Avukat Girişi:  Kullanıcı Adı: Şifre:  
     
Stajyer Avukat Girişi «  
Şifremi Unuttum «  
Üye Ol «  

    ANASAYFA | BARO LEVHASI | ETKİNLİK TAKVİMİ | HABERLER | BARONET | BİLGİ HAVUZU | İLETİŞİM | ENGLISH  
 Tarihçe
 Başkan ve  Yönetim Kurulu
 Baro
 Başkanlarımız
 Yönetim Kurullarımız
 Disiplin Kurulu
 Denetleme Kurulu
 TBB Delegeleri
 Bölge Temsilcileri
 İdari Birimler
 Baro Meclisi
 Staj Eğitim  Merkezi
 CMK
 Adli Yardım
 Merkezler
 Komisyonlar
 Kurullar
 Yayın Kurulu
 Yayınlar
 Avukatlık Hukuku
 Adliye-Baro Odaları
 Bilgi Edinme
 Kayıt İşlemleri
 Sigorta
 Anlaşmalı Kuruluşlar
 Kan Bilgi Havuzu
 UYAP Faaliyetlerimiz
 Yararlı Bilgiler





























































Alexa Toolbar
İSTANBUL BAROSU BARO MECLİSİ  6

İSTANBUL BAROSU
BARO MECLİSİ  6. OLAĞAN GENEL KURULU

BAŞKAN: Av. ŞEREF KISACIK

15.04.2005

---- & ----

Gündem Maddesi 1: Açış ve Yoklama

---- & ----
 

 BAŞKAN- İstanbul Barosu Baro Meclisinin 6. Olağan Genel Kuruluna hoş geldiniz. İlker Hasan Duman’ın deyimiyle Türkiye’de bu Baro ve Baro Meclisi ilk örnektir. Yeni İstanbul Barosu Kültür Merkezinde Baro Meclisimizin bir genel kuruluyla açıyoruz.

Başkanımız Trabzon’da bir toplantıda olduğu için gelemedi, ayrıca Celal Ülgen, Abdi Pesok, İsmail Gömlekli, Seyit Usta ve Turgut Kazan arkadaşlarımız da mazeretlerini yazılı ve sözlü bildirdiler, bunları size iletmeyi görev sayıyorum.

389 kayıtlı üyemiz var, toplantı yetersayımız onda bir olduğuna göre salonda yeterli çoğunluk var. Yeni arkadaşlarımız da gelmeye devam ediyorlar. Dolayısıyla açış ve yoklamayı yapmış olduk.

Gündemi okuyorum:

Açış ve yoklama.

Avukatlık Yasasında yapılması düşünülen değişiklik önerilerinin görüşülmesi.

Avukatlık Yasası değişiklik önerilerinin değerlendirilerek yasalaşması için gerekli çalışmaların yapılması yönünde tavsiye kararı alınması.

 Taslak Hazırlama Komisyonu kurulması.

Gelecek Genel Kurul gündem ve tarihine ilişkin önerilerin konuşulması.

Dilekler ve kapanış. 

Çok kısa olarak nasıl işleyişi olacağını da anlattıktan sonra gündeme ilişkin öneriniz olup olmadığını soracağım.

Bildiğiniz gibi İstanbul Barosu Baro Meclisi yeni bir organ. Geçen yıllarda önümüzde bir örnek olmamasına karşın kendi bilgi ve deneyimlerimizle, sizlerin önerileriyle 5 genel kurul yaptık, bu 6. oluyor.  Her genel kurulda sizlerden ve genel kurul üyelerinden yeni şeyler öğrendik, ne yapmamız gerektiğini daha iyi kavradık ve şu yöntemi benimsedik arkadaşlar: Bundan her genel kurulumuzun gündeminin sondan bir önceki maddesi gelecek genel kurul gündemine ilişkin tarih ve özellikle de -tarih değişebilir, yaklaşık olarak belirlenecek- gündemin belirlenmesi olacak.

Biz ortalama üç ayda bir genel kurul yapan, onun dışında sadece Başkanlık Divanı toplantıları yapan bir organ olmaktan çok, bir sonraki genel kurul gündemini birlikte belirleyip o gündeme ilişkin ön hazırlık çalışmalarını, tabiri caizse mutfak çalışmalarını o gündemle ilgili sözü olan, bilgisi olan, deneyimi olan Barodaki organların, komisyonların ve merkezlerin sürekli katkısıyla, sürekli toplantılarla, ortak mutfak çalışmalarıyla hazırlamak ve önünüze hazırlıklı olarak gelmektir.

Nitekim, geçen 5. Genel Kurul tutanaklarını özetlediğimizde Avukatlık Yasasının, meslek yasamızın sürekli gündemde olması gerektiği, değişiklik önerilerini bizim hazırlamamız ve sunmamız gerektiği, kamuoyu oluşturmamız gerektiği yönünde görüş ve öneriler vardı. Baro Meclisi o nedenle bu hususu gündemine aldı. Barodaki değişik kurul, komisyon ve merkezlerin ayrı ayrı çalışmalarını toparlayan bir genel kurul yapmaya karar verdi.

Komisyon ve merkezlerimizle, Staj Eğitim Merkezi Yürütme Kurulumuzla, Disiplin Kurulumuzla, Stajyer Avukat Komisyonu arkadaşlarımızla, Vergi ve İdari Hukuku Komisyonuyla, Mevzuat Araştırma ve Geliştirme Komisyonuyla, Avukat Hakları Merkeziyle, Meslek Sorunları Komisyonuyla ortak toplantılar yaptık. Bu komisyonlardaki arkadaşlarımızın tümü ortak çalışmalar yaptılar, yazılı metin olarak sundular. Tabii sayfalarca olduğu için herkese bu taslağı sunamadık, ancak Baromuzun web sayfasında Baro Meclisi bölümünde bulunabileceğini de arkadaşlarımıza davet yazısıyla ilettik.

Bu maddede kendi aramızda kim, hangi sırayla konuşacak, onu da belirledik. Öncelikle Disiplin Kurulundaki arkadaşlarımız bize bildirildiği şekliyle Sayın Başkanımız Hüseyin Avni Durmuşoğlu konuşacak, sonra Staj Eğitim Merkezi Yürütme Kurulundan Sayın Haluk İnanıcı arkadaşımız staj eğitimin Avukatlık Yasasındaki değişiklik önerileri hakkında görüşlerini söyleyecek, Stajyer Avukatlar Komisyonundan Hamdi Yıldız arkadaşımız, Avukat Hakları Merkezinden Merkez Başkanı Uğur Poyraz arkadaşımız, Meslek Sorunları Komisyonundan -orada ikili bir ayrım var- aynı sürede Başkanımız Mehmet Ergen ile Komisyon Yürütme Kurulu Üyesi Cihan Yamaner arkadaşımız konuşacaklar.

Arkadaşlarımızdan rica ettik ya da ortak karara vardık. Bize sundukları bu yazılı metni tekrarlamak yerine çarpıcı, vurucu bir şekilde “neden Avukatlık Yasasının değişmesi gerekir, hangi maddelerinin -madde numarası vermeden belki- hangi konu başlıkları çok önemlidir? Konularını gündeme almaktır önemli almaktır.

Peki, sonra nasıl toparlayacağız? 3. maddede Avukatlık Yasası değişiklik önerilerinin değerlendirilerek yasalaşması için gerekli çalışmaların yapılması yönünde sizlerden tavsiye kararı alınmasını isteyeceğiz. Bu çalışmaları, yazılı öneri sunan komisyon, merkezlerin ve kurulların önerilerini, uygun görürseniz kurulacak 5 kişilik bir komisyona vereceğiz. Buradaki konuşmaları da metin haline getirdikten sonra bir hafta içinde o komisyona vereceğiz, o komisyon Avukatlık Yasasında değişiklik önerilerinin her komisyonun görüşünü madde madde benzeşen ve ayrışan yönlerini bulup, benzeşen yönlerini birleştirecek, tek metin haline getirecek, gerekirse o öneri sahibi komisyon ve merkezlerle ortak toplantılar yaparak bir fikir birliğine varılması sağlanacak, tüm bu toplantılara rağmen hâlâ aykırı görüş varsa da, bunu da İstanbul Barosunun bir zenginliği olarak “çoğunluk görüşü bu maddede şu olmasına karşın şu şekilde aykırı görüş vardır”  diye belirtecek. Sonra da bunu sanıyorum bir yazılı metin haline, bir kitapçık haline getirip artık Baro yönetiminin değerlendirmesine sunacağız.

