Giriş Tipini boş bıraktınız!

Sicil No'yu boş bıraktınız!

Kullanıcı Adını boş bıraktınız!

Şifrenizi boş bıraktınız!

Kapat

Ünvanı boş bıraktınız!

Sicil No'yu boş bıraktınız!

T.C Kimlik No'yu boş bıraktınız!

Kullanıcı adını boş bıraktınız!

Kapat

Şifremi Unuttum işlemi tamamlandığında kayıtlı cep telefonu numaranıza Kullanıcı Adı ve Şifreniz gönderilir

Ünvanı boş bıraktınız!

Sicil No'yu boş bıraktınız!

T.C Kimlik No'yu boş bıraktınız!

Kapat
HABERLER
  • Son Güncelleme : 04.01.2018 12:42
  • Haber Giriş : 03.01.2018 13:38
  • Etkinlik : 25.12.2017

Bu KHK Kanun Hükmünde Olsa da Hukuk Hükmünde Değildir

Cumhuriyet Gazetesi Duruşması için Adliye Önünde açıklama yapan Baro Başkanı Av. Mehmet Durakoğlu şu konuşmayı yaptı;

Sayın Basın Mensupları,                

Biz bugün burada, biraz sonra başlayacak Cumhuriyet Gazetesi duruşmalarının geldiği evre itibariyle, halen tutuklu olan meslektaşımız ve gazeteci dostlarımızın,özgürlüklerinden yoksun bırakılmasının haksızlığını dile getirecektik. Biz bugün burada sizin aracılığınız ile ulaşabildiğimiz herkese, "artık yeter" diyecektik. Basın özgürlüğünün, demokrasi için ne denli yaşamsal olduğunu vurgulayıp, medya dünyasına egemen kılınmaya çalışılan baskı ve otokontrol algısının, bizi otokratik anlayışlara götüreceğini söyleyip hukuk,hukuk, hukuk diyecektik. Bu mücadelemizin sadece basın mensuplarının özgürleştirilmesini amaçlamakla kalmadığını, aslında yurttaşların "haber alma hakkını" nasıl da yok ettiğini, bu bilincin yurttaşlar zemininde yaygınlaştırılması gerektiğini, saptayıp vurgulayacaktık. 

Size, siyaset kurumlarının yargıya müdahalesinden sözedip, bu müdahalelere sadece siyasetin muhalif odaklarının karşı çıkmasının yetmeyeceğini, yargı bileşenlerinin de tepki göstermesi gerektiğini anlatacaktık. Yargı kurumları, kendilerine yapılan müdahalelere rağmen, demokratik hukuk devleti olabilmenin kararlarını üretebilirlerse,  evrensel hukukun genel kabule ulaştırdığı kavramlardan yola çıkıp, kararlarına bu argümanları yerleştirebilirlerse, çok şeylerin değişebileceğini anlatacaktık. Hukuk olmazsa, hakça yaşam olmaz diyecektik.

Size bu ülkenin yakın siyasal tarihinde yaşanan baskı dönemlerinde, yürekli yargıçların verdiği kararların, aradan geçen onyıllara rağmen nasıl da menkıbe gibi anlatılmaya devam ettiğini, hukuk tarihimize geçen o dönemlerde sadece bu kararların sahibi olan Yargıçların saygı ile anımsandığını anlatacaktık.  Onların sayesinde, yargımızı yeniden hakettiğimiz etkinlik düzeyine ulaştırabildiğimizi    örnekleyecektik.  Bu saygınlığı onlara kişisel bir onur olarak yıllar sonra yeniden teslim ederken, bugüne taşıyacaktık O'nları... Bugünküler de öyle yapsınlar diye... Yarınkiler de diksinler diye heykellerini...

