Giriş Tipini boş bıraktınız!

Sicil No'yu boş bıraktınız!

Kullanıcı Adını boş bıraktınız!

Şifrenizi boş bıraktınız!

Kapat

Ünvanı boş bıraktınız!

Sicil No'yu boş bıraktınız!

T.C Kimlik No'yu boş bıraktınız!

Kullanıcı adını boş bıraktınız!

Kapat

Şifremi Unuttum işlemi tamamlandığında kayıtlı cep telefonu numaranıza Kullanıcı Adı ve Şifreniz gönderilir

Ünvanı boş bıraktınız!

Sicil No'yu boş bıraktınız!

T.C Kimlik No'yu boş bıraktınız!

Kapat
HABERLER
  • Son Güncelleme : 28.07.2016 14:53
  • Haber Giriş : 25.07.2016 09:41
  • Etkinlik : 21.07.2016

Diplomatik Zafer Lozan’In 93. Yılı

İstanbul Barosunca düzenlenen ‘Lozan, Diplomatik Zaferin 93. Yılı’ konulu panel, 21 Temmuz 2016 Perşembe günü saat 16.00’da Baro Kültür Merkezi Konferans Salonunda yapıldı.

Panelin açılışında konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Doç. Dr. Ümit Kocasakal, Lozan’ın önemi ve değerinin son günlerde yaşanan acı olaylarla birlikte bir kez daha anlaşılacağını umduğunu söyledi.

Ülkemizin 15 Temmuzda bir kalkışmaya bağlı olarak çok büyük bir badire atlattığını belirten Kocasakal,  kalkışmayla ilgili tespit ettiği gerçekleri şöyle sıraladı:

Eylem Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından değil, şerefli Türk ordusunun mensubu sayılamayacak bir avuç müridin gerçekleştirmeye çalıştığı ve arkasında emperyalizmin ve onun kuklalarının bulunduğu açık bir darbe teşebbüsüdür. Bu bir gerçektir.

Bu teşebbüsün arkasında emperyalizmin istihbarat örgütlerinin bulunduğu açıktır.  Bu da bir gerçektir.

Bu darbe başarılı olsaydı, Türkiye Cumhuriyetinin bir varlık sebebi ortaya çıkacak ve bölünme süreci hızlanacaktı. Büyük bir badire atlatılmıştır, ancak tehlike geçmemiştir. Bu da bir gerçektir”.

Türk Milleti demokrasiye sahip çıktı deniliyor, bunu düzeltmek lazım” diyen Ümit Kocasakal şöyle konuştu: “Ülkede zaten bir demokrasi olmadığı için sahip çıkılan şey demokrasi değil ama en az onun kadar değerli olan demokrasi ihtimalidir. Bu darbe başarıya ulaşsaydı, demokrasi ihtimali ortadan kalkacaktı. Ama şimdi en azından bir demokrasi ihtimali vardır, bu ancak siyasi bir mücadeleye bağlı olarak gerçeğe dönüşebilir”.

İstanbul Barosu’nun 15 Mayıs gecesi, herkeste bir takım tereddütler varken gece saat 01’de internet sitesine koyduğu bildiriyle darbe teşebbüsüne açıkça karşı olduğunu ortaya koyduğunu belirten Kocasakal, bu kalkışmanın savuşturulmasından sonra yaşanacak bütün hukuksuzluklara da İstanbul Barosu resmi internet sitesine konulan iki bildiriyle dikkat çekildiğini kaydetti. Kocasakal,  Umarız ki bu darbe teşebbüsünün savuşturulması daha otoriter ve daha totaliter bir yönetim için bir fırsat olarak görülmez” dedi.

Türk Silahlı Kuvvetlerinin bir darbe teşebbüsünde bulunmadığının altını çizen Ümit Kocasakal, Darbe teşebbüsünde bulunanın imamın ordusu, onun bir avuç müridi olduğunu, darbeyi ise Türk Silahlı Kuvvetlerinin önlediğini bildirdi. Kocasakal, bunun yanı sıra polisimiz, jandarmamız, yurttaşlarımız da yani Türk Milletinin bir bütün halinde bu darbeye karşı koyduğunu belirtti. Kocasakal, o yüzden bu teşebbüsten bir takım kişi ve ya kuruluşların çıkarabileceği bir kahramanlık veya destan bulunmadığını vurguladı.

Bu teşebbüsün püskürtülmesinden sonra bütün işlemlerin hukuk kurallarına uygun olarak yapılmasının şart olduğunu kaydeden İstanbul Barosu Başkanı, aksi halin darbecilerin ekmeğine yağ süreceğini söyledi. Kocasakal, “Çünkü bunun panzehiri hukuk devleti ve eksiksiz demokrasidir. O yüzden devletin kılcal damarlarına yerleşmiş kanserli bir ur olan bu yapının temizlenmesi zorunludur ve bir ulusal güvenlik meselesidir. Kalabalıkları alanlara toplamak kolay, çekmek zordur. Badire atlatıldıktan sonra asayiş ve düzeni sağlamak devletin meşru güçlerinin görev ve yetkisindedir.

