Giriş Tipini boş bıraktınız!

Sicil No'yu boş bıraktınız!

Kullanıcı Adını boş bıraktınız!

Şifrenizi boş bıraktınız!

Kapat

Ünvanı boş bıraktınız!

Sicil No'yu boş bıraktınız!

T.C Kimlik No'yu boş bıraktınız!

Kullanıcı adını boş bıraktınız!

Kapat

Şifremi Unuttum işlemi tamamlandığında kayıtlı cep telefonu numaranıza Kullanıcı Adı ve Şifreniz gönderilir

Ünvanı boş bıraktınız!

Sicil No'yu boş bıraktınız!

T.C Kimlik No'yu boş bıraktınız!

Kapat
HABERLER
  • Son Güncelleme : 14.03.2017 09:01
  • Haber Giriş : 09.03.2017 09:50
  • Etkinlik : 07.03.2017

Anayasa Değişikliği Sempozyumu

İstanbul Barosu, Bahçeşehir Üniversitesi Uluslararası Hukuk Kulübü, İstanbul Üniversitesi Halkçı Hukuk Kulübü ve Marmara Üniversitesi Atatürkçü Düşünce Kulübünce 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü çerçevesinde ortaklaşa düzenlenen ‘Anayasa Değişikliği Sempozyumu’ 7 Mart 2017 Salı günü saat 13.00’da Bahçeşehir Üniversitesi Fazıl Say Salonunda yapıldı.

Açılış konuşmasını yapan Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ayşe Nuhoğlu akademik çalışmanın anlamı üzerinde durdu. Üniversiteleri bilimsel araştırma, her türlü tartışmanın yapıldığı yer ve özgürlük alanı olarak niteleyen Nuhoğlu, her hangi bir görüşün kabul edilmesi şeklinde bir dayatmanın bir üniversitede varlığının kabul edilemeyeceğini söyledi. Nuhoğlu, “Üniversitelerin bu görevi kapsamında bizler de ülkemizde gündemde olan anayasa değişikliklerini burada tartışacağız, toplumu bilgilendirme görevini kısmen de olsa yerine getirmeyi amaçlıyoruz” dedi.

Sempozyumun ilk oturumunda ‘Türkiye’de Anayasa Değişiklikleri’ konusu ele alındı.

Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Didem Yılmaz, 16 Nisan 2017’de halk oylaması yapılacak olan 6771 sayılı Anayasa Değişikliği Hakkında Kanunun usulüne ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Yılmaz, anayasa değişikliklerinin hazırlanışı, yasama organında komisyonda ve genel kurulda yapılan görüşmelerdeki usul ve referandum sürecini ele aldı.

Anayasa değişiklikleri teklifi yasama organına sunuluncaya kadar hiçbir bilgilendirme yapılmadığını, toplumun çeşitli kesimlerinde tartışılmadığını, en azından konunun uzmanlarına danışılmadığını belirten Dilek Yılmaz, “O nedenle Anayasa değişikliklerinin toplumsal tabandan bağımsız olarak sunulması demokratik meşruiyet temelini sorgulatan bir yöntem olarak ortaya çıkmıştır. Anayasa değişiklikleri toplumsal bir talep olarak gündeme getirilmemiş, siyasal bir tercih olarak sunulmuştur. Değişikliklerin yasama organında görüşülmesi gerilimli ve kutuplaşmış bir ortamda gerçekleşmiştir” dedi.

Yılmaz, bugüne kadar yapılan anayasa değişikliği referandumlarıyla ilgili bilgi verdi.  Yılmaz, OHAL yürürlükteyken yapılan referandumun toplumsal tartışma alanını daralttığını, OHAL kararnamesiyle YSK’nın seçim güvenliğini denetim yetkisinin kaldırıldığını ve referandum sürecine müdahale edildiğini anlattı.

