Giriş Tipini boş bıraktınız!

Sicil No'yu boş bıraktınız!

Kullanıcı Adını boş bıraktınız!

Şifrenizi boş bıraktınız!

Kapat

Ünvanı boş bıraktınız!

Sicil No'yu boş bıraktınız!

T.C Kimlik No'yu boş bıraktınız!

Kullanıcı adını boş bıraktınız!

Kapat

Şifremi Unuttum işlemi tamamlandığında kayıtlı cep telefonu numaranıza Kullanıcı Adı ve Şifreniz gönderilir

Ünvanı boş bıraktınız!

Sicil No'yu boş bıraktınız!

T.C Kimlik No'yu boş bıraktınız!

Kapat
HABERLER
  • Son Güncelleme : 09.08.2017 09:24
  • Haber Giriş : 26.07.2017 18:56
  • Etkinlik : 26.07.2017

Müftülükte Nikâh, Cumhuriyetin Niteliklerinden Vazgeçilmesidir

Hükümet tarafından TBMM’ne sunulan tasarı ile Nüfus Hizmetleri Kanununda değişiklik önerilmekte ve bu bağlamda Müftülüklere doğrudan nikâh kıyma yetkisi verilmektedir.

• Bu tasarı ile getirilmek istenen değişiklik, Anayasaya aykırıdır.

• Bu tasarı ile getirilmek istenen değişiklik, toplumda zaten yaşanan kutuplaşmayı zirveye çıkaracak çok ciddi sonuçlar doğuracaktır.

• Bu tasarı ile getirilmek istenen değişiklik, başlayan çifte hukuk tartışmasının zeminini güçlendirecektir.

Öncelikle belirtilmelidir ki; Anayasamızın 174. Maddesi, böyle bir düzenlemeye asla olanak vermez. Resmi nikâh, kimin kıydığıyla ilgili olmanın çok ötesinde anlamlar taşıyan bir ağırlıkla, İnkılâp Kanunları içinde sayılmıştır. Anayasamız, bu kanunun Anayasaya aykırılığının da ileri sürülemeyeceğini öngörmektedir. Daha açık deyişle, Anayasadaki düzenleme, İnkılâp Kanunlarını Anayasa değerinde, ona “değiştirilemez” hükmünün atfedilmesine neden olacak bir “hiyerarşiye” taşımıştır. Bunun nedeni de, Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundaki tarihsel birikimin yansıması niteliğini taşıyor olmasıdır. İnkılâp Kanunlarının değiştirilmesi, Cumhuriyetin niteliklerinden vazgeçilmesi anlamını taşır.

Bu tarihsel birikimin kaynağını da Lozan Antlaşması tayin etmektedir. Lozan’da bu talep, müzakereci ülke temsilcileri tarafından Türkiye’ye karşı ileri sürülmüştür. Türkiye’nin laik medeni kanun uygulaması ve herkesin “aynı ve tek” uygulamaya tabi olacağının teminatını vermesi üzerine müzakereci ülkeler ikna edilebilmiştir. Bu nedenle, ülkemizde azınlıkların tabi oldukları dinsel kurumsallıkların temsilcilerine de, evlendirme memurluğu yetkisi verilmemiştir.  Hatta, bu hükme itiraz eden Yunanistan’ın Milletler Cemiyeti nezdindeki itirazından sonuç alabilmesi de bu nedenle mümkün olamamıştır. En açık deyişle, Türkiye’nin  “Laik Cumhuriyet” niteliği, bu sorunun çözüm anahtarı olabilmiştir. Hükümet tarafından tasarlanan değişiklik, bu niteliğin değişmesine işaret edecektir.

Üstelik bu değişiklik, çok ciddi başka sorunların da daveti anlamına gelecektir:

Bir dini makamın bu yetkiyi alması, herkesin tabi olduğu “laik hukuk kurallarından” vazgeçilmesi anlamını taşıyacaktır. Vatandaşlar arasındaki bu ayrım, ülkemizdeki başka dinlere mensup yurttaşlarımızın da dini makamlarına evlenme aktinin yapılmasına ilişkin talep açma yetkisi verecek, Papaz, Haham gibi dinsel makamların da bu yetki ile donatılması kaçınılmaz olacaktır.

Sorun bununla da sınırlı kalmayacaktır. Türk Vatandaşları arasında da, nikahını Belediye’de veya Müftülüklerde kıyanlar gibi “çok tehlikeli” bir ayrım ortaya çıkacak, bu da var olan kutuplaşmayı –üstelik de dinsel temel üzerinden- olağanüstü tehlikeli bir boyuta taşıyacaktır. Ayrışan toplum, Müftülüklerde kıyılan nikâhları , “dinsel içerikli” sayarken, Belediyede kıyılan nikâhlara, bu nitelikten yoksun olduğu iddiası ile “başka türlü” bakacaktır.

Bu değişikliğin, Türkiye’de “çifte hukuk” tartışmasını yeniden gündeme getirmesi de kaçınılmaz olacaktır. Müftülükte kıyılan nikâhın, tabi olduğu hukuksal temelin gündeme gelmesi ve giderek oradaki nikâha ayrı bir “kutsiyet” atfedilmesi gibi bir tehlike, toplumun sadece ayrışmasını değil, adalet mekanizmasının bozulmasını da sağlayacaktır. Zaten çok sorunlu olan adalet mekanizmasının, özünden yaralanmasına neden olacak bu tartışma, tamiri mümkün olamayacak yeni bir süreci ifade edecektir.

İçinde bulunduğumuz zaman dilimi, karşı karşıya bulunduğumuz siyasal /sosyal sorunlar yumağı, bu tartışmaları kaldıramaz. Ulusal ve uluslararası alanlarda yaşadığımız gerçekliklerin bizi Türkiye Cumhuriyetinin “kuruluş ayarlarına” sevk etmesi gerekirken, bu ayarlardan bir noktada daha uzaklaşmaya neden olacak yeni bir alana yönelinmesi, kimseye yarar sağlayamayacaktır. Bu tasarıyı gündeme getirenler de bilmelidirler ki, toplumdaki kutuplaşmanın dinsel referanslı bir ağırlığa bürünmesinin başka ülkelerdeki tarihsel sonuçları çok ağır olmuştur. Herhalde istenen, beklenen veya arzulanan bu değildir.  

Bu tasarı, yaklaşan seçimler nedeniyle toplumdaki duyarlılıkları kaşıyan ve özü itibariyle “oy konsolidasyonunu” amaçlayan bir stratejinin parçası ise, kullanılan enstruman yanlıştır, tehlikelidir ve ölçüsüzdür.

Bu tasarı ivedilikle geri çekilmelidir.

İSTANBUL BAROSU BAŞKANLIĞI

YAZDIR
Yükleniyor...