Özgürlüğün değerini, anlamını anlatacaktık size.... Düşünen muhaliflerin, o arada örneğin meslektaşımız Av. Akın Atalay'ın kısıtladığınız özgürlüğünün, sadece O'na ait olmadığını, bizi de mahpus tutarak kısıtladığınız özgürlüklerimizin, aslında bizi hukuk adına mücadele vermek yolunda daha da bir kararlılığa ittiğini anlatacaktık. Tam da şimdi, bu ülkenin üstelik çok da hızlı bir biçimde, yapısal reformlarla demokratik süreci yeniden yapılandırması gerektiğini söyleyecektik. OHAL'e yeter diyecektik. Tam da bu sırada, demokrasinin tahkim edilmesinin elzem olduğu bu zaman dilimini, OHAL ile geçirmekte olmamızın, geleceğimizi nasıl da etkileyeceğini anlatacaktık.

Yeter bu KHK rejimi diyecektik. TBMM'nin devre dışı bırakıldığı, OHAL ilanı ile hiç ilgisi olmayan konularda sevkedilen hükümleri anlatıp, yasa değişikliklerinin KHK'larla yapılmasındaki hukuk dışılığından dem vuracaktık. Demokrasi isteyecektik, ona da hukuksuz ulaşamayacağımızı vurgulayacaktık.

Tam bunları talep edecekken, dün geldi 695 ve 696 sayılı KHK'lar... TBMM'nin tatiline karar verdikten bir gün sonra...

Adalet talep ederken tahkim edeceğimiz hukuku, ancak bağımsız ve tarafsız yargıyla sağlayabileceğimizi savunurken, siyasal iktidarın Yargıtay ve Danıştay projelerine tanık olduk bu son KHK'larla... Biz yargıç güvencesi ararken, yerel yargıçlarla, Bölge Adliye Mahkemesi Yargıçlarının güvencesizliğinden kendisine teminat arayan iktidarla karşılaştık. Mahkeme kararlarının gerekçeli olmasının, yargının kendisini halk nezdinde denetime sunması anlamına geldiğininden bihaber olan siyasal iktidarın, hukuku bilmediğine de tanık olduk.

Yasanın avukat bulundurulmasını zorunlu kıldığı alanlarda, avukatsız yargılama ve karar süreçleri yarattı dünkü KHK'lar... Yargılama için yargıç ve savcıyı yeterli görüyorlar. Avukat "olmasa da olur" diye bakıyorlar artık... Üstelik, açık,sözlü ve yüze karşı duruşma yapılması zorunluluğu da yok artık... Delilleri anlatmakla yetinilecek...

Biz gereksiz ve uzun tutuklulukların son bulmasını beklerken, tahliye kararlarına "bir de ben bakacağım" dedi iktidar... Yargıcın tahliye kararına, Savcının itirazı artık tartışma konusu olmayacak. Bu hukuksuz uygulama yasal dayanak buldu dün... Öyle kolay değil cezaevinden çıkmak artık...

El konulan belgeler, ancak yargıç tarafından, istisnai olarak da savcı tarafından incelenebiliyordu düne kadar... Bu noktaya gelinceye değin verdiğimiz mücadeleler, dün itibariyle yok sayıldı bir anda... Artık kolluk da bu belgeleri inceleyebilecek... Ne özel yaşamın gizliliği kalacak artık ve ne de hukuk güvenliği...

Kim yapıyor bunları, kim yazıyor, kime soruluyor bilmiyoruz ama, eğer sonraki bir KHK ile Anayasanın 90. Maddesi değiştirilmezse, adil yargılanma hakkı bir haksızlığa dönüşmezse, bu temeldeki soruşturma ve kovuşturmaların çok ağır maliyetleri olacaktır.  Savunma hakkı, böylesine yok sayılıp görmezden gelinince, adına yargılama dediğiniz o oturumların daha hızlı ve dilediğiniz şekilde yürüyeceğini sanıyorsanız, bunların hepsi AHİM'den dönecektir. Bu süreç, en çok da FETÖ sanıklarına yarayacaktır. Hukuktan vazgeçerek adalet sağlanması olanağı yoktur.

