallının,  alacaklı zannettiği avukata yönelttiği bu eyleme maruz kalan meslektaşımıza ve ülkemizdeki tüm meslektaşlarımızı derinden yaralayan bu olayı ve saldırgan hakkında süren soruşturmayı  takip eden İzmir Baromuza da geçmiş olsun dileklerimizi sunuyoruz.

Bizler bu ülkenin avukatları olarak artık çok sık karşılaştığımız bu türden saldırganlıklar karşısında, geçmiş olsun dileklerinden tatmin bulan ya da cenaze kaldırıp davaları izleyen bir boyutta kalmaktan çıkmak kararlılığındayız. Daha geçen hafta biten bir başka meslektaşımızın davasında aldığımız ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının da meslektaşımızı geriye getirmeyeceğini biliyoruz. İçinde bulunduğumuz aşama, mesleğimizin taşıdığı riskleri “ölüm” boyutuna vardırmış ise, bu noktadan itibaren yeni önlemler geliştirmek zorundayız. Bu ülkenin yaşadığı ekonomik krizin sorumlusu olmayan avukatların, aynı krizin bir başka boyutu olan haciz işlemlerinde kurban olması kabul edilemez. Çöken icra sistemine dair köktenci çözüm bulamayan yönetimlerin, yaşanan olaylara rağmen güvenlik önlemleri alamamış olması da bir başka teslimiyettir. Defalarca talep ettiğimiz gibi, bir kez daha yüksek sesle haykırıyoruz ki, bütün haciz işlemlerinde güvenlik güçlerinin bulunması mutlaka sağlanmalıdır. Geçen yıl Baromuza mensup bir meslektaşımızın haciz mahallinde “polis nezaretinde” saldırıya uğramış ve ağır operasyonlar sonrasında yaşama dönebilmiş olmasının bize öğrettiği gerçeklik, bu önlemin göstermelik olmaması gerektiğidir.

Bu aşamada, saldırganların soruşturma ve kovuşturmada uğradıkları muamelenin de giderek “korunmaya” yönelen bir içerik taşıdığına işaret etmeliyiz. Evvelki hafta Çanakkale’deki bürosunda bıçaklı saldırıya uğrayan meslektaşımız, bu anlatımın yakın örneğidir. Cuma günü saldırı yapılmasından 4 gün sonra iddianame yazılıp dava açılarak sadece bir hafta sonra duruşma günü tensip edilen sanığın ilk celsede tahliye edilmiş olması, bu ülkenin bütün avukatları tarafından aynı sorunun sorulmasına neden olmaktadır: Aynı eylem bir hakim veya savcıya yapılmış olsa idi böyle mi olurdu? Avukatın görevini yaparken gördüğü kamu hizmeti ve buna atfen düzenlenen yasa hükmünün görmezden gelinmesi, silah çekilmesinin de çekilen silahın ateşlenmesinin de cesaretidir. Avukatlar olarak yargıçların empatisine duyduğumuz ihtiyaç, özel bir ayrıcalık değil, bulaş riski taşıyan saldırganlığın bir gün kendilerine de dönebileceği olasılığıdır. Elindeki  silahın ateşlenmemiş olmasının eylemi basitleştiren unsurunu öne çıkaran cezasızlık, gelecekteki olayların cesaret unsuru olacaktır.  O nedenle bu soruşturmayı da davayı da “bütün unsurları” ile yakından takip etmeye kararlıyız.

Meslektaşlarımıza ve kamuoyuna saygı ile sunarız.

YAZDIR
Yükleniyor...