Giriş Tipini boş bıraktınız!

Sicil No'yu boş bıraktınız!

Kullanıcı Adını boş bıraktınız!

Şifrenizi boş bıraktınız!

Kapat

Ünvanı boş bıraktınız!

Sicil No'yu boş bıraktınız!

T.C Kimlik No'yu boş bıraktınız!

Kullanıcı adını boş bıraktınız!

Kapat

Şifremi Unuttum işlemi tamamlandığında kayıtlı cep telefonu numaranıza Kullanıcı Adı ve Şifreniz gönderilir

Ünvanı boş bıraktınız!

Sicil No'yu boş bıraktınız!

T.C Kimlik No'yu boş bıraktınız!

Kapat
HABERLER
  • Son Güncelleme : 20.02.2017 08:24
  • Haber Giriş : 17.01.2017 10:56
  • Etkinlik : 13.01.2017

Hukuksal Gerçeklikler Bağlamında Anayasa Değişikliği

İstanbul Barosu Başkanlığınca düzenlenen ‘Hukuksal Gerçeklikler Bağlamında Anayasa Değişikliği’ konulu panel, 13 Ocak 2017 Cuma günü saat 14.00’da Kadir Has Üniversitesinde yapıldı.

Panelin açılışında konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Mehmet Durakoğlu, Mecliste görüşülmekte olan anayasa değişiklikleri gerçekleşirse Türk siyasal tarihinin başka türlü yazılacağını söyledi. Referanduma kadar olan sürecin cumhuriyet tarihinin çok önemli zaman dilimini ifade ettiğini belirten Durakoğlu şöyle devam etti: “12 Eylül 2010 anayasa değişikliği referandumunda da benzer bir olay yaşamıştık. O değişikliklerin esas amacı HSYK’nın yapısını değiştirmekti. Yanlışlığını defalarca vurgulamaya çalıştık, ama başaramadık. Bu anayasa değişikliği ile Türkiye çok ciddi bir bunalım süreci yaşadı. Bir anayasa değişikliğinin bir ülkede nelere mal olabileceğinin, hangi ağırlıkta sonuçları doğurabileceğinin en etkin örneklerinden birini yaşadık. Geriye dönüp baktığımızda o referandumda anayasa değişikliği gerçekleşmeseydi, HSYK’ya cemaat nüfuz edemezdi. 12 Eylül referandumu olmasaydı Türkiye 15 Temmuz’a gelmezdi. Yaşadığımız bu ağır sürecin çok daha ağırını yaşamanın adayıyız”.

Bu durum karşısında herkesin kendisine ben ne yapabilirim sorusunu sorması gerektiğinin altını çizen Mehmet Durakoğlu, “Birbirimizi değil, ikna edilmesi gerekenleri ikna etmemiz gerekiyor. Önümüzdeki iki buçuk ay tarihi bir süreçtir, bunun iyi değerlendirilmesi gerekir. Bunu eğiticinin eğitimi olarak kabul etmeliyiz. Biz hiçbir partiye oy istemiyoruz, hukuksal gerçekliklere dayanarak, anayasa değişikliklerinin yanlışlığı konusunda yeterli bilgisi olmayanları bilgilendirmek zorundayız.  Bu ülkenin sisteminin değil rejiminin değiştirilmesi gerçeği ile karşı karşıyayız. Bunu bir kehanet olarak görmüyoruz” dedi.





Paneli İstanbul Barosu Önceki Başkanı Av. Doç. Dr. Ümit Kocasakal yönetti. Sanki önümüze meşru, Türkiye’yi daha iyiye götürecek bir değişiklik önerisi varmış gibi bir hukuki tartışma yapıldığını belirten Kocasakal, oysa bu hukuki bir süreç olmaktan önce ve öte bunun siyasi bir girişim olduğunu bildirdi.

Uyulmayacak bir anayasaya ne ihtiyaç var? Eğer bu değişiklikle birlikte hiçbir işlevi kalmayacaksa bir Meclise ve 600 milletvekiline ne ihtiyaç var? Sorularını yönelten Kocasakal, anayasa değişiklik teklifindeki tuzaklara dikkat çekti.

Kanun teklifinin adını ‘Türkiye Cumhuriyetinin 1923 ile kurulan rejiminin değiştirilmesi, Meclis’in ilgası, milli egemenliğin gaspı ile anayasal görünümlü bir diktatörlük ilanına dair kanun teklifi’ olarak okumak gerektiğinin altını çizen Ümit Kocasakal, teklifle suçlarını örtbas etmek için yargıyı işleyemez hale getirdiklerini, başkanlık sistemi getirildiği havası verildiğini, oysa getirilen sistemin başkanlık sistemi falan değil, dünyada örneği olmayan, tek bir kişiye kurgulanan, planlanan bir sistemsizlik olduğunu anlattı.