Keşke bu kadar olsaydı dünkü değişiklikler... Artık sanıklara tek tip elbise giydirilecek duruşmaya çıkarken... Giymeyenlere de ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma cezası verilecek.  Sanık sıfatının ifade ettiği anlamı, masumiyet karinesinden bağımsız olarak algılayıp, onun korunması gereken onurunu hiçe saymak anlamına gelen bu uygulama, hukuk devletinin gereği sayılamaz. Kaldı ki, "lekelenmeme" ilkesinin açıkça ihlali sayılan böyle bir uygulamadan tatmin arayan iktidar, asla kendisini kahraman yapamayacaktır. Guatanamo örneğinin, ABD kaynaklı olması nedeniyle hukuksal bir temeli olduğu düşünülüyorsa, sırf hukuk dışına çıkıldığı için bu coğrafyanın tercih edildiği, birileri tarafından iktidara anlatılmalıdır. Yargılama sonunda beraat edecek kişiye verilecek yanıt bulunmadan, bu uygulama haklı ve doğru görülemez.

Sayın Basın Mensupları,

Dünkü KHK ile getirilen en vahim düzenleme, "resmi bir sıfat taşıyıp taşımadıklarına ve resmi bir görevi yerine getirip getirmediklerine bakılmaksızın" darbe teşebbüsü ve terör eylemlerinin bastırılması kapsamında hareket eden kişiler için getirilen "cezasızlık"tır. Peşinen ifade edelim ki, bu hüküm "yok hükmündedir". Suç teşkil eden bir eyleme rağmen, herhangi bir kişinin hukuken sorumlu tutulamayacağına ilişkin "cezasızlık" düzenlemesi, hukukun genel mantığı ve felsefesine aykırıdır. Bu mantık, önce kendi paramiliter güçlerin oluşmasına kaynaklık edebilir ve giderek öylesine ciddi sonuçlar doğurur ki, önü alınmasının mümkün olamayacağı bir iç savaşın iteneği konumuna gelebilir. Kaldı ki, bir devlet, güvenliği kendi tekelinden çıkararak, bir takım sivil güçlere ihale ederse, önce devlet kavramının sorgulanmasına yol açar.

Siyasal iktidar, OHAL ilanın İHAS'nin 15. maddesi itibariyle ifade ettiği anlamı doğru kavramalıdır. Yaşam Hakkının, asla ihlal edilmemesi gereken bir tanımlama ile korunmakta olduğu, çok açık bir düzenlemedir. OHAL, onu ilan eden güce, hukuk içinde böyle bir yetki veremez.

Biz demokrasi özlemimizi, hukuku temel kılarak ararken, dün 695 ve 696 sayılı KHK'lar ile getirilen bu yeni düzenlemeler, işimizi daha da güçleştirdi. Kısaca dünden bu yana yükümüz daha da ağır... Çünkü bu Kanun Hükmündeki Kararnameler, kanun hükmünde olsa bile hukuk hükmünde değil... Üstelik, Anayasa Mahkemesinin KHK'ların anayasaya uygunluk denetimini yapmaktan kaçınması nedeniyle gelinen bu nokta, Türk Hukuk Tarihinde yeni bir evreyi işaret etmektedir.

Avukatlar olarak mücadelemizi yılmadan sürdüreceğiz. Hukuk temelli birlikteliklerle toplumun adalet farkındalığını arttırmayı amaçlayacağız. Toplumun adalet talep eden bir bilinç düzeyine ulaşmasını sağlayan çalışmalarla, hukukun üstünlüğünü egemen kılacağız. Tarihimizin bize çokça yüklediği ve her seferinde başarı ile çıktığımız bu görevi, bir kez daha başaracağız.

Saygılarımızla.

Av. Mehmet Durakoğlu

Istanbul Barosu Başkanı

 

 

YAZDIR
Yükleniyor...