Giriş Tipini boş bıraktınız!

Sicil No'yu boş bıraktınız!

Kullanıcı Adını boş bıraktınız!

Şifrenizi boş bıraktınız!

Kapat

Ünvanı boş bıraktınız!

Sicil No'yu boş bıraktınız!

T.C Kimlik No'yu boş bıraktınız!

Kullanıcı adını boş bıraktınız!

Kapat

Şifremi Unuttum işlemi tamamlandığında kayıtlı cep telefonu numaranıza Kullanıcı Adı ve Şifreniz gönderilir

Ünvanı boş bıraktınız!

Sicil No'yu boş bıraktınız!

T.C Kimlik No'yu boş bıraktınız!

Kapat
HABERLER
  • Son Güncelleme : 19.06.2017 12:09
  • Haber Giriş : 14.06.2017 09:44
  • Etkinlik : 09.06.2017

OHAL İşlemlerini İnceleme Komisyonu Etkili Bir Başvuru Yolu Sağlayabilir mi?

İstanbul Barosu Adil Yargılama Takip Merkezince düzenlenen ‘OHAL İşlemlerini İnceleme Komisyonu Etkili Bir Başvuru Yolu Sağlayabilir mi?’ konulu panel, 9 Haziran 2017 Cuma günü saat 17.00’da İstanbul Barosu Kültür Merkezi Konferans Salonunda yapıldı.

Panelin açılışında konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Mehmet Durakoğlu, 15 Temmuz 2016’dan sonra başlayan sürecin hukukçuları getirdiği noktanın, özellikle OHAL ve OHAL’e bağlı çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnamelerin hukuki boyutları ve onların çıkardıkları hukuki sorunların çözümüne ilişkin olduğunu söyledi.

Anayasa Mahkemesinin KHK’lara ilişkin ‘Ben bu kararnameleri incelemiyorum’ dediği kararın bir milat olduğunu belirten Durakoğlu, bu zaman diliminde öylesine hukuksuzluklar, mağduriyetler yaşandı ki, bu mağduriyetlerin hukuki anlamda çözümünün olmadığı bir evreye gelindiğini bildirdi.

Durakoğlu şöyle devam etti: “Anayasa Mahkemesinin kararıyla kanun yollarının tıkandığı bir gerçeklikle karşı karşıya kaldık. Bir başka gerçek de Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolunun kapanmış olmasıdır. Mesela Cumhuriyet Gazetesi nedeniyle yaşadığımız olgu son derece önemlidir. Bireysel başvuru için Adalet Bakanlığının yanıtı bekleniyor. Adalet Bakanlığı yanıt vermek için Cumhuriyet Savcılığından dosya özeti istiyor. Cumhuriyet Savcılığı da ‘Dosya Gizlidir’ diye Bakanlığa yanıt gönderiyor. Adalet Bakanlığı ise Anayasa Mahkemesine yanıt veremiyor, veremediği için de Anayasa Mahkemesi karar veremiyor, böylece sürecin sulandırıldığı bir aşamada, bu bireysel başvuru tıkanıklığının önüne bir de komisyon getiriliyor. Komisyon kararlarıyla da konun yolu olarak yargıya intikal ettirilebilecek bir tasarım ortaya konuluyor. Bunların ne gibi sonuçlar doğurabileceğini tartışmak ihtiyacı içersindeyiz”.

Mehmet Durakoğlu’nun konuşmasından sonra panele geçildi. Panel oturumunu Adil Yargılama Takip Merkezi Başkanı Av. Aynur Tuncel Yazgan yönetti.  

Olağanüstü hali, hukuk ve siyasetin arasında bir gri alan olarak niteleyen Yazgan, hukukçuların bu gri alanı hiç sevmediklerini, tekin bulmadıklarını, hukuk ile siyasete arasında kalan bu alanın hukukçuları ürküttüğünü söyledi. Yazgan, “Çünkü bu kesitte norma uyulmuyor, anayasal güvenceler askıya alınabiliyor. Dayanılacak bir norm ve koruma şemsiyesi kalmayınca kaos başlıyor. Hukukçunun sözü ve gücü değerini yitirebiliyor. İnandırıcılık tartışması gündeme geliyor. Oysa siyasetçiler için bu gri alan oldukça çekici ve baştan çıkarıcı” dedi.