Bu darbe teşebbüsü Türk Silahlı Kuvvetlerine, onun kurumsal kimliğine mal edilmemelidir. Yaşadığımız coğrafyada güçlü bir ordu en büyük güvencemizdir. O yüzden ordu ile ilgili şeylerde herkesin çok dikkatli olması lazım” dedi. Kocasakal konuşmasının devamında, Atatürk’ün Türk Ordusu i ile ilgili sözlerini hatırlattı.

Ümit Kocasakal konuşmasını şu sözlerle tamamladı: “Bu yaşadıklarımızın temelinde, Türkiye Cumhuriyetinin şeyhler, müritler, tarikatlar ve mensuplar ülkesi haline getirilmesi girişimleri yatmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti başta tam bağımsızlık olmak üzere kuruluş değerleriyle ancak bu badireleri atlatabilir. Bunun dışında bir yol yoktur. Bu ülkenin genleriyle, genetiğiyle, kimyasıyla, rejimle, cumhuriyet değerleriyle oynanmış olmasının sonuçlarını yaşıyoruz.  Türkiye Cumhuriyeti devletini karanlık ortaçağ rejimlerinden, Ortadoğu’nun köhne rejimlerinden ayıran şey aslında laik eğitim, laik hukuk sistemi ve Ulu Önder’in deyimiyle ‘Medeniyet Tarikatı’dır.

Türkiye Cumhuriyeti bugün bir ulusal güvenlik ve bir beka sorunu içindedir. O zaman Lozan Barış Antlaşmasına sımsıkı sarılmamız gerekir. Çünkü Lozan bize bu ülkeyi bir emlak ofisinden almadığımızı, vatanın bir arsadan ibaret olmadığını göstermektedir”.

Başkanın açılış konuşmasından sonra panele geçildi. Paneli İstanbul Barosu Genel sekreteri Av. Hüseyin Özbek yönetti.

ÖZBEK’İN KONUŞMASININ SATIR BAŞLARI:

Lozan Barış antlaşmasının kuruluş yıldönümlerinde İstanbul Barosunun gelenekselleştirdiği etkinlikler bir takıntı değil bir ısrardır, baromuzun kurumsal bir kararlılığıdır. Çünkü Lozan Antlaşması,  Türkiye Cumhuriyeti devletinin üniter yapı, ulus devlet temelindeki milli bir devletin kuruluş DNA’sıdır. İstanbul Barosu bundan sonraki yıllarda da Lozan Barış Antlaşmasının yıldönümlerini ısrarla ve ciddiyetle hatırlayacak ve büyük bir coşkuyla kutlayacaktır.

Lozan’da diplomatik zafere dönüşen askeri zaferin yaratıcısıTürk milleti ve TBMM ordularıdır. Askeri bir zaferin sonucunda Türkiye’nin kurtlar sofrasında söke söke elde ettiği ve aldığı bir diplomatik zaferden söz ediyoruz.

Bu zafere giden yolda neler oldu? Osmanlı zamanında henüz daha noktası konulmamış bir ‘Şark Meselesi-Doğu Sorunu’ vardı. Hala var. Bu mesele Osmanlı İmparatorluğunu tasfiyeyi amaçlıyordu. Bu meselenin kapsamında, Orta Avrupa, Balkanlar, Kırım, Tebriz’e kadar uzanan bir coğrafya,  Yemen, Basra, Aden Körfezi, Sudan, Fas, Cezayir, Tunus’a kadar uzanan bir coğrafya var. Bu coğrafyada, petrol var, stratejik özellikler, Süveyş Kanalı var. Buraya hâkim olan dünyaya hâkim olur. Böyle bir coğrafyada ekonomik olarak zayıflamış, askeri açıdan zayıflamış, bunalım içine düşmüş, çökmek üzere olan bir devlet var.

İmparatorluk topraklarında gözü olanların hesabı Bağdat’tan değil ama Çanakkale’den geri döndü. Türk Milleti varını yoğunu vererek ordusunu modernleştirdi, güçlendirdi. Birinci Paylaşım Savaşında yenik düşen Osmanlı Ordusu Çanakkale zaferinin özgüveniyle yeniden savaştı. Emperyalistler karşısında 1919-1922 arasında uç buçuk yıl süre daha savaştı. Kurtuluş Savaşı verdi. Askeri zaferden sonra Lozan’da dünyanın devleriyle sekiz buçuk ay süren bir mücadele sonucu 24 Temmuz 1923’de Türkiye’nin tapusu alınmıştır. Emperyalizmin dayattığı ‘bir milleti yok etme’ dayatması geri püskürtülmüştür.

Türkiye’nin uluslararası saygınlığı hukuk kalitesinin saygınlığı ile doğru orantılıdır. Bu nedenle hukuktan ve meşruiyetten asla uzaklaşılmaması gerekir.

BİHTERİN DİNÇKOL (Marmara Üniversiteis Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi):

Lozan modern devlet üzerinde nasıl bir etki yaptı, önemi nedir ve Lozan’ın Türk modernleşmesi üzerinde ne gibi bir etkisi vardır?