Bu oturumda konuşan Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Sultan Tahmazoğlu Üzeltürk, anayasa hukukunun, devleti konu edindiği içini, hukukun bıçak sırtı disiplinlerinden biri olduğunu söyledi. Getirilmeye çalışılan anayasa değişikliği ile hangi siyasal rejimin ya da sistemin tartışılabilir amaçlarını değerlendirmek istediğini belirten Üzeltürk, “Siyasal rejim anayasa hukukunda devletin erkleri arasındaki ilişkiler anlamına gelir, yani yasama, yürütme ve yargı. Siyasal sistem ise aslında siyasal rejimi de bünyesinde barındıran ama çok daha geniş bir alana yayılan modeldir” dedi.

Anayasa değişiklikleriyle getirilen sistemin çok açık bir rejim değişikliği olduğunun altını çizen Üzeltürk, çünkü değişikliğin yasama ve yürütme arasındaki ilişkileri yeniden ele aldığını söyledi.

Konuşmasında parlamenter ve başkanlık sistemlerinin temel esasları üzerinde duran Sultan Üzeltkürk, şöyle dedi: “Bu iki model dışında pek çok model vardır ve bütün bunlar bu iki ana modelden türetilmiştir. Hangi rejim tercih edilirse edilsin yargı bağımsız olmalıdır. Yargı bağımsız ve tarafsız olmadan hiçbir demokratik modeli sağlıklı işletmek mümkün değildir”.

Kuvvetler ayrılığının ele alındığı ikinci oturumda konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Mehmet Durakoğlu: “Bu anayasa değişiklikleri geçerse eğer, anayasanın değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez ilk dört maddesinin virgülüne bile dokunmadan değiştirildiğine tanık olacağız. Değişiklikler geçerse eğer, Türkiye Cumhuriyeti,  Anayasanın ikinci maddesinde yazılı hukuk devleti ve demokratik devlet olma niteliğini kaybedecektir” dedi.

Anayasa değişikliğini kuvvetler ayrılığı açısından değerlendiren Durakoğlu,  bundan altı yıl önce de Türkiye’nin önüne 12 Eylül 2010’da 20 küsur maddenin oylandığı böyle bir referandum getirildiğini söyledi. Durakoğlu şöyle devam etti: “ O referandumda oya sunulan HSYK’nın yeniden düzenlenmesini içeren bir madde çok önemliydi. O zamanlar bu maddeyi savunanlar yargının yürütme üzerinde büyük bir baskı oluşturduğu iddiası içindeydiler. Yargıdaki değişiklik sağlanırsa eğer başarılması gereken şeyin ötesinde bazı amaçlar vardı, o amaçları da zaman içersinde yaşayarak gördük. O Referandumda değişiklikler reddedilseydi bir cemaat yargıya hâkim olamayacaktı. Kumpas davaları bu şekilde sonuçlanmayacaktı. TSK’nın itibarı aşağıya doğru çekilemeyecekti, bu nedenle de Ortadoğu siyasetleri günümüzdeki gibi şekillenemeyecekti. 15 Temmuz 2016 darbe teşebbüsü olmayacaktı”.

Bugün gelinen noktanın çok daha önemli olduğunu vurgu yapan Durakoğlu, “O referandumda HSYK düzenlemesi için getirilen şey, sadece ondan ibaret değildir. Anayasa değişikliklerinin hangi amaçla, neden, hangi projenin uygulanmasıyla yapıldığı, yapılan değişikliklerden bazen çok daha önemli sonuçlar içerebilir. Bugün geldiğimiz nokta da aynı noktadır” dedi.

Yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığının insanca yaşamak, onurlu yaşamak, hukuk güvenliği demek, sabah saat 6’da kapı çalındığında gelenin sütçü olması demek olduğunun altını çizen Mehmet Durakoğlu, hukukçular olarak toplumumuza yargı bağımsızlığının, tarafsızlığının ne kadar önemli olduğunu anlatmamız gerektiğini söyledi.