Tabii bütün bu önceden hazırlığı olan ve yazılı öneri veren komisyonların konuşmalarından sonra diğer arkadaşlarımız da dilerlerse konuşabileceklerdir.

Ben bir daha söz almamak, sizleri dinlemek için 4. maddeyle ilgili toplantının başındaki bu yoğunluk sonunda olmaz diye hemen Baro Meclisi Başkanlık Divanı olarak kendi önerilerimizi takdirlerinize, değerlendirmenize sunacağım.

Haziran ayı ortalarında veya sonuna doğru adli tatil öncesi yapacağımız Genel Kurulda özellikle İstanbul’daki ve Türkiye’deki bütün avukatların meslek sorunlarını tartışalım ve Baroda meslektaşlarımızın sorunlarını çözmek için çalışmalar yapan, değişik organ, komisyon ve merkezlerin gücünü, enerjisini, bilgisini, birikimini, yine Avukatlık Yasasında olduğu gibi öncelikle Meslek Sorunları Komisyonu ağırlıklı olmak üzere, bölge temsilcisi arkadaşlarımız ağırlıklı olmak üzere birleştiren ön çalışmaları da bu arada yapalım.  O maddeye geldiğimizde de duyururuz, ama sonradan yazılı da duyururuz, belki bir tarih vererek bölge temsilcilerinden, ilgili komisyon ve merkezlerden, duruşma saatlerinden tutun, diğer konulara kadar bölgesel ve genel mesleki sorunlarını yazılı olarak sunmalarını bekleyeceğiz ve onlarla ortak toplantılar yaparak 25 Haziran civarında  toplantı yapmayı düşünüyoruz.

Toplantı tarihi şu nedenle belli değil arkadaşlar, onu da açıklayayım. Çünkü çok detaya girmek istemiyordum. Baro Meclisini yeni seçilecek Barolar Birliği Başkanının da bizim bölgemizden seçilip oraya gidip yönetimde görev alacak arkadaşlarımızın da, hatta belki bölge baro başkanlarının da katıldığı bir forum haline getirelim diye düşündük.  Çünkü dört duvar arasında kalmasın, sonunda rapor olarak sunmak başkadır. Bizzat İstanbul’daki avukatların hangi sorunları olduğunu, acil çözüm önerilerinin neler olduğunu Barolar Birliği başkanlarımız, Yönetim Kurulu Üyelerimiz bizzat bizden duysunlar, hem de böyle bir Baro Meclisinin varlığını, yararlı çalışmalar yaptığını bizzat gözlemek olanağı bulsunlar diye toplantı tarihimizi o nedenle Barolar Birliği Başkanımızın yönetimine de uygun düşecek bir tarihi saptayabilmek ve hazırlıkların yetişmesi açısından esnek tutuyoruz.  Daha önce salon sorunumuz vardı, inşallah salon sorunumuzu artık burada çözdük.

Yani böylece Avukatlık Yasası üzerinde yaptığımız çalışmayı meslek sorunları konusunda da yapıp Baro yönetiminin önüne Çatalca’daki arkadaşımızın, Tuzla’daki arkadaşımızın birebir yaşadığı somut sorunları net bir şekilde rapor halinde ve çözüm önerilerini de beraber sunmak, çözümü için de herkesin elbirliğiyle Baro yönetiminin öncülüğünde katkıda bulunmasını sağlamak diye düşünüyoruz.

Gündem bu arkadaşlar, gündeme önerisi olan, eleştirisi olan yoksa gündeme geçiyoruz.

SAHİR BAFRA- Şunu sorayım: Başka öneriler şifahen yapılabilir mi yahut komisyona iletilebilir mi?

BAŞKAN-  Tabii komisyon seçildikten sonra. Bu komisyon bilimsel de bir çalışma yapacak, yasa tekniğini de bilecek. Mesela, Avukatlık Yasasının 1. maddesiyle ilgili olarak stajyer avukatlarında bir görüşü vardır, Meslek Sorunları Komisyonunun da, bir başka komisyonun da bir görüşü vardır. Bütün bunları dijital ortamda birleştirip zaten benzeşiyorsa, sadece ifade farklılığı varsa, onları tek bir metin haline getirecek; ciddi ayrılıklar varsa, onları tespit edip o komisyon ve merkezlerle ortak toplantılar yapıp aynı fikirde birleştirmeye çalışacak. Buna rağmen birleşmiyorsa, ciddi görüş ayrılığı varsa, bazıları kabul etmese de nicelik ve nitelik olarak büyük baroyuz, bizde farklı görüşler de olabilir, onu da oraya yazacağız.

Bu arada Sahir Beyin dediğine geliyorum, bu komisyona bireysel olarak da rapor vermek isteyenler, görüş bildirmek isteyenler tabii ki olacak. Yani bugün sadece başlangıç startını vermiş oluyoruz, bitmiş olmuyor.

Burada dikkatinizi bir hususa çekmek istiyorum: Tekrar ediyorum, Baro Meclisi olarak Sarıyer’den, Tuzla’dan, Pendik’ten, uzak yerlerden gelen arkadaşlarımızın gücünü, enerjisini daha çok bizzat İstanbul’daki avukatın yaşadığı genel ve özel sorunlara ayırarak, onların Baro çalışmalarına daha verimli, daha üretken katkıda bulunmalarına, mesleklerini yapmalarına ve önümüzdeki sorunları çözmelerine katkıda bulunmalarını istiyoruz. O nedenle Avukatlık Yasasında yaptığı gibi bir çalışmayı Baro Meclisi diğer konularda da yapmayacak, yani diğer komisyonların yapacağı seminerler, paneller bizim ilgi alanımızın dışında, ama Avukatlık Yasasına ilişkin çok farklı komisyon ve merkezin farklı çalışmaları olduğu için ve bizi doğrudan ilgilendirdiği için bunu öncelikle aldık ve bu çalışmaları birleştirmek istiyoruz. Barolar Birliği düzeyinde de bunu sunmak istiyoruz.

 


Gündem Maddesi 2: Avukatlık Yasasında Yapılması Düşünülen Değişiklik Önerilerinin Görüşülmesi.

---- & ----

 

BAŞKAN- Örneğin, “Avukatlık Kanununun 2. maddesinde yapılması gereken ilave ve değişiklikler konusunda önerim vardır, söz almak istiyorum” diyor bir arkadaşımız. demin dediğim gibi, öncelikle ön hazırlık çalışmalarına katılan komisyon ver merkezler olmak üzere konuya sadece o anda dahil olup, o anda aklına geleni söylemekten çok, önceden hazırlık çalışmalarına katılmış komisyon veya merkezlerin veya bireysel katılımcıların, yazılı önerisi olanların önerilerini öncelikle alacağız.  Bundan sonraki çalışmalarımız da uygun görürseniz böyle olacak arkadaşlar.

Bu doğrultuda şimdi ilk sözü Disiplin Kurulu Başkanımız Sayın Avukat Hüseyin Avni Durmuşoğlu’na veriyorum; buyurun Başkanım.

Av. HÜSEYİN AVNİ DURMUŞOĞLU (İstanbul Barosu Disiplin Kurulu Başkanı)- İstanbul Barosu Baro Meclisinin 6. Olağan Genel Kurulunun çok değerli üyelerini, Başkanlık Divanını ve Başkanını saygıyla selamlıyorum.

Aslında Disiplin Kurulu olarak çalışmalarımızı 4-5 noktada toplamış bulunuyoruz. Fakat tüm değerli katılımcı arkadaşlarımızın huzurunuzda açıklamalarda bulunması daha katılımcı bir ortam sağlanması için, ben mümkün olduğu kadar elimizdeki çalışmaları kısaltmaya çalışarak nakledeceğim.