Modern devlet Batıda gelişen bir devlet yapısı modelidir. Yaklaşık 200 yıl süren bir süreç. Bu devlet yapısı Atatürk devrimleriyle birlikte daha kısa sürede gerçekleştirilmeye çalışılmıştır. Modern devletin özünde şu var: Akla dayalı kuramsal bir ideoloji. Modern devlette demokrasi sadece bir yönetim biçimi olarak değil, temel, meşru ve tek yönetim tarzı olarak ideal bir konuma oturtuluyor ve herkes demokratik olmaya çalışıyor. Böylece demokrasi sadece bir ideoloji değil, bir dünya görüşü haline dönüşüyor. Bütün bunları Lozan’la birlikte Türk modernleşmesine nasıl oturtacağız. Bunu, ulusun ortaya çıkışı, egemenlik, hukukta birlik ve hukukun laikleşmesi açısından irdelemek gerekir.  

RIDVAN AKIN (Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi):

Türkiye Lozan’a bir zafer kazandığı için davet edildi. Kurtuluş Savaşı’nı Yunanlar üzerinden yaptık, barışı Birinci Dünya Savaşı galipleriyle müzakere ettik. Lozan Barışı diğer uluslararası barış görüşmelerinden istisnai bir özellik gösterir. Çünkü taraflar kendi bulundukları noktayı farklı tanımlıyorlardı. Biz kendimizi Mudanya Mütarekesi ile tanımlıyorduk. Çünkü bir zafer kazanmıştık. Haksız bir işgale direnmiştik. Bize dayatılan barış önerisini reddetmiştik, hukukumuzu muhafaza etmiştik. Ulusların kendi kaderini tayin etme hakkını savunmuş, meşru bir savaş vermiştik. Karşı taraf ise bizi küçük bir devletin (Yunanistan’ın) işgal hareketini sona erdirmiş ve kerhen masaya davet edilmiş bir devlet olarak görüyorlardı.

Türk delegasyonu nasıl oluşturuldu ve masaya oturulduğunda ortaya çıkan siyasi konjonktür ve müzakere esaslarının belirlenmesi ve müzakere aşaması önemle üzerinde durulması gereken hususlardır.

SİBEL ÖZEL (Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi):

Lozan’da ermeni meselesi üzerinde duracağım. Bu iki başlık altında incelenebilir. Birincisi Ermeni kırımından sorumlu olanların cezalandırılması, ikincisi ulusal Ermeni Yurdu kurulması meselesidir.

Ermeni kırımından sorumlu olanların cezalandırılması Sevr Anlaşmasında ayrı bir bölüm olarak düzenlenmiştir. Ermeni Ulusal Yurdu kurulması meselesi ise Lozan’da uzun tartışmalara neden oldu. Müttefik temsilcilerinin bu konudaki bildirileri önem kazanıyor. Uzun tartışmalardan sonra Amerikalı ve İngilizler tarafından Ulusal Ermeni Yurdu’nun Suriye’nin Kuzeyinde, Anadolu’nun Güneyinde denize çıkışı olan bir şerit olarak belirleniyor. Böylece Ulusal Ermeni Yurdu Suriye ile Türkiye arasında emperyalistlerin kontrolünde durgun bölge işlevi görecektir. Türkiye bu konuyu müzakereye değer bile bulmamış ve okunan ülke bildirilerini geçersiz saymış ve oturumu terk etmiştir. Çünkü Ermeni Yurdu meselesi Türkiye’nin iki kırmızıçizgisinden biridir, diğeri kapitülasyonlardır. Bu iki mesele hiçbir koşul altında müzakere edilmeyecek ve gerekirse masadan kalkılacaktır. Müttefikler kendi çıkarlarını daha üstün tutarak Ermeni Yurdu meselesinden vazgeçmişlerdir.

BARIŞ DOSTER (Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi):

24 Temmuz 1923 Lozan… Sadece Türkiye Cumhuriyetinin bağımsız, eşit ve uluslararası hukuk öznesi, bir ulus devlet olarak tescil edildiği bir anlaşma değildir. Bu özelliğinin yanında savaşın ve devrimin diplomasi masasında nasıl zaferle taçlandırıldığını da öğreten çok önemli bir ders niteliğindedir. Lozan’ın gerçekçi temellere oturması bilginin, bilincin, deneyimin, sağduyunun, gerçekçiliğin ve uzak görüşlülüğün çok temel kanıtıdır. Tam bağımsızlık ve ulusal egemenlikten ödün vermedikleri içindir ki kapitülasyonlar ve Ermeni meselsi konusunda dimi dik durmuşlardır ve onun dışındaki konularda müzakere yapılmıştır ama tam bağımsızlık ve ulusal egemenlikten asla ödün vermemişlerdir.

Sunumların tamamlanmasından sonra soru-cevap bölümüne geçildi.

Panel sonunda konuşmacılara İstanbul Barosu Genel Sekreteri Av. Hüseyin Özbek tarafından bir plaket sunuldu.

YAZDIR
Yükleniyor...