HABERLER
  • Son Güncelleme : 21.09.2020 14:24
  • Haber Giriş : 08.09.2020 12:20
  • Etkinlik : 05.09.2020

Hukuk Habitatını Değiştirmemiz Gerekiyor

-İstanbul Barosu Başkanı Av. Mehmet Durakoğlu, son günlerde kamuoyunu gündemine oturan konular, yargı ve baroların sorunları konusunda Cumhuriyet Gazetesi Yazarı İpek Özbey’in sorularını yanıtladı-

İPEK ÖZBEY: "Ebru Timtik örgüt üyeliğinden yargılanıyor, Mehmet Selim Kiraz'ı da DHKP-C öldürdü, dolayısıyla bunların arasında irtibat var" diye düşünülüyor.

MEHMET DURAKOĞLU: Ebru Timtik ile ilgili verilmiş, kesinleşmiş bir yargı kararı yok. Algı operasyonu! ? 15 Temmuz siyasal İslam teorilerinin çöktüğü gündür; AKP, öyle bakması gerekirdi, bakmadı. Özellikle liyakat ve laiklik konusunda yeniden düşünmesi gerekiyordu, yapmadı. FETÖ'den öğrendikleri kendi düzenlerini kurmak yoluna gittiler.

ÖZBEY: Önce pankart meselesini anlatın bize. Zorla asıldığını belirtmiştiniz. Kim asıyor Ebru Timtik pankartlarını?

DURAKOĞLU: 0 gün Ankara'daydım. Ebru Timtik'in vefatı üzerine baro önünde bir anma gerçekleştiriliyor. Önce gelip böyle bir pankart asıp asamayacaklarını soruyorlar.

ÖZBEY: Soranları tanıyor musunuz?

DURAKOĞLU: Bir kısım avukatlar... Arkadaşlarımız izin vermiyor. Anma, cenaze kaldırmak gibi geleneklerimiz var ama hiçbir zaman hiç kimsenin fotoğrafını asmadık. Bir süre sonra zorla gelip muhasebe müdürünün odasına girmek suretiyle, hatta sandalyeleri falan yerlere atarak o pankartı zorla asıyorlar. Aşağıda da bir kalabalık olduğu için, anında çıkarılması sorun olur diye düşünülüyor, kalabalığın dağılmasının ardından pankart bizim tarafımızdan kaldırılıyor. Algı operasyonu var!

ÖZBEY: Siz müdahale ediyor musunuz?

DURAKOĞLU: Pankart asıldıktan sonra haberim oldu. Sonuç olarak "Pankartı kaldırın" dediğimi biliyorum. Tahmin ediyorum 17-20 dakika arası asılı kaldı. Burada olayın nasıl olduğundan ziyade, İçişleri Bakanı tarafından nasıl anlatıldığı daha vahim bir durum. Bütün bu gelişmeler doğrudan polisin gözü önünde oluyor. Hadi diyelim ki pankart içeriden asıldığı için görmediler ama bizim tarafımızdan kaldırıldığını biliyorlar. Polisler kaldırmadı. Buna rağmen İçişleri Bakanının, "İstanbul Barosu yöneticileri pankartı astı, yazıklar olsun onlara. Allah'tan güvenlik güçleri, polis o pankartı oradan kaldırdı" demesi olayı başka türlü değerlendirmemize neden oluyor.

ÖZBEY: Nasıl bir değerlendirme?

DURAKOĞLU: Algı operasyonu yapıldığını düşünüyorum. Olay doğrudan doğruya İçişleri Bakanı-sonra Cumhurbaşkanı da ortak oldu ona- tarafından Mehmet Selim Kiraz'ın öldürülmesiyle ilişkilendirildi. Ebru Timtik'in yargılanması sırasında Mehmet Selim Kiraz'ın öldürülmesi olayı hiç gündeme gelmedi. İddianamesinde Kiraz'ın öldürülmesine ilişkin bir katkısından hiç söz edilmiyor.

ÖZBEY: Nereden çıkıyor peki?

DURAKOĞLU: O yüzden algı operasyonu diyorum ya. Kiraz'ın öldürülmesiyle ilgili İstanbul Barosu'nun beyanları ortada. Bir savcı adliye içinde katledilmiş, o bizim şehidimiz. Her anmasına katılmaya, onun değerlerini yaşatmaya çok büyük bir özen gösteriyorum.  İstanbul Barosu'nun teröre destek verdiği, göz yumduğu iddiası çılgınca.

ÖZBEY: Araya gireyim: Ebru Timtik neden yargılanıyordu?

DURAKOĞLU: Örgüt üyeliğinden.

ÖZBEY: Hangi örgüt?

DURAKOĞLU: DHKP-C...

ÖZBEY: Bağlantıyı buradan kuruyorlar.