Avukatlık Kanunuyla ilgili yapılması gereken çalışmaların en önemli sıkıntısı Disiplin Kurulu olarak 1136 sayılı Yasanın uygulanışında ve Türkiye Barolar Birliğinin meslek kurallarının uygulanışında çektiğimiz üzüntü ve sıkıntılardır. Biz, gerek Türkiye Barolar Birliğinin yerleşik kararlarına, gerekse kısmen açılan idari mahkemelerdeki davaların sonuçlarına, Danıştayın sonuçlarına göre mümkün olduğunca yasalara en uygun şekilde elimizden geldiğince hem meslektaşlarımızı savunarak, hem de etik değerlerimizi koruyarak mesleğimizin geleceğe daha iyi şartlarda taşınması bakımından çalışmaya gayret ediyoruz.

Ancak tüm bu çalışma gayretlerimize rağmen sıkıntılarımız da had safhaya ulaşmış durumdadır. Özellikle Avukatlık Yasasının 55. maddesini uygularken gerçekten çok muazzam sıkıntılar çekmekteyiz. 55. madde ve buna bağlı olarak Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulu tarafından çıkarılan yönetmeliklerin uygulanması, meslektaşlarımızın son teknolojik gelişmelere rağmen aleyhine yorumlanmak suretiyle uygulanmaya çalışılmaktadır. Halbuki biz, bu konuda meslektaşlarımızın teknolojik her türlü imkândan istifade etmesini ümit ve arzu etmekle beraber meslektaşlar arasındaki dengenin adil biçimde sağlanmasını da temin etmek zorundayız. Özellikle buna bağlı olarak yönetmelik konusunda Disiplin Kuruluna geldiğimizden bu yana yapılmasını istediğimiz değişiklikler akim kalmıştır.

Bu 1136 sayılı Yasada yapılması düşünülen değişiklikler ve meslektaşlarımızın ve organlarımızın tüm katılımcı etkisiyle beraber meydana gelecek gelişmelerden hepimizin çok istifade edeceğini inanıyoruz. Özellikle Türkiye Barolar Birliği meslek kurallarıyla ilgili kurallarımız üç bölümde mütalaa edilmektedir. Birinci bölümünde avukatla toplum arasındaki irtibatı sağlayan nitelik düzenlenmiştir. İkinci bölümde avukatla yargı ve yargı mensupları arasındaki düzenlemeleri ifade eder ve üçüncü bölümde de avukatla iş sahipleri arasındaki ilişkiler düzenlenmiştir.

Disiplin Kurulumuz tarafından 1136 sayılı Avukatlık Yasasının 55. maddesiyle ilgili olarak uygulanmak zorunda bulunan kınama cezalarına meslektaşlarımızın yapmış olduğu idare mahkemeleri, bölge idare mahkemeleri ve Danıştay nezdindeki itirazlar maalesef meslektaşlarımızın aleyhine neticelenmiştir. Yani burada uygulanmak olan kınama cezaları özellikle meslektaşlarımızın daha küçük de olmuş olsa alabilecekleri cezalarla tekerrür maddesinin uygulanması halinde en kısa zamanda en ağır cezalardan sonuncusu olan meslekten çıkarma cezasına yaklaşma olanağını doğurmaktadır ki, bu hepimiz için çok üzücü bir sonuç doğurmaktadır.

Özellikle web sayfasında bilgilendirmeye yönelik tüm meslektaşlarımızın yakın bir bölümünün unsurlarıyla ilgili açıklamaları vardır.  Bu bilgilendirmeye yönelik açıklamalar maalesef Barolar Birliği tarafından çıkarılan yönetmeliğin 9. maddesindeki şartlara uymamaktadır ve dolayısıyla meslektaşlarımız hakkında gerek e-mail yoluyla, gerekse diğer meslektaşlarımızın bildirmesi yoluyla soruşturma ve daha sonra da kovuşturma yoluyla bize gelen disiplinle ilgili uygulamaları içeren konuların içeriğine girdiğimiz zaman maalesef onlar hakkında olumsuz kararlar vermek zorunda kalıyoruz.

Onun için bu konularla ilgili olarak yasada değişiklik yapılmasının çok zaman alacağını da düşünerek tüm meslektaşlarımıza Sayın Hocamız Prof. Dr. Sungurtekin’in bilgi verme hakkının ve avukat tarafından sunulmasının kriterleri konusunda dört maddelik bir açıklamada bulunmak istiyorum:

Doğru ve gerçek bilginin mutlaka sunulması lazım.

Verilmesi gerekli olanlarla sınırlı olmalı, yani bir ölçülülük olması gerekir.

Kamunun bilgilendirme hakkı çerçevesinde bilmesinde yarar olacak olan zorunlu bilgileri sadece bu zorunluluk alanında olmalıdır.

Bilgi verme adı altında her türlü bilgi verilmemelidir. Objektif sınırlar içinde bilgi verilmelidir. Biçim açısından sade biçimler tercih edilmelidir. Buna da Türkiye Barolar Birliği açısından bir açıklama getirirsek meslek kurallarının 7/A maddesine uygun olmalıdır.

İçerik açısından gerçeği yansıtmalıdır ve abartılı bir üslup olmamalıdır.

Diğer meslek ilkeleriyle asla çelişki teşkil etmemelidir.

Bilgi vermenin hiçbir biçimi iş ve müvekkil teminine yönelik olmamalıdır.

Bu yasaklar diğer meslek ilkelerini asla ihlal etmediği gibi konulacak kriterler ve açıklamalar da bu çerçevede değerlendirilmelidir. Dolayısıyla tüm meslektaşlarımın en kısa zamanda Barolar Birliği ve 1136 sayılı Yasa ve bu Yasaya bağlı olarak çıkarılacak olan yönetmelikler gündeme gelinceye kadar mutlak surette web sayfalarını bu şekilde düzenlemek suretiyle çok değerli meslektaşlarımızın soruşturma ve kovuşturmadan uzak kalmalarının temin etmelerini istirham ediyoruz.

Değerli meslektaşlarım, söylemiş olduğum gibi hazırlamış olduğumuz evraklar oldukça fazla, ama ben, çok kısa olarak Disiplin Kurulundaki değerli meslektaşlarımla beraber hazırlamış olduğumuz metin konusunda bilgilendirmek istiyorum.

Evvelemirde Kanunun 14. maddesinde düzenlenmiş olan emeklilik veya istifa gibi sebeplerle görevlerinden ayrılan ve bazı görevlerden ayrılarak avukatlık edememe yasağıyla ilgili bölümü açıklayan 14. maddeye, burada Anayasa Mahkemesinin iptalini de nazarı itibara alınarak aynı maddenin 3. fıkrasına, ilk fıkra kapsamına giren kişilerin haklarının birinci fıkraya uygun olarak düzenlenmesini, böylece üç grup olarak belirtilen meslektaşlar arasındaki eşitliliğin sağlanması gerekliliğine inanıyoruz.

Keza, aynı yasanın 11. maddesinde belirtilen kenar başlığı “Avukatlıkla Birleşmeyen İşler” olarak bildirilen noktada, burada mutlak surette “danışmanlık hariç” ibaresinin konulması gerekir. Aksi takdirde meslektaşlarımızın çalışma alanlarında kısıtlama olmaktadır.

Keza 15. maddede açıklık getirilen ve “Staj” ana başlığını taşıyan maddenin genel olarak açıklamasında, özellikle 1 yıllık staj süresinin 2 yıla çıkarılmasını, bunun “1 yılının hukuk fakültesindeyken tamamen adliyede pratik olarak çalışmaya yönelmesi” şeklinde düzeltilmesini talep etmekteyiz.

Yine 4. grup olarak belirttiğimiz 18. ve 19. maddelerde istemin ilanı, rapor kısımları düzenlenmiş, burada da ilgili işlemlerde adayın gerekli nitelikleri taşıyıp taşımadığını araştırmak için baro başkanının görevlendireceği baroya bağlı 1 avukat yerine 2 avukatın görevlendirilmesinin daha uygun olacağını düşünmekteyiz.

Kanuna devam ediyorum, “Stajyerlerin Yapacağı İşler” bölümünde, 26. maddede özellikle stajyerlerin staja başladıktan sonra avukatın gözetiminde sulh hukuk, sulh ceza, İMT hâkimlerinin yanında ve icra müdürlüklerinin işlerini yürütmesinde avukatın gözetiminde yapacağı işler anlatılırken burada sulh ceza mahkemesini bu konunun dışına çıkarmayı düşünüyoruz.