Yeni getirilmeye çalışılan Hâkimler ve Savcılar Kurulunun yapısının eskisinden farklı olmadığını, hatta daha da kötü olduğunu belirten Durakoğlu, getirilmek istenen değişiklikle bir partinin genel başkanının HSK’ya ve Anayasa Mahkemesine yargıç seçtiğini bildirdi. Bu uygulamayla kuvvetler ayrılığının özellikle en önemli ayağı olan yargı bacağını son derece ciddi biçimde başkalaştırıldığını hatırlatan Durakoğlu, aslında asıl amacın yargıyı kuşatmak olduğunu, bunu kabul edebilmenin ve böyle bir yargıyla demokrasi üretebilmenin mümkün olmadığını, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığının bir ülkede ‘her şey’ olduğunu bildirdi.

Yasamanın anayasal denetiminin tümüyle ortadan kaldırıldığını, yargının bağımsız olmaktan çıktığı andan itibaren siyaset stratejilerinin parçası olmaya dönüşeceğini, siyaset üzerinden yargının kurgulandığına dikkat çeken Mehmet Durakoğlu, sözlerini şöyle tamamladı: “Cumhurbaşkanlığı kararnameleri yasama organının bütün yetkilerini kısıtlayacaktır. Yasama organı, cumhurbaşkanı kararnamesini etkisiz kılamayacaktır. Yapılmak istenen değişiklikleri bu yüzden çok tehlikeli buluyorum. Hiçbir kaygıya gerek olmadan, belirgin bir biçimde söylüyorum: Tek vatan, evet; tek bayrak, evet; tek millet, evet; tek devlet, evet; ama tek adam, HAYIR!

Bu oturumda Konuşan TBMM Eski Başkan Vekili ve Milli Anayasa Hareketi Başkanı Hasan Korkmazcan, anayasa değişiklik teklifi ile anayasanın 150’ye yakın hükmün değiştirilmek istendiğini söyledi.

Bu kadar karanlık ve merdiven altı anayasa imalatını daha önce Türkiye’nin görmediğine dikkat çeken Korkmazcan,  1961 anayasası ve sonraki gelişmeler hakkında açıklamalarda bulundu.

1961 anayasasını, Türkiye’nin o günkü şartlar altında savunduğumuz dünyanın en mükemmel anayasalarından biri olarak niteleyen Korkmazcan, o zamanlar bu anayasaya, eski iktidar mensuplarının yargılanmalarının devam ettiği, referandumun sıkıyönetim altında yapılmak istendiği ve yeteri kadar tartışılmadığı noktasına itiraz edildiğini söyledi. Korkmazcan, “61 anayasasının temel iskeleti 1950-60 arasındaki siyasi çekişmelerden oluşmuştur. 1950’de tek partili sistem son bulmuş, ancak 1924 anayasası yürürlükte kalmıştır. Çağın ihtiyacı olan yasama organının da denetim altına alınması gibi ilkeler, kuvvetler ayrılığı, 24 anayasasında yoktu. Hâkim teminatı, ispat hakkı, Üniversite muhtariyeti kavramları iktidarla muhalefet çevrelerinin en önemli gündem maddesiydi. Sonunda 1961 anayasası bu tartışmaların ortaya çıkardığı sistem olarak yürürlüğe girdi” dedi.

1971, 12 Mart muhtırası dönemi, 1972 ve diğer anayasa değişiklikleri hakkında bilgi veren Hasan Korkmazcan, şöyle konuştu: “Yeni anayasa değişiklikleri kökü dışarıda olan bir girişimdir. Bu teklifin kabulü halinde sadece hukuk devleti ortadan kakmıyor, devlet kavramı yok edilmek isteniyor. Devlet dediğiniz şey kurumların kurallarla yürümesidir. Tek kişiye verilen yetkiyle kurumlar pamuk ipliğine bağlı olacaktır. Kurumların uyması gereken kurallar da yok olacaktır. Bunun yerine tek adamın beklentileri geçecektir. Tek adamın neler yapabileceğini yaşadık, gördük, 15 yıldan beri Türkiye bir siyaset laboratuarı gibi görülüyor”.