Meclisin, millete ait olan egemenliği milletten alıp bir kişiye devretmek gibi bir yetkisinin bulunmadığına dikkat çeken Kocasakal,  “Aslında bu yapılmak istenen değişiklik değiştirilmesi teklif dahi edilemeyen anayasanın birinci ve ikinci maddesindeki hukuk devleti anlayışını değiştirmeye yönelik bir teşebbüstür. Bu aynı zamanda bana göre anayasayı cebren ortadan kaldırmaya teşebbüstür. Bunun 15 Temmuzdan farkı yoktur. Biri silah zoruyla denenmiştir, ikincisi ‘silahsız’ olarak yapılmaya çalışılmaktadır. Rejim değişikliği iddiasını haklı kılan da budur” dedi.

Panelin ilk konuşmacısı Prof. Dr. Korkut Kanadoğlu, denetimsiz tek adam erkinin kolaylıkla keyfi bir despotluğa, otoriter bir diktaya kayabileceğini, bunun ayrıca nepotizme sürüklenebileceğini, bir şef iktidarı ya da alaturka padişahlık olarak nitelenebileceğini söyledi.

Kanadoğlu, “Burada karşılaştığımız sonucun Türk tipi bir başkanlık oluşturmak olmadığını, Türk tipi diye lanse etmek isteyenlerin de suskun kaldıklarını görüyoruz. Görünüşte karşımıza sahte ve tuzaklarla dolu bir anayasa değişikliği karşımıza çıkıyor” dedi. Anayasa değişikliklerindeki tuzaklara karşı uyanık olmamız gerektiğini belirten Kanadoğlu, Cumhurbaşkanlığı sistemi diye bir sistem olmadığını, Anayasa değişiklikleri kesinleşirse, elimizdeki demokrasiyi de arar hale geleceğimizi bildirdi. Korkut Kanadoğlu konuşmasında, Başkanlık sistemine ilişkin yeryüzündeki örnekler üzerinde durdu ve Türkiye’de getirilmek istenen sistemin bunlarla uzaktan yakından bir ilgisinin bulunmadığını anlattı.   

Doç. Dr. Şule Özsoy, Cumhurbaşkanlığı sisteminin ne getireceğini tahmin edebilmek için karşılaştırmalı bir analiz yöntemi kullanmak istediğini söyledi.

Başkanlık sisteminde demokratik olarak kalabilmenin mümkün olmadığını, hâkim partinin zamanla hegemonya partisine kaydığını belirten Özsoy, şöyle devam eti: “Özgür ve adil seçimin olmadığı ortamda seçimleri hep aynı parti kazanıyor. Bu seçimlerde seçim sahtekârlıkları, muhalefet üzerinde baskı, medya kanallarının muhalefete kapatılması, medyanın tekelleştirilmesi, yandaşlara menfaat sağlama yöntemiyle ödüllendirme ve muhalifleri de ticaret ve vergi hukukunu işleterek cezalandırma, köşeye sıkıştırma ve susturma yöntemleri, oto sansürü yaygınlaştırma yöntemleriyle hegemonyacı parti sistemi devam ettiriliyor. Bu sistemi daha çok sahra altı Afrika’sında görüyoruz”.

Meclis’te görüşülen Anayasa metninde önerilen bir takım yetkilerin de en çok sahra altı Afrika’sındaki yarı demokratik ya da yarışmacı otoriter rejim olarak nitelendirildiğini belirten Özsoy, “Bu sistemlerde seçim var, sandık var, ancak bu seçimler adil ve özgür bir şekilde yapılmadığı için bu rejimleri biz demokrasi olarak nitelendirmiyoruz” dedi.

Türkiye’de bugün hükümet sisteminin parlamenter sistem olmadığını kaydeden Şule Özsoy,  bugün yozlaşmış bir yarı başkanlık sistemi yürütüldüğünü, Cumhurbaşkanının halkın seçmesiyle parlamentere sistemin temel dinamiği bozulduğunu, halk tarafından seçilmiş Cumhurbaşkanının hakim partisiyle birleştiğini, hakim partinin de 2007’den sonra hegemonyacı bir parti yapısına dönüştüğünü söyledi. Özsoy, “Bugün Türkiye’de seçimli otoriter bir rejim bulunmaktadır ve fiili olarak da yarı başkanlık sistemine dönüşmüştür. Bu durumun Anayasa metnine aktarımı söz konusudur. Yapılmak istenen de budur. Bu da tabutumuza çakılacak son çivi olacaktır diye düşünüyorum” dedi.

Panelin ikinci oturumunu Prof. Dr. Necmi Yüzbaşıoğlu yönetti. Anayasa değişikliklerinde her bakımdan garabet bulunduğunu belirten Yüzbaşıoğlu, değişikliklerin sistem değişikliğini öngörse de aslında rejim değişikliğine yol açacak, otoriterleşme yolunda bir adım olduğunu söyledi.