6. Bölümde 29. maddedeki açıklamalara gelmek istiyoruz. “Sınava Gireceklerin Tespiti”  konusunda sınava gireceklerin tespitini yaparken de burada sonsuz bir sınav hakkı tanımak suretiyle sıkıntı yaratmaktansa, bu metinde bulunan “6 defa” ibaresinin mutlak surette “en az 4 defa” olarak değiştirilmesi şeklinde düzeltilmesine inanıyoruz.

Keza Kanunun 35. maddesinin 3. fıkrasında dava açmak yeteneği olan herkesin kendi dilekçesini yazmasıyla ilgili açıklamalarda bulunulmuştur. Bu açıklamaların da avukatlık mesleğiyle ilgili düzeltilmesi suretiyle, özellikle mesela bugün yeminli mali müşavirlerin imkânları sonsuz, kendilerine yaratmış oldukları imkânlarda elde ettikleri hem maddi, hem manevi değerlere bakılırsa avukatlık mesleğinin çok önüne geçmiş bulunmaktadırlar. Dolayısıyla bizim mesleğimizin de mutlak surette mali müşavirler gibi garantili şekilde olmalı ve halk tarafından yapılacak çok önemli bir kısım yapılması gereken, yapmak zorunda oldukları şeyin zorunluluk olarak avukatlar tarafından yapılması gerekliliğinin kanuna işlenmesini talep etmekteyiz.

41. maddedeki açıklamalara gelince, burada da kenar başlıkta “Avukatın Vekâletten Çekilmesi” maddesi düzenlenmektedir. Avukatın vekâletten çekilmesiyle ilgili olayda çok çeşitli sıkıntılar yaşanmaktadır. Örneğin, avukat vekâletten çekileceği kişiye tebligat yapması gerekir. Bu tebligatın yasal unsurları taşıması lazım. Savunma görevinin tebliğinden itibaren 1 ay süreyle avukatın savunmasıyla ilgili aldığı vekillik görevinin süresinin devam etmesi ve bu durumun mutlak surette avukat tarafından baroya bildirilmesi gerekliliğinin konulmasında yarar görmekteyiz.

Bütün bu söylediğimiz unsurlar, sonuçta meslektaşlarımız aleyhine doğacak olan disiplin soruşturma ve kovuşturmasından onları korumak amacıyla düzenlenilmeye çalışılmıştır ve önerilmektedir.

Yine Kanunumuzun 49. maddesinde yer alan “Avukatların Resmi Kılığı” kenar başlığıyla ilgili  husus vardır. Mutlak surette bu resmi kılığa bir açıklık getirilmek zorunluluğu vardır. Eğer resmi kılık düzenlenilmesine bir açıklık getirilmezse, meslektaşlar arasında yapmış olduğumuz görüşmelerle, gerek çok değerli meslektaşlarımız bayan avukatlar ve gerekçe çok değerli meslektaşlarımız erkek avukatların giysileriyle ilgili konuda dahi çeşitli soruşturmalar açılmak suretiyle âdeta mesleğimizin eza ve ceza içerisinde ifasıyla karşı karşıya kalacağımızı düşünmekteyiz. Bu maddenin de mutlaka netleştirilmesi gerekmektedir.

Yine Avukatlık Yasasının 63. maddesinde avukatlık yetkilerinin başkaları tarafından kullanılmamasıyla ilgili açıklama kısmına gelince, burada özellikle bizim mesleğimizde herkes tarafından şikâyetçi olan ve meslektaşlarımızın birçoğu tarafından da maalesef ve kesinlikle ihbardan kaçınılmaya doğru yönelen sahte avukat dediğimiz, mesleğimizden olmayan kişilerin çok uzun süreler ve çok rahat biçimde avukatlık yapması imkânının önlenilmesinden bahsetmekteyim. Bu maddeyle ilgili ihbarda bulunma çevresinin mutlak surette genişletilmesinde yarar görmekteyiz. Tabii burada en önemli husus çok değerli meslektaşlarımıza, bizlere düşmektedir. Ancak eğer burada baro mensupları ve cumhuriyet savcılıklarına yapılacak ihbarların, örneğin sadece cumhuriyet savcılığına değil de ihbarların baronun her bir mensubuna, baronun hükmi şahsiyetine, baronun diğer kurullarına yapılması suretiyle daha geniş bir alanda bu ihbarın değerlendirilmesine gidilmesi ve mesleğimizin başkaları tarafından haksız şekilde icra edilmesinin önlenilmesi gerekmektedir kanısındayız.  Bu da yasanın bu noktadaki açıklığıyla meyanda çıkacaktır.

13. maddede Avukatlık Yasasının 76. maddesindeki değişikliklere ayırmış bulunuyoruz. Buradan baroların kuruluş ve niteliklerini içeren maddesine, barolar tarafından avukatlık mesleğini geliştirmek babında stajyerlerin daha iyi yetiştirilmesi için gereken hizmet ve yardımların ve bununla ilgili müesseselerin kurulması önerilmelidir. Yani stajyer kursları, staj eğitim merkezlerinin daha gelişmiş şekilde ve tüm barolara yaygın biçimde mecburiyet haline getirilmesinde yarar vardır. Aksi takdirde, örneğin İstanbul Barosundaki 5 000 küsura ulaştığını düşündüğüm stajyer miktarıyla ilgili baromuzun çok büyük bir yük altında olduğu, keza Staj Eğitim Merkezinin de çok büyük bir yük altında olduğu, bu organizasyonun Baro tarafından ilerideki yıllarda daha da zorlaşacağını düşünerek mutlak surette önlenilmesinde şimdiden yasal tedbirlerin alınmasına inanıyoruz.

77. maddede Baronun kurulması, organlarının görevden uzaklaştırılması ve görevlerine son verilmesi kısmı vardır. Burada da koskocamın bir baronun, bir asliye hukuk mahkemesi hâkiminin -tabii asliye hukuk mahkemesini veya hâkimini kınamak adına söylemiyorum-  dolayısıyla asliye hukuk mahkemesini bir kararıyla son ermesini düzenlemektedir. Oysaki madem böyle bir sorunumuz var, Baromuzun yüzde 15 gibi daha cüzi bir orandaki miktarının olağanüstü genel kurul istemesi ve olağanüstü genel kurulda baronun yönetimiyle ilgili çeşitli kararlarının alınabilmesi şekline dönüştürerek Baromuzun kısmen de olsa -aslında özgür bir baro olabilmesi için vesayet altından çıkmasını arzu ettiğini bilmekteyiz- ancak hiç değilse bu noktadaki yargı denetiminin azalması suretiyle Baromuzun daha özgürlükçü bir çalışma ortamına girmesini önermekteyiz

Keza 78. maddede görevlerinin parasız oluşu, bir kişide birleşemeyecek görevlerle ilgili Baroda görev alan seçilmiş kurullarla ilgili kısım için söylemekteyim. “Baro menfaatlerini gözetmek konusunda yapılacak hizmetlerle ilgili yolculuk, ikametgâh giderleri, baro kasasından ödenir” ibaresinin daha sarih bir hale getirilmesinde yarar görmekteyim. Yani genel kurullarda hesap verme sisteminde mutlaka çalışan insanların daha rahat etmelerini temin bakımından bunu düşünmekteyiz.

Ben, esaslı olarak daha önemli maddelerde de açıklamalar getirmiş bulunmakla beraber özellikle şimdi sayfayı çevirdiğimde gördüğüm gibi 135. maddenin 3. fıkrasında belirtilen “10 000 TL’den 150 000 TL’ye kadar para cezası” ibaresinin de “500 YTL’den 1 000 YTL’ye çıkarılması, keza 141. maddede de Disiplin Kurulumuzun organ olarak gerek yargı mercilerinden, gerek ilgili kurumlardan kovuşturmayla ilgili her hususun cevabını alıp kovuşturmayı tamamlayabilmesi için yapmış olduğu yazılarda Baro Yönetim Kuruluyla beraber Disiplin Kurulunun da bu şekilde yazılar yazarak kovuşturmasının tamamlanma imkânlarının sağlanması bakımından 141. maddeye de ilave yapılması görüşündeyiz.

