Giriş Tipini boş bıraktınız!

Sicil No'yu boş bıraktınız!

Kullanıcı Adını boş bıraktınız!

Şifrenizi boş bıraktınız!

Kapat

Ünvanı boş bıraktınız!

Sicil No'yu boş bıraktınız!

T.C Kimlik No'yu boş bıraktınız!

Kullanıcı adını boş bıraktınız!

Kapat

Şifremi Unuttum işlemi tamamlandığında kayıtlı cep telefonu numaranıza Kullanıcı Adı ve Şifreniz gönderilir

Ünvanı boş bıraktınız!

Sicil No'yu boş bıraktınız!

T.C Kimlik No'yu boş bıraktınız!

Kapat
HABERLER
  • Son Güncelleme : 16.05.2017 15:18
  • Haber Giriş : 17.05.2017 11:51
  • Etkinlik : 18.05.2017

Hukuka Felsefi ve Sosyolojik Bakışlar VIII

Hukuk Fakültesi ve Sosyolojisi Arkivince düzenlenen “Hukuka Felsefi ve Sosyolojik Bakışlar” konulu Sempozyumun sekizincisi 15 – 18 Mayıs 2017 tarihleri arasında İstanbul Üniversitesi Kongre Merkezinde yapıldı.

Sempozyumun sunumunu gerçekleştirene Burcu Özkan, Sempozyumun iki yılda bir düzenlendiğini, bu yıl sekizincisinin yapıldığı, eş zamanlı olarak üç salonda günde 9 oturumun gerçekleştirileceğini söyledi. Daha sonra açılış konuşmalarına geçildi.

HFSA Sempozyum Direktörü Prof. Dr. Yasemin Işıktaç, sekizinci Sempozyumun, HFSA çevresi içinde yer almış olan ve kaybettiğimiz hocalarımız Prof. Dr Adnan Güriz, Prof. Dr. Cahit Can, Prof. Dr. Öner Meriçoğlu, Prof. Dr. Mehmet Yüksel, Prof. Dr. Vecdi Aral’ın anısına düzenlediğini bildirdi.

Işıktaç, bu Sempozyumda çok farklı disiplinlerden gelen kişilerin hukuk meselesine felsefi ve sosyolojik görüşlerinin birleştirildiği bir toplantı olduğunun görüleceğini, bu toplantının bir uzmanlık toplantısı olmadığını söyledi. Toplantının ilgi üzerinden gittiği ve herkesin konularını gönüllü olarak sunduğu bir model olarak düzenlendiğini belirten Yasemin Işıktaç, bu tür bir toplantı pratiğinin de ne akademik çevrede ne de normal hayatta çok da fazla bulunmadığını anlattı. Işıktaç, toplantıdan sonra Sempozyum ürünlerinin kitaplar halinde de yayınlandığını sözlerine ekledi.

Mazereti nedeniyle Sempozyuma katılamayan HFSA’nın kurucusu Prof. Dr. Hayrettin Ökçesiz’in mesajını Av. Başar Yaltı sundu. Ökçesiz’in mesajı özetle şöyle:

Bu Sempozyum Ortaçağ’dan daha karanlık bir ortamda gerçekleşiyor. Ortaçağdan daha karanlık dönem bu, çünkü Ortaçağ,  Ortaçağ olduğunu bilmiyordu. Daha başından beri örnek aldığımız ve organik bağ içinde bulunduğumuz, Uluslararası Hukuk Felsefesi ve Sosyal Felsefe Birliği 4 yılda bir başka bir ülkede yaptığı ve bu kez İstanbul’da yapmaya karar verdiği Dünya Kongresini iptal etti. Gerekçe: Ülkemizde düşünce özgürlüğünün ve can güvenliğinin bulunmamasıydı. Bu gerekçelerin gerçek olmadığını hiç birimiz kanıtlayacak durumda değiliz. Dinci, otokratik bir devlete ve totaliter bir topluma makas değiştirmiş bulunuyoruz. Meclise ve halka oylanamaz olanı oylattığımız ve kamu vicdanında derin yaralar açmış bulunan bir anayasa değişiklik süreci ile iç barışımızı uçurumun kenarına getirmiş bulunuyoruz. Laik, demokratik, Atatürkçü ve insan haklarına dayalı sosyal bir hukuk devleti düzenini yitirmekte olan bir ülkeyiz. Kanun devleti bile olamayacak bir kararname devletine doğru yola çıkmış bulunuyoruz. Bu sempozyumu bu ürkünç gölgelerin karanlığında yapıyoruz. Geriye direnme hakkı kalıyor. Ben bir direnme hakkı eylemcisi ve kuramcısıyım. Tüm hukuk felsefem bu eksende gelişip meyvelerini vermiştir. Direnme hakkının hukukun özü olduğu gerçeğini her yerde, her zaman, herkese duyurmaya çalıştım. Tüm bu bilincimle burada şimdi diyorum ki: DİRENİN. ÇÜNKÜ DÜŞÜNMEK DİRENMEKTİR. DİRENMEK DÜŞÜNMEKTİR. Düşünce özgürlüğü ve direnme hakkımız bizim onurumuzdur. Bu konuşmamı hakikat ve adalet uğruna onurluca, uygarca direndikleri için kürsülerinden kopartılan akademisyenlere ithaf ediyorum”.

Açılışta konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Mehmet Durakoğlu, “Hayrettin Hocanın değerlendirdiği gibi bu zaman diliminde gerçekten de Ortaçağın gerisindeyiz. Hele hukukçu iseniz,  hele sürecin içersinde bunları yaşamak zorundaysanız, maruz kalmışsanız, yaşanan zaman dilimini dillendirmek, tanımlamak gerçekten güç oluyor” dedi.

Özellikle yurttaşların adalete olan inançlarının törpülenmemesi için duyarlı davrandığımız günlerin çok gerilerde kaldığını belirten Durakoğlu, Türkiye’de bugün yargıç ve savcıların üçte birinin ihraç edildiğini, dörtte birinin de hapiste olduğunu, adalete olan güvenin son derece zayıfladığını bildirdi.

Dünyada böyle bir ülke bulunmadığının altını çizen Mehmet Durakoğlu şöyle konuştu: “Biz siyasal iktidarların Montesquieu’den beri kendilerini hukukla sınırlamaktan uzak kaldıklarını hep biliriz. Bizim meslek kuruluşları olarak, yargının içersinde savunma olarak bir savaş veriyor olmamızın kuşkusuz bir anlamı vardı. Yargı içersinde kendimizi daha saygın bir konuma getirmemizin ancak ve yalnız savunmanın doğru biçimde algılanması gerektiğini biliyorduk. Savunma olmazsa yargılamanın olamayacağını anlatmaya çalışıyorduk. Ama geldiğimiz nokta tüm bunları aşan bir nokta. Geldiğimiz nokta yargı eliyle siyasal stratejilerin bir biçimiyle oluşturulmaya çalışıldığı nokta. Yargı siyasal stratejilerin parçası olmaya dönüştü.  Türkiye’de siyaset yargı eliyle şekillendirilmeye çalışıldı. Bundan daha vahim bir şeyin olabileceğini düşünmüyorum”.

Yargıyı, adaleti siyasetin biri argümanı olarak tanımlayıp, onun üzerinden strateji geliştirmeye başladığınız andan itibaren adaleti sağlanmanın imkanı bulunmadığını belirten Durakoğlu, bizim ülkemizde yurttaşlarımızın iktidara talip siyasal partilerden aş, ekmek, iş istediklerini ancak adalet istemediklerini, bunu bir biçimiyle değiştirmek gerektiğini vurguladı.

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekan Vekili Prof. Dr. Fethi Gedikli de,  8 yıldır devam eden HSFA toplantılarının hazırlanışında emeği geçenleri kutladı. Gedikli, bu tür toplantıların sorunların çözümünde büyük katkı sağlayacağını belirtti ve ağır bir dönemden geçerken yapıcı olmak gerektiğini sözlerine ekledi.

Açılış konuşmalarından sonra Sempozyum oturumlarına geçildi.

YAZDIR
Yükleniyor...