Anayasa değişikliklerinin iki parti arasında hazırlanış şeklini Türkiye Cumhuriyeti müktesebatına saygısızlık olarak niteleyen Yüzbaşıoğlu, şöyle konuştu: ”Kanunu Esasi bile dâhildir buna. Orada bile bir Cemiyet-i Mahsusa kuruldu. 2010 Anayasa değişiklikleri hariç bütün anayasa değişiklikleri uzlaşmayla olmuştur. Mecliste halen görüşülmekte olan değişiklikler 2010 değişikliklerinden de daha vahimdir. Bunca müktesebatı olan, anayasa geçmişi olan bir ülkede 100 yıllık bir birikimin çok daha gerisinde bir girişim Türkiye’ye yakışmıyor”.

Getirilen sistemde kuvvetler ayrılığı olmadığını, Başkanlık sisteminde başkanın tek başına kullanabileceği hemen hemen hiçbir önemli yetki bulunmadığını belirten Necmi Yüzbaşıoğlu, “Oysa getirilmek istenen sistemde başkan bütün yetkileri tek başına kullanıyor. Başkanlık sisteminde temsilciler meclisi ve senatonun üyeleri iki yılda bir değişir. Oysa bizde süre beş yıldır. Yasama yürütme birlikte gelirler, birlikte giderler. Bunun anlamı kuvvetler birliğidir” dedi.

Yüzbaşıoğlu, Türkiye’deki parti yapılanmalarını disiplinli parti olmanın ötesinde olarak niteledi ve biat kültürünün oldu bir yapıdan demokrasi üretilemeyeceğini söyledi.

Prof. Dr. Oktay Uygun, “Bana göre demokratik sistemimizin en önemli sorununun yargı bağımsızlığının olmamasıdır ve Türkiye’nin en hayati sorunu budur” dedi.

Yargı bağımsızlığı olmadan rejim ister parlamenter sistem, ister başkanlık sistemi olsun, o sistemin diktatörlüğe dönüşeceğini belirten Uygun,  yargı bağımsız değilse insan haklarının güvence altına alınamayacağını ve demokratik rejimin yerleştirilemeyeceğini söyledi.

“Yargı son yıllarda hiç bu kadar bağımlı ve hiç bu kadar emirle hareket eder duruma gelmemişti” diyen Oktay Uygun, şöyle konuştu: “Bu çok vahim bir durum. Yapılması gereken ilk iş yargıyı tarafsız ve bağımsız hale getirmektir. İktidar ile muhalefetin üzerinde uzlaşması gereken husus buydu. Bu yapıldıktan sonra hükümet sistemi gündeme gelse rahat rahat tartışırdık”.

Anayasa değişiklikleri kabul edilir ve uygulamaya girerse, bizim demokrasi ve insan hakları standartlarımızın, diktatörlükler sınıfına gerileyebileceğini hatırlatan Uygun, kısa süre öncesine kadar otoriter rejimlerle yönetilen, doğru dürüst seçim kültürü bile olmayan Macaristan, Sırbistan, Bulgaristan gibi ülkelerin gerisinde kalacağımız uyarısında bulundu.

Anayasaların esas işlevinin devlet iktidarını sınırlamak olduğunu belirten Uygun kuvvetler ayrılığının bunun için ihtiyaç olduğunu,  oysa görüşülmekte olan değişiklikte bunun tam tersinin görüldüğünü, tüm yetkilerin tek kişide toplandığını, iktidarı mutlak hale getirdiğini, cumhurbaşkanlığı makamı içersinde yasama, yürütme ve yargıya hâkim olacak bir iktidar merkezi yaratmanın amaçlandığını sözlerine ekledi.

Yrd. Doç. Dr. Demirhan Burak Çelik: “Anayasa değişikliğiyle yapılmak istenenin, ister seçimli otoriter, ister yarışmacı otoriter, ister patronlu başkanlık, ister mutlaki cumhurbaşkanlığı sistemi diyelim, ne dersek diyelim bu teklifin özü bu sistemi kurusallaştırmaktır” dedi.

Türkiye’nin batı ile Toplumsal, kurumsal ve yargı kültürü farklılıkları bulunduğuna işaret eden Çelik,  2012 yılında hazırlanana ve Türk Tipi Başkanlık sistemi olarak tanıtılan sistemin bu kez Cumhurbaşkanlığı sistemi olarak önümüze getirildiğini bildirdi.  2010 sistemi ile cumhurbaşkanlığı sistemindeki yargı ile ilgili hükümleri Anayasa Mahkemesi ve HSYK açısından karşılaştırmalı olarak ele alıp irdeleyen Çelik, iki sistemin seçimi ve işleyişi açısından cumhurbaşkanının bu kurumlarla ilişkilerini değerlendirdi.

Çelik, yargı ile ilgili hükümlerin hemen uygulamaya konulacağını, diğer hükümlerin uygulamasına 2019 yılında yapılacak seçimlerle birlikte geçileceğini bildirdi. Çelik şunları söyledi: “Bu teklif bize şunu da gösteriyor: Anayasanın değişmez maddeleri kısmının virgülüne dokunmadan, orada hiçbir değişiklik yapmadan değişmez maddelerin değiştirilebileceğini ve içeriğinin boşaltılabileceğini de görüyoruz. ”

YAZDIR
Yükleniyor...