Değerli meslektaşlarım, aslında söylemiş olduğum gibi gerçekten çok önemli hazırlıklar yaptık ve aslında Disiplin Kurulu olarak İstanbul, Ankara ve İzmir disiplin kurulları olarak bir araya gelmek suretiyle mesleğimizin çeşitli sıkıntılarını gidermek amacıyla üçlü bir toplantı yapmaya karar verdik. Nisan ayının sonunda bu toplantıyı Çanakkale Barosunun ev sahipliğinde yapmayı düşünüyoruz. Burada yapacağımız toplantıdan ve sonuçlarından elde edeceğimiz bilgileri de umarım Türkiye Barolar Birliği Genel Kurulundan önce toparlayıp onlara yetiştirmeye çalışacağız.

Bütün amacımız, bütün istediğimiz şey, avukatlık mesleğinin bizler ve değerli meslektaşlarımız tarafından mutlu bir şekilde, güvenli bir şekilde icra edilmesi, korkmadan icra edilmesi gibi düşünülmekle beraber avukatlık mesleğinin onur ve haysiyetine yakışır biçimde Türkiye Barolar Birliği meslek kurallarının tüm meslektaşlarımız tarafından bilindiğine yürekten inanıyorum. Mutlaka değerlendirilerek, yorumlanarak onun sonuçlarına göre kendilerini ayarlamaları ve Disiplin Kurulu önüne gelmek suretiyle temenni ediyorum, bizi daha fazla üzmemelerini rica ediyorum, hepinize en derin selam ve sevgilerimizi sunuyorum, başarılı geçmesini diliyorum.

Saygılarımla. (Alkışlar)

BAŞKAN- Biz de değerli Disiplin Kurulu Başkanımıza teşekkür ediyoruz.

Staj Eğitim Merkezi Yürütme Kurulu Üyesi Sayın Avukat Haluk İnanıcı; buyurun.

Av. HALUK İNANICI (Staj Eğitim Merkezi Yürütme Kurulu Üyesi)-  Merhaba arkadaşlar. Tabii konu Avukatlık Yasası olunca hepimizin söyleyeceği çok şeyler var. Biz, Staj Eğitim Merkezinde Başkanımız Erdal Üner’le Raportörlüğünü yaptığımız, size de sunduğumuz çalışmada her madde için bir şeyler söylemek yerine aslında ciddi, bazıları devrim niteliğinde bile olacak önerilerde bulunmayı yeğledik, gerekçeleriyle birlikte sunduk. Bazı gerekçeler yasa gerekçesinin sınırlarını aşan anlamaya yönelik gerekçeler, çünkü orada onlarca yıllık Erdal Üner’in uzun süre Yönetim Kurulu Üyeliği, benim Disiplin Kurulu, Staj Eğitim deneylerimizden çıkan sonuçları özetleyerek ciddi bir şey hazırlamaya çalıştık.

1. maddeyle başladık, çünkü 1. madde İstanbul Barosunun son değişiklikle çok önemli bir şeye büründü. Avukatlık mesleğinin yargının bağımsız unsuru, savunmanın temsilcisi olduğu çok önemli bir gelişmeydi, fakat eksik kaldı. Biz bu eksikliği Avrupa Konseyi Bakanlar Kurulunun mesleğin özgürce ifa edilmesine ilişkin tavsiye kararındaki avukat tanımının aynen maddeye aktarılmasını önerdik. Sadece bunu okuyacağım, diğer maddeleri okumayacağım: “Bu kanunda yer alan avukat sözcüğünden, mahkeme önünde savunmaya, müvekkilleri adına hareket etmeye, hukuku uygulamaya, dava açmaya ya da danışmaya ve müvekkillerini temsile yetkili kılınmış ve bu sıfatı taşıyan kişi anlaşılacaktır”  Yani avukat sadece yargının bağımsız unsuru, onunla sınırlı görev ifa etmemekte, çok geniş bir alanda görev ifa etmektedir, ama yargı içindeki fonksiyonundaki o tanım da doğrudur.

Hemen 2. maddede bir önerimiz oldu, avukatların bilgi ve belge isteme hakkı burada düzenlendi, fakat müeyyidesi yok. Ben Disiplin Kurulunda çalışırken yazı yazdık notere ve noter sözleşme suretini göndermedi, çünkü muhatap kabul etmiyor baronun Disiplin Kurulunu. Oraya aynen bağımsız unsuruyuz yargının ya, savcı gibi iddia makamının yetkisi gibi bir madde eklenmesini istiyoruz. Çünkü biz bir görev için bilgi, belge istiyoruz. İNCMK 161/5’te savcıya hangi yetki verilmişse, biz bilgi ve belge istediğimizde buna uymayan kamu görevlileri hakkında aynı işlemin yapılmasını talep ediyoruz eşitiz ya iddia makamıyla birlikte.

Bunun dışında 4. maddeye bir önerimiz var. Bu kamu kurum ve kuruluşlarının müşavirliğini yapan arkadaşlarımızda sınav ve staj şartı aranmaz maddesiyle ilgili en sonda bir önerimiz var kamudaki avukatlarla ilgili çok ciddi, devrim niteliğinde. Ona bağlı olarak bunun çıkarılmasını istiyoruz. Yani muaf kılınmayacak kamuda görev yapan arkadaşlarımız, o maddeyle birlikte daha iyi anlaşılacak bu.

Avukatlığa kabule engelde bir sorunumuz var. Avukatlık mesleği mücadele mesleği, kavga-dövüş mesleği aslında haklı yanında. Biz her an sanık olabiliriz, her an bir yerlerde yargılanabiliriz, yargılanıyoruz da. Zaten yeni Ceza Kanunumuzdaki ceza da değişti, artık ağır hapis- hafif hapis ayrımı yok, zaten değişmek zorunda. Çünkü “süreli hapis” diye kavramlar getirildi.

Buradaki sınırın 5 yıla çıkarılmasını istiyoruz. Yüz kızartıcı suçlar dışında, o tartışma konusu değil zaten, ama 5 yılın altında olsa bile kabul etmeme yetkisinin baro organına verilmesini öneriyoruz. Özellikle siyasi davalarda, siyasi suçlarda mücadele eden avukatların her an sanık olup ciddi cezalar alması karşısında takdir yetkisinin o suça bakarak, düşünce suçu mudur, yoksa hakikaten bir şiddete yönelik suç mudur? Mahkumiyet kararı inceleyerek kabul edip etmeme yetkisinin baro organlarında olmasını öneriyoruz.

Bir diğer sorun yüz kızartıcı suçtan mahkûm olan avukatlar memnu haklarının iade edilme kararı alarak başvurabilmekte, bu kararla birlikte onları kaydetmek zorunda kalıyoruz. Onun için 5. maddeye bir cümleyle “memnu hakları iade edilmiş olsa bile” ibaresinin eklenmesini öneriyoruz.

Avukatlık kimlikleriyle ilgili sorunumuz var. Bankalar, bazı kurum ve kuruluşlar bu kimliği kabul etmiyorlar. Biz ne dersek diyelim resmi kimlikten saymıyorlar. 9. maddeye bu kimliklerin ilave edilmesini, yani resmi kimlik olarak hangi kurumların uymak zorunda olduğunun ilave edilmesini öneriyoruz.

Avukatlıkla birleşebilen işler konusunda sıkıntılarımız var. Biz hep deriz ya, bizim mesleğimiz tüccar mesleği değil, bizler tacir değiliz.  Ama maddeye bakıyoruz, anonim şirket yönetim kurulu başkanı, yönetim kurulu üyeleri avukatlıkla birleşebiliyor. Niye birleşiyor arkadaşlar? Yani bu tevil yoluyla ticaret yapmak değil midir? Biz avukat olmaktan onur duyan, ondan dolayı şeref duyan, bu mesleği yapan insanlarız. Evet, bir arkadaşımız yönetim kurulu üyesi olabilir. O zaman bıraksın avukatlığı ve yönetim kurulu üyeliği yapsın. Ticaretin en âlâ, sermaye şirketinin yönetim kurulu başkanlığını yapacak, sermaye şirketini idare edecek, avukatlıkla da birleşebilir diyeceğiz.

Milletvekilliğiyle ilgili sorunumuz var. Milletvekilliği yapması zaten mümkün değil, ama burada yazıyor, bir çelişki var.

