Giriş Tipini boş bıraktınız!

Sicil No'yu boş bıraktınız!

Kullanıcı Adını boş bıraktınız!

Şifrenizi boş bıraktınız!

Kapat

Ünvanı boş bıraktınız!

Sicil No'yu boş bıraktınız!

T.C Kimlik No'yu boş bıraktınız!

Kullanıcı adını boş bıraktınız!

Kapat

Şifremi Unuttum işlemi tamamlandığında kayıtlı cep telefonu numaranıza Kullanıcı Adı ve Şifreniz gönderilir

Ünvanı boş bıraktınız!

Sicil No'yu boş bıraktınız!

T.C Kimlik No'yu boş bıraktınız!

Kapat
HABERLER
  • Son Güncelleme : 19.01.2018 17:45
  • Haber Giriş : 12.01.2018 14:28
  • Etkinlik : 12.01.2018

Türk Yargısı Çok Ciddi Bir Dönemeç Noktasına Gelmiştir

Geçtiğimiz gün, Anayasa Mahkemesi tarafından Mehmet Altan ve Şahin Alpay’la ilgili olarak verilen “ihlal” kararları karşısında, İstanbul 13 ve 26. Ağır Ceza Mahkemelerinin verdiği kararlar ile bu kararlarla ilgili yapılan yorumlar arasında özellikle de Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ tarafından yapılan değerlendirme, Baromuz için hukuksal temelli kaygılara neden olmuştur.

AYM’ne bireysel başvuru hakkının, evrensel hukukun genel kabule ulaştırdığı temel kavramların yaşama geçirilmesinde, çok önemli bir işlevsellik taşıdığı kanısındayız. Anayasamızın 90. Maddesinde yapılan değişiklikler ile İHAS’nin tarafı olmak ve bu çerçevedeki bütün gereklilikleri taahhüt etmek konumunda bulunmayı, olağanüstü düzeyde önemsiyoruz. Özellikle de, yargı dünyamızın içinde bulunduğu bu aşamada, özgür dünyaya açılan tek kapının burası olduğu kanısındayız.

Dünden bu yana meydana gelen gelişmelerin, bu temeldeki “hukuksal güvencemizi” ciddi biçimde sarsan ve giderek yok etmeye yönelen bir içerik taşımakta olduğuna tanık oluyoruz.

İstanbul Barosu, adı geçen sanıkların kişilikleri ve/veya isimleri ile meşgul değildir. Onlara isnat edilen fiilleri de gözetmemektedir. Herhangi bir fikir birliğinden sözedilmesi ve/veya destek olunması gibi bir hareket tarzı da yoktur. Ancak, kim olursa olsun ve iddia ne yönde olursa olsun, yukarıda özetlemeye çalıştığımız temel yaklaşıma uygun düşmeyen bakış açılarının mahkum edilmesi gerektiği kanısındayız.

Temel sorun, hukukun evrensel kabule ulaşmış ilkelerinin yaşam alanımızda yer alıp alamayacağıdır.

AYM ihlal kararlarında, Adalet Bakanlığı’nın “salt gazetecilik faaliyetinden tutuklu değiller” şeklindeki savunmasını yerinde bulmamıştır. AYM gazetecilere tutuklamayı “hukuksuz” ve basın özgürlüğüne “ölçüsüz müdahale” şeklinde değerlendirmiştir.  Bu çerçevesini OHAL karşısında da değerlendiren AYM, OHAL’in basın özgürlüğüne müdahaleyi meşru kılmadığı tesbitini yapmış ve Anayasanın 15 ve 19. Maddelerinin tanıdığı güvenceler bağlamında, tutuklama olarak somutlanan müdahaleyi de meşru bulmamıştır.  

Bu çerçevede, Ağır Ceza Mahkemelerinin tutukluluğun devamı yönünde verdiği kararlar açıkça “ihlalin sürdürülmesi” anlamına gelecektir. Bu sonuç, hukuken çok vahimdir.

AYM’nin gerekçeli kararını Resmi Gazetede görmek, muhalefet şerhlerini okumak, yerel Mahkemeye bu kararı değerlendirmek yetkisi vermez. Böyle bir ihlal kararı mevcut iken, yerel mahkemenin delil durumundan sözedip, matbu nedenlere sığınması asla kabul edilemez. Bu sonuç, Anayasa Mahkemesi kararlarının “kesin” niteliğini de “bağlayıcı” niteliğini de yok eder. Anayasaya açıkça aykırı bir noktayı ifade eder. Ama en önemlisi, bizi İHAS’dan koparır.

Kaldı ki, bireysel başvurularla ilgili kararların Resmi Gazetede yayınlanıp yayınlanmayacağı yönündeki kararlar da, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 58. maddesi gereğince AYM Başkanlığı tarafından verilir.

Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın son demecinden çıkan sonuç da bu kaygıları haklı kılmaktadır. AYM’nin verdiği kararın, yasaların belirlediği sınırın aşılması suretiyle üretildiği şeklindeki beyan, İHAS hükümlerinin Anayasanın 90. Maddesi çerçevesindeki yorumuna aykırıdır. Kaldı ki, yargının, siyasetle etkileşime bu denli açık olduğu bir zaman diliminde, öyle bir açıklama çok ciddi hukuksal sorunlar yaratacak niteliktedir. Açıkca belirtmek gerekirse, hukuksal temelden yoksun kararları “cesaretlendiren” bir içerik taşıyacaktır. Bireysel başvuru hakkını ve doğuracağı sonuçları sulandıracaktır.

İstanbul Barosu olarak uyarıyoruz ki, bu durum –zaten çok tartışmalı olan- hukuk devletinin sonu demektir. Siyaset, yargıdan elini çekmelidir.

Bu son gelişmeler, Türk Yargı Sistemini çok ciddi bir dönemeç noktasına getirmiştir. Hukukumuzu evrensel temellerden uzaklaştıran bu yaklaşımlar, geleceğimizi şekillendirme hakkını elimizden alacak bir nitelik taşımaktadır.

Bu beyanımız  “çemkirmek” değil, tarihe not düşmektir.

İSTANBUL BAROSU BAŞKANLIĞI

 

YAZDIR
Yükleniyor...