Yazgan şöyle devam etti: “Bugün biz burada ürkekliğimizi üzerimizden atmak ve ses çıkarmak için bir aradayız. Bilindiği gibi OHAL sadece bizim başımızın derdi de değil. 20 Temmuz 2016’dan sonra 24 adet KHK yayınlandı. Birisi olumluydu, kısmi geri almalar yapıldı. Bu KHK’ların sadece 5 tanesi TBMM’nin onayından geçti”.

Panelde ilk sözü Anayasa Hukukçusu Prof Dr. İbrahim Kaboğlu aldı. Olağanüstü hali, ‘özgürlük- iktidar’ dengesinde özgürlüklerin daha çok sınırlanabildiği, iktidarın ise yetkileri daha rahat, daha hızlı kullanılabildiği bir yönetim tarzı olarak niteleyen Kaboğlu, “OHAL yürürlükteki olağan hukuk düzeninin yanıt veremeyeceği büyük olaylar karşısında ilan edilir. Böyle bir durumda uluslararası insan hakları ilkelerine göre dikkat edilmesi gereken anayasallık ilkesi, hukuk devleti ilkesi, bireysel özgürlük ve demokrasi ilkesine uygun hareket etmektir. Çünkü olağanüstü hal hukukun içindedir ve keyfi bir yönetim biçimi değildir” dedi.

Konuya anayasal düzen açısından bakmakta da yarar bulunduğunu belirten İbrahim Kaboğlu 15 Temmuz’dan sonra anayasal düzeyde KHK’larla değil, anayasa dışı KHK’lar yoluyla ülkenin yönetilmeye başlandığı sırada bir de anayasa değişikliğinin gündeme getirildiğini, anayasayı uygulamak yerine, anayasayı askıya almak suretiyle anayasayı değiştirdiklerini bildirdi.

15 Temmuzdan sonra anayasanın, özgürlük-otorite dengesinin bozulması karşısında acil önlemlerin alınması için siyasi iktidara gerekli ortam ve olanağı sağladığını, ancak çıkarılan Hak arama yollarının bloke edildiğini vurgulayan Kaboğlu, böyle bir zaman dilimine rastlamanın mümkün olmadığını belirterek şunları söyledi: “Anayasa Mahkemesinin KHK incelememe kararı biri milat olmuştur. AYM için bir yol ayrımıdır. Anayasa Mahkemesi 1991 yılında bir OHAL kararnamesini inceleme yapmışsa, 2016 yılında da bunu yapmalıydı. Bunu yapmadığı gibi en azından ‘ben denetleyemiyorum ama anayasaya aykırılıklar vardır’ demeyi de bir tarafa bırakalım, daha ileriye gidiyor, vazgeçtiği önceki kararını eleştiriyor. Daha da ileri gidiyor, ‘ben anayasayla sınırlıyım’ diyor ama bir sözcükle de olsa ‘ancak yürütme de anayasayla bağlıdır’ demiyor. Böyle bir şey görülmüş değil. Bu tür yüksek mahkemeler kararlarından çok zor vazgeçerler ve ciddi gerekçeler kullanırlar”.

Kaboğlu’ndan onra konuşan Av. Nuri Özer, 685 sayılı KHK ile kurulan Komisyonun ne olduğunu, ne olmadığını, kuruluş biçimini ve yetkilerini objektif olarak ele aldı.

Komisyonun 7 kişiden oluştuğunu, bunların nasıl seçildiklerini belirten Özer, Komisyon çalışmalarında alınacak kararlarda çekimser oy kullanılamayacağını, çalışma usulünün komisyon tarafından belirleneceğini bildirdi.