Bunun dışında KİT yönetim kurulu üyeleri vesairenin yöneticileri, ne alakası var oradaki arkadaşlarımızın, niye birleşsin? O görevini yapsın, ayrılsın, askıya alınsın o görev şeyi, gelsin yine mesleğini yapmaya devam etsin. Bu konularda ciddi sıkıntılarımız var. Bunları maddelerle birlikte takdirlerinize sunduk.

Yine önemli ve ciddi bir konu, dar çevrelerde yıllardır tartışılır aslında bu marka patent vekilliği konusu.  Marka patent vekilliğinde ciddi bir ayıp var, avukatları sınava sokuyor başka bir kurum, komik bir sınava sokuyor, 100 soru, cevabı filan böyle kâğıtlarla ve biz buna ses çıkaramıyoruz. Avrupa’da da böyle bir şey yok ayrıca. Avrupa’ya uyum sıfatı altında yaptılar. Böyle bir şey yok Avrupa’da. Avukatlar doğal vekildir, avukatın zaten vekil olarak hakkı var. Marka iptal davası açabilecek, ama marka için kıytırık bir başvuru yapamayacak avukat. Gidecek bir kütüğe kaydolacak; böyle şey olur mu?!  Onun için avukatlıkla birleşebilen işler konusunda bunu önerdik, açıkça yazıyor, yazmayı önerdik.

Bir diğer ayıp var, şu anda önümüzde taslak olarak Mecliste duruyor. Marka Patent Vekilleri Yasa Tasarısı var.  Meslek örgütü kuruyorlar. Avukat aynı zamanda hem baroya kaydolacak, marka patent vekili olarak gidecek bir de oraya kaydolacak arkadaşlar, kepazeliğin daniskası, yani çifte daniska. Buraya açıkça yazarak “avukatlar doğal vekildir. Kendi meslek örgütüne bağlı olarak marka patent vekilliği yapar” diye gayet açık ve tartışmasız bir konu.

Önemli ve biraz daha ağırlıklı olarak üstünde durduğumuz konu, aylardır tartışıyoruz, daha da tartışacağız, özel toplantılar planlıyoruz. Burada önermeden ziyade tartışma metni hazırladık yarım sayfalık bir şey; onu sunduk arkadaşlarımızın takdirine.

Bizim ciddi sorunumuz var, kalifiye olmayan yetişmemiş hukuk öğrencileri başvuruyor ve biz de onları kabul etmek zorundayız. Bu ciddi bir sorun. Mesleğin yozlaştığını, yok olduğunu hepimiz görüyoruz, gözlerimizin önünde. Meslektaşlarımızla konuşmak eskiden zevk iken şimdi zül hale geliyor. Özellikle genç meslektaşlarımızdan konuşmayı bilmeyen, mesleği bilmeyenler var.

Bu durumda tartışacağımız konular: 4 yıllık süre yeterli midir değil midir? Staj süresi 1 yıl olmalı, 2 yıl olmalı, 4 yıllık eğitim süresine bağlı olarak 5 yıl olursa belki 1 yıl olabilir, ama 4 yılsa 2 yıl gibi bunları nasıl yapacağız?  Acaba, 30-40 garip fakültelerden mezun olan aday olacak, bizlerle birlikte çalışacak arkadaşlarımıza bir bilgi ölçme sınavı yapacak mıyız? Öneriyoruz, yapmalıyız, yani avukatlık sınavından önce staja kabulde arkadaşlar. Dolayısıyla biz bilmeliyiz mesleğe girecek arkadaşlarımızın ehil mi, yani bir hukuk bilgisine sahip mi? Bunun için iki sınav öneriyoruz 1 de değil. Yani bunu popülist bir tartışma konusu olmaktan çıkarmalıyız, çünkü ciddi bir mesleğin mensuplarıyız. Bilgi ölçmeyi evet ÖSYM yapabilir, bilgi ölçmedir. 40 fakülteden -ya da kaç taneyse- mezun olan meslektaşlarımızın bilgilerinin hangi ayarda olduğunu, bizim hangilerini kabul edeceğimize ilişkin bir kriter. Daha sonra önerdiğimiz avukatlık sınavı ise, bugün olduğu gibi kesinlikle bu kepazeliktir, ÖSYM adı altında avukatlık sınavı olmaz, oraya adam gibi avukatlık sınavı önermeliyiz.  O sınav bugün Staj Eğitim Merkezinin yaptığı gibi olmalıdır.

Geçen dönem Yönetim Kurulu Üyesi arkadaşlarımızın hayata geçirdiği, bu dönem devam ettiğimiz, yani avukatlık stajını bitirince tezini hazırlamalıdır, çalışmasını yapmalıdır. O tezi avukat arkadaşları tarafından incelenmelidir, görevliler tarafından yeterli bulunmalıdır, sonra da gelip onu jüri önünde anlatabilmelidir; eksik bile olsa anlatabilmelidir. Avukatlık sınavı budur. Biz bunu maddeler halinde önerdik, avukatlık sınavı konusunda yine bir önerimiz olacak.

Bazı küçük maddeler var, TCK eski maddelerinin karşılığı yine Ceza Kanununda yok, onlar değiştirilmeli. İcra tetkik hâkimliği filan bunları geçiyorum.

Stajyerlere yapılacak yardım önemli bir konu. Bunları ciddi bir şekilde tartışmalıyız. Bizler madem yargının kurucu eşit unsuruyuz, avukat stajyerleri en an az hâkim ve savcı stajyeri kadar haklara sahip olmalıdır; bir kere bunu açıkça belirtmeliyiz. Yani bugünkü gibi hani böyle şey savar türü bir olayla, hani kredi ver, sonra al, faizli-faizsiz bilmem ne gibi garip tartışmalar yerine Almanya’da olduğu gibi, hâkim, savcı ve avukatlar arkadaş gibi birlikte staj yapıyorlar. Tabii oradaki sistemi aynen önermiyoruz, ama avukatlık mesleği bir kamu hizmetiyse, avukat olan kişi tabii ki şahsi bir çaba gösterecektir, çalışacaktır, ama kamu hizmeti yapacağına göre, o mahkemenin kurucu unsuru olacağına göre, staj süresinin nitelikli geçmesinin, toplumdaki savunma hakkının, adil yargılanma hakkının ileride güvencesi olacağına göre, bunun nitelikli olması, bu staj süresi ayni hâkim ve savcı nasıl ücret alıyorsa, o ücret sistemiyle, o sigorta güvenlik sistemiyle devlet tarafından üstlenilmeli, ama bunun ilerisi Türkiye Barolar Birliği tarafından yapılmalı. Belki burada baronun katkı payı oranı olarak, şimdiki katkı gibi kredi kaynağından yüzde 20 mi olur, 30 mu olur, baro bu fondan kaydırmalı, ama büyük kısmı Hazineden karşılanmalıdır aynı hâkim adayı, aynı stajyer savcı adayı gibi. Bunlar tartışılmalı ve bunu önerdik.

Sosyal Yardım Dayanışma Fonunun maddesi mesela yerde mesela stajda duruyor.

Sınava ilişkin olaraksa somut bir öneri yaptık avukatlık sınavına ilişkin. Staj eğitiminde şu anda uygulanan sınavı önerdik, dedik ki “3 000’in üzerinde avukatı olan barolar için avukatlık sınavı -bilgi ölçme sınavı değil arkadaşlar, şu anda uygulayacağımız başka bir ayıp- 3 000’in üzerindeki barolar için barolar tarafından, yani bir staj eğitim merkezi kurabilmiş barolar gibi düşündük, altındaki barolar için, tüm geri kalan boralar için Türkiye Barolar Birliği tarafından bir sınav önerdik. “Sözlü ve yazılı olur ve yönetmelikle düzenlenir” dedik, bunu önerdik.

Bir diğer önemli madde, 34. maddede “avukatlık görevinin kutsal olduğu” yazıyor. Arkadaşlar, bu 800 yıl önce feodal bir yapıdan kalan bir ifade. Bizler kutsallık kelimesine karşı çıkmalıyız, kutsal bir görev yapmıyoruz. Bizler önemli bir görev yapıyoruz, bu belirtilmeli.  Eğer bu kutsallığa karşı çıkmazsak, devletin kutsallığına ya da başka kutsallıklara da karşı çıkamazsınız. İşte o zaman Bilgi Edinme Kanununda kutsallık kavramınız da çıkar, kutsal devletin korunması için size bilgi verilmez vesaire… Bunu en azından tartışmanıza açıyoruz. Önemli bir görevdir, savunma üstün bir haktır, en önemli haklardan biridir ama kutsallık kelimesi artık yakışmıyor. 100-200 yıl önce belki yakışırdı.