DURAKOĞLU: Evet. Mehmet Selim Kiraz'ı da DHKP-C öldürdü, dolayısıyla bunların arasında irtibat var deniliyor. Bu irtibatın olup olmadığının bir hukuk kurumu olarak değerlendirmesini ancak yargı kararında ortaya çıkmış olmasıyla mümkün görürüm. Böyle bir yargı kararı yok. Bu tartışmanın nereye götürülmeye çalışıldığı tarihlerle de ilgili. 1 Eylül'de adli yıl açılışı külliyede yapıldı, bu yıl kimse tarafından tartışılmadı. Oysa geçen yıl en temel tartışma konularından biriydi. Anayasanın 104. maddesine göre yürütmenin başı konumunda bulunan bir kimsenin yargının açılışını yapıyor olması, geçmiş yıllardan alışkın olduğumuz dinlemesi gereken noktadan, konuşması gereken noktaya bizzat kendisinin kendisini taşıması tartışma konusu olmadı. Yargının temel sorunları konuşulmadı. Bu arada Küiliye'ye gidenlerin yargı mensubu olarak rahatsız olduğunu düşünüyorum.

ÖZBEY: Öyleyse niye gidiyorlar?

DURAKOĞLU: Gitmek zorundalar. Türkiye'de yargının içinde bulunduğu temel sorunlardan biri bu. Yürütme, yargı üzerinde büyük bir baskı kurmuş vaziyette, bu baskının sonucu olarak bütün bunları yaşıyoruz. Türkiye'de hukuk habitatının değişmesi gerekiyor. Aksi takdirde bunu götüremeyiz.

ÖZBEY: Cumhurbaşkanı, "İnşallah önümüzdeki dönemde avukatlıktan teröristliğe uzanan bu kanlı yolun önünü kesmek için gerekeni yapacağız" dediğinde bir baro başkanı ne düşünür?

DURAKOĞLU: Çok ciddi kaygılar içine girdim. Öyle anlıyorum ki, Sayın Cumhurbaşkanı'nın zihninde farklı bir avukatlık tahayyülü var. Mesleğin gelişimine yönelik bir gerçeklik ifade etse, hukuk devleti ya da yargı bağımsızlığına katkı verecek yeni bir düzenleme olsa sevinç duyarım ama kafasındaki modelde bir insanın suçlanmasıyla ilgili evrensel kabule ulaşmış hukuk kriterleri yok. ‘teröristtir" dediği kimsenin gerçekten terörist olup olmadığının hukuk devletindeki tanımı doğrudan doğruya bir mahkeme karandır. OHAL İnceleme Komisyonu'ndaki incelemeler sonunda anladık ki KHK'lerle ihraç ettikleri memurların ihraç kararlarının büyük bir bölümü istihbarat birimlerinin raporlarıyla ilgiliymiş. Burada da aynı şeyi çalıştırmaya çalışıyorlar. Bu arada "teröristi savunan avukat da teröristtir" gibi bir mantıktan yola çıkarsanız, bizim bu mesleği yapabilmemizin hiçbir koşulu kalmaz. Biz katilin de hırsızın da uyuşturucu satanın da avukatlığını yaparız. Bir avukatın müvekkiliyle ilişkisi savunma hakkına yöneliktir. Bunu inkâr ederseniz, savunma hakkını inkâr ediyorsunuz demektir.

MAKLUBEYE KAŞIK SALLAYANLAR YARGININ ARKA ODASINDA

ÖZBEY: Yasa henüz Meclis'ten geçmemişti. Cumhuriyet'teki bir yazınızda çoklu baroyla ilgili çalışmanın "arka oda"da hazırlandığını söylemiştiniz. Neresi bu arka oda?

DURAKOĞLU: Bunu anlayabilmek için biraz geçmişe gitmek gerekiyor. Çoklu baro düzenlemesi Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanlığı döneminde bir kez daha gündeme gelmişti. O dönem içinde Devlet Denetleme Kurulu raporlarına da girmişti. Biz o raporun, o zamanlar da bir FETÖ projesi olduğunu söylemiştik. Hatta Metin Feyzioğlu, 24 Şubat 2018'de Ankara'da Ahmet Taner Kışlalı Spor Salonu'nda yaptığı konuşmada "Bu bir FETÖ projesidir, nokta!" diye ifade etti. Bence de bir FETÖ projesidir. Daha sonraki süreçte birkaç kez gündeme getirildi. Her defasında biz bir şekilde halledebilmiştik. Bu kez gündeme gelişi ilginç bir gelişmeyle oldu. ¦ Neydi o gelişme? Birdenbire yandaş medyada yasa değişiklikleri hazırlandığı söylendi. Biz tartışmaların içine girdik. Tam o sırada bir sabah Feyzioğlu, TBB Başkanı sıfatıyla bir açıklama yaptı ve "Yok böyle bir tasan, neyle uğraşıyorsunuz" dedi. Aynı gün öğleden sonra, Adalet Bakanlığı "Böyle bir hazırlığımız yok" diye yazılı bir açıklama yaptı. Ertesi gün Cumhurbaşkanı, "Hayır var böyle bir tasarı, biz hazırlıyoruz. Getireceğiz ve Meclis kapanmadan çıkacak" dedi. Bir avukatlık yasa değişikliği hazırlanıyor, TBB Başkanı'nın, Adalet Bakanı'nın haberi yok.

ÖZBEY: 'Arka oda' mı devreye giriyor?