 Görevlerinden uzaklaştırılan kamu görevlileri, öğrenciler, özel eğitim kurumları, özel üniversiteler, KHK’larla kapanmasına karar verilen tüzel kişiliklerin komisyona başvurabileceklerini hatırlatan Nuri Özer, görevlerinden uzaklaştırılan hâkim ve savcılar gibi yargı yolu açık olan kişilerin komisyona başvuramayacaklar belirtti. Özer, komisyonun 2 yıl görev yapacağını, bu görevin Bakanlar Kurulunca iki kez birer yıl olmak üzere uzatılabileceğini kaydetti. Komisyonunu hak ve yetkileri, komisyon kararlarının uygulanması koşullarına da değinen Özer, komisyonun dosya inceleme yöntemleri hakkında açıklamalarda bulundu.

 Av. Metin Narin, komisyonun etkili bir başvuru yolu olup olmadığı konusuna yoğunlaştı. Komisyonun bir AİHM pratiği olduğunu söyleyen Narin, komisyonun uyuşmazlığın esası hakkında karar verecek bir mekanizma olarak ortaya çıktığını bildirdi.

Türkiye’de bundan önce 5233 sayılı yasayla kurulmuş Zarar Ziyan Tespit ve Tazmin Komisyonu, 6384 sayılı kanunla kurulan İnsan Hakları Tazminat Komisyonu ve Kıbrıs Taşınmaz Mal Komisyonu adı altında üç komisyonla tanıştığını belirten Narin, bu üç komisyonun da yargısal değil, idari nitelikteki komisyonlar olduğunu söyledi.

Narin, OHAL İşlemlerini İnceleme Komisyonunun çalışmalarını ve komisyonun ele alacağı konuları madde madde ele alarak aksayan ve eksik yönleri üzerinde eleştirilerde bulundu.

Komisyonun bir OHAL işlemini inceleme yetkisinin bulunup bulunmadığına bakmak gerektiğini belirten Metin Narin şöyle dedi: “Bundan sonraki süreçte bu komisyonun başvuruları kabul etmesinden sonra Anayasa Mahkemesi bir bireysel başvuruyu ele alıp kabul edilemez kararı verecek. Komisyonu kastederek bir iç hukuk başvuru yolu vardır, ben bu başvuru yolunun etkili olduğunu düşünüyorum diyecek bence. Bundan sonra 690 sayılı KHK’ya göre daha önce yapılmış bütün başvurular komisyonun önüne gelecek”.

Konuşmaların tamamlanmasından sonra Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu, panelin genel değerlendirmesini yaptı. Kaboğlu şunları söyledi: “OHAL işlemlerini inceleme komisyonu ölü doğmuş bir komisyon. Anayasa Mahkemesinin KHK’lari incelememe kararı Komisyona çok ağır bir yük yüklemiştir. Komisyonun hala kurulmamış olması ağır bir hizmet kusurudur. Makul süre konusunun üzerinde önemle durmalıyız. Bir de komisyonu ilke kararı almaya yönlendirebilir miyiz? Bu konuda yoğunlaşmalıyız. İlke kararı almayıp herkesi aynı torbaya koyarlarsa, o zaman bunun üstesinden gelmek oldukça zor. Türk toplumu bir yıldır oyalanıyor. Sanki devlet yeni kurulmuş gibi, hiçbir hukuki zemin yok, ortam yok, siyasi iktidarın yarattığı durum bu. Biz de hukuk mücadelecileri olarak bir hukuki ortam yaratılmasının savaşımını vermeliyiz. Uluslararası hukuk kazanımını çok iyi değerlendirmek ve buna sıkıca sarılmak zorundayız”.

Kaboğlu’nun değerlendirmesinden sonra soru-cevap bölümüne geçildi.

Panel sonunda, konuşmacılara birer Teşekkür Belgesi verildi.

 

YAZDIR
Yükleniyor...