Avukatların yapabileceği işler konusunda bugün bu bağımsız idare, otorite dediğimiz Telekomünikasyon Kurumu, Rekabet Kurumu gibi yeni çıkan kurumlarda avukatlıkla temsil zorunlu hale getirilmeli arkadaşlar. İşte soruşturma dosyalarında gördük. Bir meslek örgütünün kontrolünde, denetiminde olmayan, meslek ahlakı olmayan kişilerin bu tür kurumlarda yolsuzluklara bulaştıklarını gördük. Bizler en azından bu konuya talibiz. “Bağımsız idare ve otoriteler önündeki görevler avukatlar tarafından yapılmalıdır” şeklinde buraya değişiklik öneriyoruz.

İşin reddi gerekçesinde yine önemli bir tartışma açıyoruz. Avukatlar hep başkaları toplum için bir şey ister, kendilerindeki aksaklıkları görmezler. Genelde bütün meslekler böyledir. Mesela, bilirkişilik müessesesini öneriyoruz. Mesela, ben rahatsız oluyorum, eminim sizler de rahatsız oluyorsunuzdur. Yüzlerce dosyası olup o mahkemede bilirkişilik yapan arkadaşımız aynı mahkemede avukatlık da yapıyor. Ben dosyamı alıp gidiyorum, bilen bir kişi avukatla karşı karşıya davaya giriyorum. Bu beni bir kere huzursuz ediyor. Ayrıca, adil yargılanma hakkının görünürde bile yargılamanın adil olması ilkesine aykırı bir madde. Buna ilişkin bir öneride bulunduk. Arkadaşlarımız bilirkişilik yapabilir, en doğal haklarıdır. Aslında her mahkemede  yapmak zorunda değiller, asli görevimiz avukatlık. 1-2 mahkemede bilirkişilik yapıyorsa, lütfetsin o 1-2 mahkemede görev almasın; bunu öneriyoruz.

İkinci bir konu vekâlet görevi sona erdikten sonra -Disiplin Kurulunda çok başımıza geldi-  görevi sona eriyor, eski müvekkiline karşı icra takibi yapıyor. Tabii bir kere meslek sırrı ilkemize aykırı tabii, yanları var. Mesela, mal varlığını biliyor, gidiyor haciz ediyor, çünkü görevi sona erdi. Bu bir kere bizim ayıbımız, yani bu ayıbı biz bir kere yapmamalıyız, etik olarak yanlış, ama buna ilişkin bir norm yok. Görev bittikten sonra meslek sırrı yasağı devam ediyor, ama nasıl ölçeceksiniz, nasıl kontrol edeceksiniz?

Onun için dedik ki, eski müvekkiline karşı lütfetsin meslektaşımız belli bir süre eski müvekkiline karşı görev almasın. Biz 3 yıl dedik, 2 yıl olur, belli bir süre olur, ama eski müvekkiline karşı işi reddetme yükümlülüğünün içinde düzenledik arkadaşlar bunu. Reddetmek zorundadır avukat böyle bir pozisyon olursa.

Hapis hakkıyla ilgili madde vardır, ama nasıl uygulanacağı belli değil. Disiplin Kurulunda önümüze geldi mesela, bakıp kendi kendimize yorum yaptık. Ona ilişkin bir model önerdik. Hapis hakkının kullanılması mutlaka ihtarla olur, duyurulur. Öyle “ben hapis hakkımı kullandım” gibi 3 yıl sonra Disiplin Kurulunun önüne gelmek gibi bir şey olmaz. Nasıl kullanıldığı belgelenmelidir. Kullanmışsa arkadaşımız ona saygı duymalıyız. Nasıl sona ereceğine kadar düzenleme önerdik.

44. madde avukatlık ortaklığında bir ayıp var, o ayıbın değişmesini öneriyoruz. Yabancı Sermayeyi Teşvik Mevzuatı uyarınca arkadaşlar, yabancı şirketlere ortaklıklara müsaade veriliyor; bu ayıp. Hani bizim mesleğimiz tüccarlık mesleği değildi. Yabancı Sermayeyi Teşvik ne demek? Yabancı bir büro açarsa zaten 50 bin dolar masraf yapar. Yani onun için gidip orada izin almasına, bilmem neye gerek yok. Komik ve ayıp bir şeydir. Onun için dedik ki “Türkiye Barolar Birliğinden izin alır”  Yani yabancı sermayeyi burada zinhar kabul etmiyoruz, bu çok büyük bir ayıptır. Üstelik de İstanbul Barosunun önerisidir, yani bu ayıbı telafi etmemiz lazım.

Dosyadan örnek almakta atanmış avukatlarla ilgili sıkıntı var. Vekâlet olmadan alabilmelidir.

Yine önemli bir madde, Avrupa Birliği İstişari Ziyaret Raporunda açıkça var. Avukatlarla ilgili soruşturma konusu Adalet Bakanlığının izni müessesesi kaldırılmalıdır komple. Türkiye Barolar Birliğinin vereceği izindir. Bu raporda açıkça yazmaktadır. Doğrudan doğruya öneriyoruz, bu ayıp sona erdirilmelidir. Hem soruşturma, hem kovuşturma izni doğrudan doğruya Barolar Birliği tarafından verilmelidir. Bizler hangi meslektaşımıza soruşturma kovuşturma izni vereceğimizi bilecek kadar medeni ve önemli bir görev yapıyoruz avukatlar olarak.

Görevi kötüye kullanmakla ilgili konularda maddeler değişti, yeni kanunlarda karşılıkları yok. Onlara ilişkin öneride bulunduk.

Avukatlık yetkisinin -meslektaşım da bahsetti- başkaları tarafından kullanılması konusu komik, ama bu konuda ciddi öneriler yok. Geliyor vekâletle giriyor, vekâlet alıyor, duruşmaya giriyor. Kademeli önerdik arkadaşlar. Eğer avukat olmazken avukatmış gibi vekâlet alıyorsa 1 yıldan 3 yıla kadar, duruşmaya giriyorsa 3 yıldan 5 yıla kadar doğrudan hapis cezası önerdik. İkisi ayrıdır çünkü, vekâlet alır, başka iş yapar, bir de utanmayıp duruşmaya giriyorsa, onun artık çırasını yakmalıyız.

Baro Yönetim Kurulunun görevleri arasında ciddi bir sıkıntımız var disiplin soruşturulmalarıyla ilgili. Yüzlerce binlerce dosya bekliyor, kamuoyunda sanki biz disiplin soruşturmalarını gizleyen, saklayan avukatlar gibi gözüküyoruz. Bu ayıbı kaldırmalıyız. Hızlı cereyan etmeli, meslektaşımızın aklanma hakkı da, eğer bir disiplin ihlali varsa, disiplin soruşturmasının hızlı cereyan etmese gerekir. Bunun için yönetim kurulu üyelerimizi de rahatlatıcı bir model öneriyoruz. Yönetim kurulu üyeliğine seçilme ehliyetini haiz avukatlar arasından raportör tayin edilmeli, böylece 2 000 dosyanın birkaç ay içinde erimesi sağlanmalıdır. Bunu kanunda olmadığı için yapamıyoruz.

Baro organlarının görevden uzaklaştırılması konusunda bir kepazelik var, duruyor orada. Vali Türkiye Barolar Birliğini basıp kapatabilir arkadaşlar, madde var. Şimdi bu hem insan haklarını, demokrasiyi korumak görevini vereceksiniz ilave edilen son yasayla, sonra da baronun bir suç örgütü olabileceğini varsayacaksınız, bu inanılmaz bir şey. Nasıl orada bugüne kadar da tartışılmadı bu, hâlâ duruyor?

