Giriş Tipini boş bıraktınız!

Sicil No'yu boş bıraktınız!

Kullanıcı Adını boş bıraktınız!

Şifrenizi boş bıraktınız!

Kapat

Unvanı boş bıraktınız!

Sicil No'yu boş bıraktınız!

T.C Kimlik No'yu boş bıraktınız!

Kullanıcı adını boş bıraktınız!

Kapat

Şifremi Unuttum işlemi tamamlandığında kayıtlı cep telefonu numaranıza Kullanıcı Adı ve Şifreniz gönderilir

Unvanı boş bıraktınız!

Sicil No'yu boş bıraktınız!

T.C Kimlik No'yu boş bıraktınız!

Kapat
HABERLER
  • Son Güncelleme : 24.09.2019 11:03
  • Haber Giriş : 20.09.2019 12:38
  • Etkinlik : 20.09.2019

Bursa ve Mardin’deki Meslektaşlarımızla Dayanışıyoruz

Önceki gün Mardin’de iki meslektaşımızın vekil oldukları dosyanın karşı yanı tarafından  takip edilerek darp edilmesi ile aynı gün Bursa’da bir meslektaşımızın avukat olduğunu belirtmesine rağmen polis tarafından darp edilmiş olması ve giderek fiilen 10 saat boyunca gözaltı işlemi uygulanmış olması, içinde bulunduğumuz koşullarda avukatların konumunun anlaşılması bakımından yeni bir değerlendirmeyi davet etmektedir.

Yaşanan bu vahim olayların toplumsal yönü, avukatın yargı içindeki rolünün kavranamaması ile ilgilidir. Avukatı müvekkili ile özdeşleştiren ilkelliğin, giderek ona saldıran ve hamile olmasına rağmen acımasızca darp eden bir aşamaya kadar vardırılabilmiş olması, hukuk devletinin tesisindeki başlıca güçlüklerden birisidir.

Bir başka vahim yönü ise, bizzat kolluk güçlerinin de benzer ilkelliği sergileyebiliyor olmasıdır. Havana Kuralları gereğince, avukatın özgürce görev yapmasını sağlamak gibi uluslararası bağlamdaki bir taahhüdün Bursa Caddesindeki ihlali, münferit bir vaka olarak tanımlayıp geçiştirilecek türden bir ihlal değildir. Başka bütün bakış açılarının, “bir avukata yapılan muameleden” üretecekleri yeni fikir yürütmeleri, yurttaşların ne ölçüde hukuk güvenliğine sahip oldukları sorusunu davet edecektir ki, bu sorunun da hukuk devleti bağlamında yanıtlanması olanağı yoktur.

Mardin’de saldırganların önce serbest bırakılmış olması, ardından tutuklanmasının ortaya çıkardığı ikircikli yargı tavrı da, avukatların hak arama özgürlüğü adına özen gösterdikleri konumları açısından ayrıca dikkat çekicidir. Bu tür olaylar karşısında, avukatların da tıpkı hakim ve savcılara yapılması muhtemel saldırılar gibi değerlendirilmesi açık yasa hükmü iken, bunun görmezden gelinmiş olması, sadece bir hükmün ihlali değil, yargı bileşenlerinin kendi içindeki bir algının dışa vurumudur. Bu sorunu, onlarca kez yaşamış olmakla, gidişata ilişkin çok ciddi kaygılar taşıdığımızı vurgulamak ihtiyacındayız.

Kolluk-avukat ilişkilerine ayna tutan Bursa vakası ise, karakoldaki sessizliğinden ayrılıp gazete manşetlerine yansıyınca, neredeyse mağdurun sanık konumuna kadar getirildiği bir utanç noktasına taşınmıştır. Bursa Barosu Avukat Hakları Merkezinin müdahalesi sonucu tesbit edilen darp izlerinin ve diğer gelişmelerin fotoğraflanmak istenmesi üzerine müdahale edilmesi ve giderek idari para cezası gerektiren bir basit olayın, kolluk tarafından “cezalandırılarak infaz edilecek” bir düzeye vardırılmış olması, kolluğun hukuk devleti idealini ne ölçüde hakettiğine ilişkin bir bakış açısını somutlaştırmaktadır.

Şimdi bizim için süreç, bu soruşturmaların takip edilmesi suretiyle şekillenecektir.

İstanbul Barosu olarak, yaşanan bu olayların “son” olmadığını biliyoruz. Benzer olaylarda meslektaşlarını kaybetmiş olan avukatlar olarak, mücadele etmek dışında bir seçeneğimizin olmadığını, bu mücadeleyi bir yandan toplumsal alanda adalet talebinin yükseltilmesi, diğer yandan da bürokrasi ve yargı alanında  konumumuzun anlaşılabilmesi yönünde, vermeye devam edeceğiz.

Bursa Barosu ve Mardin Barosu’na, ayrıca saldırıya uğrayarak darp edilen meslektaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimizi ve dayanışma duygularımızı iletiyoruz.

İSTANBUL BAROSU BAŞKANLIĞI

YAZDIR
Yükleniyor...