HABERLER
  • Son Güncelleme : 14.09.2020 00:26
  • Haber Giriş : 01.09.2020 16:07
  • Etkinlik : 01.09.2020

Gerçekle İlgisi Bulunmayan Bir Zihni Sürecin Senaryosu Canlandırılmaktadır

2020-2021 Adli Yıl Açılış töreninde konuşan Cumhurbaşkanının, konuşmasının son kısmında bahse konu ettiği hususlar, Baromuz açısından yeni bir açıklamayı zorunlu kılmıştır.

28 Ağustos 2020 tarihinde İstanbul Barosu önünde düzenlenen anma sırasında, Baro binasına asılan poster vesilesiyle sürdürülen tartışmalar, yaşananlardan kopuk bir senaryo ile canlandırılmaktadır. Yaşanan gerçekliğe karşın, önce İçişleri Bakanı, daha sonra da Adalet Bakanı tarafından manipüle edilen gerçeklikler, bu kez de Cumhurbaşkanı tarafından, benzeri bir yorumlamaya konu edilmiştir.

Sorunun ilk boyutu, bu tartışma vesilesiyle kurumsal olarak İstanbul Barosunun “rahatsızlık” yaratan bir konumda bulunduğunun ve giderek “çoklu baro” yapılanmasına hak veren bir noktada olduğunun Sayın Cumhurbaşkanınca tespit edilmiş olmasıdır. Öncelikle belirtmeliyiz ki, bu tespitlerde haklılık bulunmamaktadır.  Zira, kurumsal olarak İstanbul Barosunun bu olayda bir dahli yoktur. Poster, Baro tarafından asılmadığı gibi, bizzat Baro tarafından indirilmiştir. İçişleri Bakanının bu konudaki beyanları, gerçeği yansıtmamaktadır. Üstelik, bütün bu gelişmeler, güvenlik güçlerinin tanıklığında gerçekleşmiştir.

Bu olayın, şehit Savcımız Mehmet Selim Kiraz ile ilişkilendirilmesi, İstanbul Barosu açısından ciddi bir haksızlıktır. Mehmet Selim Kiraz bizim şehidimizdir. İstanbul Barosu, bütün açık kaynaklarıyla Savcımızın şehit edilmesi sürecinden başlayan ve bugüne kadar sürdürülen anmalarında, onu yaşatmak uğrunda her türlü duyarlılığı göstermiştir. Bu tavrımız sonuna kadar da sürecektir.

Gerçekle ilgisi bulunmayan bir zihinsel süreç geliştirmek suretiyle, satır aralarından İstanbul Barosunu “terör destekleyicisi” gibi göstermek de bir başka haksızlıktır. Terörün her türlüsünü her zaman en açık dille lanetleyen ve açık kaynaklarında bu lanetine ilişkin bütün değerleri saklayan bir Baro için sarfedilen bu türden sözcükler, açık bir algı operasyonudur. İstanbul Barosu, ülke bütünlüğüne yönelik her türlü eylemin karşısında durmasını bilen bir geçmişin mirasını taşımaktadır. Bu konuda en küçük bir “ispat külfetini” yüklenmek ihtiyacında da değildir. Eğer, tarihe yönelik bir bakış açısı yarıştırılacak ise, bu yarışın her evresini de tartışmaya hazırdır.

Baromuz, özellikle de insan hakları alanında yapılan mücadeleler bağlamında aldığı tavır nedeniyle, süreç içerisinde siyasal iktidarlarla karşı karşıya gelse de, bu konumunu, yapmaya mecbur olduğu mücadelesinin gerekliliği olarak değerlendirmektedir. Evrensel hukukun genel kabule ulaştırdığı değerlerden hareketle yürütülen bu mücadelelerde, kaçınılmaz gerçekliğin “doğal” kabul edilmesi, demokratik hukuk devleti iddiasının sonucudur. Siyasal iktidarların, bu duruma tahammül etmesi gerekirken, “ağır ve haksız” suçlamaların konusu haline getirmeyi tercih etmesi, öncelikle de hukuk devletine zarar verecektir.

Diğer yandan, bu konuşma ile Cumhurbaşkanı tarafından mesleğimiz açısından dile getirilen bazı hususlar da dikkat çekicidir. Öyle anlaşılmaktadır ki, Cumhurbaşkanının zihninde farklı bir avukatlık tahayyülü vardır. Bu tahayyül, savunma hakkının görmezden gelindiği ve “suçlu” kavramının özel değerlendirmelerle belirlenip, savunmayı da gerektirmeksizin, “uygun bir tensiple” infazına kadar giden bir süreci ifade etmektedir. Üstelik, mesleğimiz açısından özen gösterdiğimiz “müvekkil ile özdeşleşmeme” ilkesi de, bizim dışımızda giderek “aynılaşan” bir konuma evrilmektedir. Daha önce, özel koşullarda “müdafilik görevinden men edilmesi” yolunda yapılan değişikliklerin bile yetmediği, şimdi “meslekten atılmasını” gerektiren bir süreç yönünde yapılan yorumlar, sadece avukatlık mesleğini değil, hukuk devletini de ciddi ölçüde tahrip edecektir. Çünkü hukuk devletinin “avukatı”, bu tanımlama değildir.

Bu vesile ile bir kez daha ifade etmekteyiz ki, ülkemizin “hukuk devleti” olabilmesine yönelik çok ciddi tereddütlerin yaşanmakta olduğu, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı noktasında uygar ülkelere göre çok geride bulunduğumuz, yurttaşlarımızın da yargıya güvenmediklerini açıkça ifade ettikleri bir noktada, yargıya dair yapısal dönüşümlere gereksinim vardır. HSK’dan başlayarak adliyedeki kalemlere kadar varan bir köklü değişikliği gerçekleştirmek zorundayız. Bu dönüşümü gerçekleştirmek yerine, hedefe konulan Barolar üzerinden yazılan senaryolar, sadece yeni güvensizliklerin kaynağını oluşturacaktır.

Kamuoyuna saygı ile sunarız.

İSTANBUL BAROSU BAŞKANLIĞI

YAZDIR
Yükleniyor...