16 Nisan 2017 tarihini Türk milletinin önüne konulmuş bir şans olarak gördüğünü belirten Korkmazcan, sözlerini şöyle tamamladı: “PKK’nin, FETÖ’nün, IŞİD’in yanında olmak için demokrasiden ve insan onurundan uzaklaşmak gerektir. Oysa bizim safımız bellidir ve biz demokrasi safındayız. Onurlu olarak yaşamak bir insanın olmazsa olmazıdır. Onurumuzu korumanın yolu da hiçbir zaman yolumuz düşmeyecek olsa dahi, adil bir mahkemenin olduğunu bilmektir. Bugün milletin egemenlik hakkına saldırı var. Bu saldırıyı durduracağız, bu bir vatanseverlik görevidir”.

Panelin üçüncü oturumunda ‘Kadın Bakış Açısıyla Anayasa Değişiklikleri’ ele alındı. Bu oturumda konuşan İstanbul Barosu Yönetim Kurulu Üyesi, Kadın ve Çocuk Hakları Merkezi Koordinatörü Av. Aydeniz Alisbah Tuskan, Cumhuriyetin kuruluş felsefesinin Atatürk ilkeleri olduğunu, anayasamızın ilk dört maddesinin de bu ilkelerin ifadesi olduğunu söyledi.

 Anayasa değişiklikleriyle laik hukuk devletinin tek bir kişiye devredilmek istendiğinin altını çizen Tuskan, “Biz cumhuriyet için, yargı bağımsızlığı için, millet için, bölünmemek için, parlamenter sistem ve bilimsellik için, kadın özgürlüğü için, çocuklarımız ve gelecek için bu anayasa değişikliklerine HAYIR diyoruz” dedi.

Bu değişiklik taleplerine EVET diyenlerin, bunların gerekçesini söyleyemediklerini, bu nedenle hayır diyenleri teröristlerle aynı safa koyduklarını belirten Aydeniz Alisbah Tuskan, şöyle konuştu: “Parlamenter sistemde bile kadın hareketini geri bıraktıracak, kadınlar aleyhinde söylemlerde bulunuluyor. Bunun için endişeliyiz. Bu sisteme tepkilerimizi dile getirebiliyoruz, ancak tek adam sisteminde biz nasıl tepki vereceğiz. Tek adama, devletin kurucusu olan Atatürk’e bile verilmeyen yetkiler veriliyor. Atatürk’e bu yetkiyi vermek isteyenler çıktı, ancak Medeni Kanunumuzun ön sözünü yazan Mahmut Esat Bozkurt ve arkadaşları bu öneriye karşı çıktılar, zaten Atatürk de böyle bir yetki istemedi, reddetti”.

Tek adama verilen en tehlikeli yetkilerden birisinin de Meclisi fesih yetkisi olduğunu hatırlatan Tuskan,  egemenliğin milletin elinden alınarak tek adama verildiğini, TBMM’nin ana organ olmaktan çıkarıldığını bildirdi.

Anayasa değişikliklerinin bir siyasal parti sorunu değil, memleket sorunu, cumhuriyet sorunu olduğunu, getirilmek istenen sistemin tersine bir gidişi hızlandıracağını kaydeden Tuskan, “Kadınlar bu güne kadar bir takım hakları söke söke kazandılar, bu kazanımların yok edilmesini istemiyoruz. Değişiklikler kabul edilirse anayasalarla kazandığımız bağımsız cumhurbaşkanlığı ile tarafsız ve bağımsız yargıyı da kaybediyoruz” dedi.