DURAKOĞLU: Aynen öyle. Bunun başka bir izahı yok. Kimsenin haberi yok ve arka odalarda bir yerde böyle bir şey hazırlandı. Tabii bu FETÖ projesi, Adalet Bakanı'nın haberinin olmaması meselesine baktığınızda aslında arka odada kimlerin olduğu gerçeğini de değerlendirmek gerekiyor.

ÖZBEY: Kimler?

DURAKOĞLU: Adalet Bakanı'nın referansıyla çok net bir şey söyleyebilirim. Hatırlarsanız birkaç ay evvel "Maklubeye birlikte kaşık sallayanlar, yargıyı dizayn etmeye çalışmasınlar" dedi. Siyasal iktidarın içinde maklubeye kaşık sallayanlar, anlıyorum ki yargıyı dizayn etmeye çalışıyorlar ve Adalet Bakanı buna karşı. Arka odada kimlerin olduğunu anlatabiliyor muyum? Bırakın onu, maklubenin sahipleri zaten eskiden böyle bir projenin sahipleriydi. Onların kütüphanelerinde duruyor zaten teklif. O teklifi kütüphaneden çıkardılar, bir anda Adalet Bakanı'nın da haberi olmadan realize edilmeye başlandı.

ÖZBEY: FETÖ, yargıdan hâlâ mı temizlenemedi?

DURAKOĞLU: Ciddi ölçüde temizlendiğini biliyorum ama bu neyi ifade ediyor? Yargıda FETÖ temizlendi de şimdi temiz bir yargımız mı var? Artık bağımsız ve tarafsız mıyız?

ÖZBEY: FETÖ gitti, METÖ geldi mi demek istiyorsunuz?

DURAKOĞLU: Aynen. Bakın bu ülkede OHAL döneminde çıkarılan bir KHK ile 1.5 yıl boyunca, hâkim, savcı alımında yazılıdan 70 alma zorunluluğu kaldırıldı. Ben 91 alan, mesleğe kabul edilmeyen pırıl pırıl avukatlar biliyorum ama 54 alıp mesleğe kabul edilen şu anda hâkim, savcılık yapmakta olan, avukatlığı becerememiş hukukçular da biliyorum. Benim elimde mesela 175 kişilik AKP mensubu avukat listesi var. Hepsi hâkim, savcı. Bu listeler yayımlandı. Özel olarak alındılar.

ÖZBEY: Bir yargıcın siyasal görüşü olamaz mı?

DURAKOĞLU: Elbette, bir yargıcın siyasal görüşünün olması kadar doğal bir şey yok. "Niye bu AKP'li, niye CHP'li" diye sormak kimsenin haddi değil. Ama siyasal düşüncesinin öğrettiği değerlerin, kararına ne kadar yansıdığı beni çok ilgilendiriyor.

AVUKATLAR DURUMU ANLADILAR

ÖZBEY: İktidara yakın hukuk demekleri İstanbul ve Ankara'da yeni barolar için 2 bin imzayı bulamadı. Neden bulamıyor, bu sonuç görülememiş miydi?

DURAKOĞLU: Sanmıyorum öngördüklerini. Tam tersine olabileceğini düşünüyorlardı. Öyle olmadı. Avukatlar, içinde bulundukları durumu anladılar diye düşünüyorum. Bir ölçüde hem Ankara'da yaptığımız, hem de yasalaşma aşamasında TBMM'de yaptığımız mücadelelerle olayı bir anlamda meslektaşlarımıza da anlatabildik diye düşünüyorum. Meslektaşlarımızın da çok ciddi bir yaklaşımları oldu ve başaramadılar. Bunu siyasal ayrım gözetmeden söylüyorum. AKP, MHP mensubu olan arkadaşlarım var, onların da katılmadıklarını biliyorum.

ÖZBEY: Amacına ulaşmadı yani...

DURAKOĞLU: Belki bu barolar kurulabilir ileride. Dört sene hiçbir işlev görmez.

ÖZBEY: Sizce neler yapılmalı?

DURAKOĞLU: Yargı bağımsızlığının sağlanması konusundaki değişiklikler yapılmalı. HSK'nin yapısı baştan sona değişmeli. Hâkimlerin önce coğrafi güvencesi sağlanmalı. Sulh ceza hâkimlikleri otomatik tutuklama müessesesine dönüştü, mutlaka kaldırılmalı. Savunma hakkına saygı göstermeden yargı reformu yapabilmek mümkün değil. Savunmanın önündeki tüm engeller kaldırılmalı. Biz dosyalara ulaşamıyoruz. Gizlilik kararları görüyoruz. Tutuklamaya itiraz edeceğimiz dosyada vereceğimiz dilekçeyle ilgili bir tek delil göremiyoruz ki itiraz edelim. Gizlilik karan olmayan dosyaları dahi göremediğim oluyor. Savcının dosya kaçırdığı gerçeğiyle karşı karşıyayım. AİHM kararlarını refere eden bir anlayışın yargıya hâkim olması gerekiyor.  (07.09.2020).

 


 

YAZDIR
Yükleniyor...