Aydeniz Tuskan konuşmasını şöyle tamamladı: “Kadın ve çocuk hakları konusunda, insan hak ve öz-gürlükleri konusunda bir takım uluslararası sözleşmeler Meclisin çıkardığı kanunlarla yürürlüğe girerken, tek adam verilen yetkiler çerçevesinde bu sözleşmeleri askıya alırsa bununla nasıl mücadele edeceğiz?. Denetim mekanizmalarının olmadığı bir durumda buna benzer tek adam uygulamaları nasıl durdurulacaktır, bu konularda endişeliyiz. Tek adam yönetimi laik demokratik sosyal bir hukuk devletini ve kadın erkek eşitliğini ortadan kaldıracak bir sistemdir. Kadınlar olarak bu anayasa değişikline HAYIR diyoruz”.

İstanbul Kadın Kuruluşları Birliği Koordinatörü Av. Nazan Moroğlu, anayasa değişiklik teklifinin hazırlanışı, görüşülmesi ve kabulünün bir bakıma anayasa ihlali olduğunu söyledi.

Moroğlu, referanduma sunulan şekli ile yapılacak değişikliklerin Türkiye’nin üyesi olduğu Avrupa Konseyi Venedik Komisyonu kararlarına da tamamen aykırı olduğunu, geleneksel anayasa değişikliği yöntemine de uymadığını, bir torba anayasa olarak Meclise sunulduğunu, yeteri kadar tartışılmadan, kurallara uyulmadan kabul edildiğini belirtti.

Yapılmak istenenin sistem değişikliği değil bir rejim değişikliği olduğuna vurgu yapan Moroğlu, Olağanüstü Hal kararnameleriyle referandumda eşitlik ve seçim güvenliğinin ortadan kaldırıldığını,  eşitliğe uymayanların artık cezalandırılmayacağını söyledi.

Nazan Moroğlu konuşmasında şu dehşet verici hususa dikkat çekti: “OHAL kararnamelerinin birinde, Anayasa değişiklikleri yürürlüğe girerse, o tarihte yürürlükte bulunan kanun hükmünde kararnameler, tüzükler ve yönetmeliklerin de yürürlüklerinin devam edeceğine ilişkin madde var, bu korkunç bir şey. Bunun için OHAL kararnamelerini çok iyi irdelememiz lazım. Aslında bu anayasa değişikliklerini ‘neresinden tutsak elimizde kalıyor’”.

Anayasa değişikliklerini kadın hakları açısından değerlendiren Moroğlu, gelinen noktayı şöyle değerlendirdi: “2016 yılının mayıs ayında Mecliste bir araştırma komisyonu kurulmuştu, bu komisyon 490 sayfalık ‘Aile bütünlüğünü olumsuz etkileyen nedenlerin araştırılması’ konulu bir rapor hazırladı. Raporun son bölümünde öneriler var. Bu önerilere baktığınız zaman bugüne kadar kadınlara verilmiş hakların geri alınmak istendiğini görüyorsunuz. Bu rapor şu anda Meclis komisyonundadır. Demokrasinin olmadığı, Laiklik ilkesinin göz ardı edildiği yerde kadın hakları yoktur”.

Nazan Moroğlu konuşmasını şu sözlerle tamamladı: “Medeni Kanun değiştiği için kadın hareketi Türkiye’de güçlüdür ve uluslar arası planda iz bırakan çalışmalar yapmıştır. Atatürk’ün açtığı o aydınlık yolda kazandığı hakların bilincinde olan her kadın eşitlik için mücadelesini veriyor. Çünkü kadın güçlenirse ülke güçlenir. Anayasa değişikliklerine kadın hareketi neden bu kadar tepki duyuyor? Ailedeki reisin kaldırılması mücadelesini veren ve kaldırtan bir kadın hareketi, ülkenin başında bir REİS istemiyor”.

Sempozyumun sonunda soru-cevap bölümü uygulandı.

YAZDIR
Yükleniyor...