Olağan toplantı konusunda bir sıkıntı var. Ekimde toplantı yapılıyor, ama mali yıl ocak ayına kadar. Ben görmemiştim bunu, ama Erdal ağabey sağ olsun keskin gözüyle gördü. İbra ediyorsunuz, neyi ibra ediyoruz arkadaşlar?  Görev yapmayan bir yönetim kurulunun 8 aylık dönemini ibra ediyoruz. Yani o yönetim kurulu yapmadı ki 8 ayı. Yani böyle mali yıl şey olunca, ibra ettiğimiz zaman bir yönetim kurulunun kendi sorumlu olmadığı 8 aydan dolayı da ibra ediyoruz. Aslında bir önceki yönetim kurulunu ibra ediyoruz. Ekim-ocak ayı ayrımı kaldırılmalıdır.

Toplantıya katılma yükümlülüğü onlar da ceza filan, ayıp bunlar, kaldırılmalı.

Disiplin Kuruluyla ilgili ciddi bir önerimiz var. Disiplin kurulunda benim dönemimde 500 karar verdik. Sonra da arkadaşlarımız 400 civarında. Arkadaşlar, biz, adil yargılanma olması için diyoruz ki, bir hâkim günde 10-15 davaya baksın, yılda 300-400 davaya baksın. Disiplin Kurulu 2 000 dosyaya bakıyor ve 500 karar veriyor. Yıllarca gece 12.00’lere kadar çalıştık.  Belli sayıda avukatı aştığı zaman birden fazla disiplin kurulu kurulmasını öneriyoruz. Bunlar işin hem hızlanması, hem görevin dağıtılması, hem hakkaniyetli bir disiplin yargılaması olabilmesi için 10 000’in üzerindeki -maalesef İstanbul’a uyuyor galiba-  barolarda her 5 000 kişi için 5 kişilik disiplin kurulu üyesi kurulacak. Yani 15 000 ise 10 tane, 20 000 ise 20 tane öneriyoruz. Üç kurul halinde çalışacak, 1 başkanı olacak, başkan yardımcıları olacak. Dolayısıyla hem adil yargılama, hem hızlı yargılama meslektaşlarımızla ilgili dosya beklemesi gibi kamuoyunda kendi meslektaşlarını cezalandırmıyor görüşleri vesaire bunları ortadan kaldırmış olacağız. Bu da çok ciddi bir değişiklik.

Yine önemli bir önerimiz var.Avukatlar arasındaki sözleşme konusunda ileride bir maddede daha önerimiz var, ama yönetim kuruluna bu 121. maddede tip sözleşme yapmak yetkisi veriyoruz. Avukatlar arasındaki sözleşmelerde, avukat-şirket sözleşmesinde avukat-müvekkil arasındaki tip sözleşme yapması için evet serbest bir modelde avukatlık sözleşmesine müdahale çok sınırlı olmalıdır, çünkü tarafları özgürce belirleyecekler, ama asgari hükümler, yani meslek kanunumuzdan kaynaklanan hükümlerde -biraz sonra değineceğim-  tip sözleşme yetkisi olmalıdır.

Disiplin Kurulunun cezalandırılması konusunda ise sıraya uymak zorundadır Disiplin Kurulu. Bizler çok önemli bazı suçlara ceza veremedik, yani istediğimiz cezayı veremedik. Bu kaldırılmalıdır, sıra olmalıdır, sırayı değiştirip ağır ceza verebilmelidir Disiplin Kurulu, ama ağırlaştırma gerekçesini özel olarak göstermelidir.

Ceza kovuşturmasının disiplin kovuşturmalarına tesirinde bir şey var. Yargılama iadesi alabilir mi diyor meslektaşımız.  Ama disiplin hukukunda yargılama iadesi yok. Disiplin cezasıyla meslekten çıkardıysanız, bir müessese yok onu alabilecek. Dolayısıyla buna ilişkin bir model önerdik.

Önemli olan son iki maddeyi açıklayarak hemen bitiriyorum. Avukatlık ücret sözleşmesiydi eskiden ücretle ilgili 163.  maddenin başı, sonra değişti avukatlık sözleşmesi oldu, ama sadece yine ücretle ilgili hükümler var.

Oraya ciddi bir şey önermek zorundayız. Bu bağlı avukatlar meselesi var. Mesleğimizin yüzde 50’den fazlasını teşkil ediyor bu arkadaşlarımız. Biz bir meslek kurumu, bir meslek örgütleri olarak önce kendi meslek sorunlarımızı çözmek görevimizden yola çıkarak bunları kurallara bağlamak zorundayız.

Evet, üç tip sözleme öneriyoruz. Avukat-müvekkil arasında yapılan sözleşmeye avukatlık sözleşmesi denilir; doktrinde yerleşti. “Avukatlar arasında yapılan sözleşmeye birlikte çalışma sözleşmesi denir” şeklinde öneriyoruz. “Bir tüzelkişi yanındaki sözleşmeye avukatlık iş sözleşmesi denir” öneriyoruz. Asgari hükümlerin düzenlenmesi için rafine bir madde önerdik, üzerinde epeyi çalışılmış ki Çağdaş Avukatlar Grubunun çalışmalarında da yer almıştı. Oradaki arkadaşların düşünce haklarını da ifade etmiş olayım burada. Ciddi bir öneri var. İşi reddetmek, meslek sırrı gibi önemli hükümler bu tip sözleşmelerde Barolar Birliği tarafından düzenlenecek, özgürce, serbestçe tayin edilecek hükümler tabii ki taraflar arasında yapılacak. Ama hem müvekkilin korunması hem avukatın korunması bu tip sözleşmelerde karşılıklı olarak dengelenecek. Bu Barolar Birliği tarafından çıkarılacak yönetmeliklerle yapılacak.

Son olarak kamu avukatlarını hiç konuşmuyoruz, sanki öyle bir sorun yok. Yani 5 000 civarında kamu avukatı var ve kamu avukatlığı alanında çok büyük bir kepazelik var. Bunu ciddi tartışmaya açmalıyız, öneriyoruz ve açtık. Arkadaşlar baroya aidat ödemeyecek, yani onun bağlı olduğu kurum ödemeyecek aslında. Arkadaşlarımız tabii ki ödemeyecek, ama bizim disiplin denetimimize tabi olacak, hem de memurluk disiplin denetimine tabi olacak. Yani çifte bir disiplin getiriliyor. Amirleri avukat olmayacak gibi böyle garip bir sistem.

Aslında Muhakemat Yasasını açarsanız ne komiklikler var, ne ifadeler var. Mülazemetten falan bahsediyor. Açıp baktığınızda eğlenebilirsiniz. Orada Ek Madde 1’’in değişmesini öneriyoruz Avukatlık Kanununda. Ek Madde 1’de diyoruz ki, “Kamu kurum ve kuruluşlarındaki avukat arkadaşlarımızın aidatları ilgili kurum tarafından ödenir. Kayıt zorunludur”  Zorunlu olacak ki seçime katılacak, kendisini yargılayacak, disiplin yargılamasını yapacak arkadaşlarını seçmek hakkı olacak. Şu anda seçmek hakkı yok, ama kendi seçmediği disiplin kurulu kendisi yargılıyor. Yani böyle bir sistem var.

Maalesef bu konudaki tartışmalar hep ücret konusunda çıkmıştır. Evet, ücret önemli bir sorun. Ücretle ilgili daha da ciddi bir öneride bulunuyoruz. Bir kamu davası dosyasında emeği geçmemiş bir avukat ya da bir amir niye para alacak arkadaşlar? Nasıl paylaştırılır, yani hizmeti geçmemiş, ama öneriyoruz. “Kamu davasında hizmeti geçen avukatlar, geçtiği hizmet kriterlerine göre o ücrete paylaşırlar. Bu yönetmelikle düzenlenir ve yönetmelik Türkiye Barolar Birliği tarafından çıkarılır” hükmünü öneriyoruz.  Yani kaç duruşmaya kim girmiş, ne kadar emek harcamış, hasma tahmil edilen ücretin ne kadarını paylaşılıyor. Bu TBB tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenmeli. Zinhar o dosyada emeği geçmemiş birisi oraya gözünü dikmemeli.

Hatta şöyle devrim niteliğinde bir önerimiz var: Belli illerde toplandığı için bu davalar. Belli illerde olan kamu avukatları yararlanamıyorlar.  O zaman noterlikte olduğu gibi bir dayanışma fonu olması gerekiyor. Yüzde 25’inin dayanışma fonu olması gerektiğini ve o avukatlar arasında, örneğin bilmem ne ilindeki hiç davası olmayan kamu avukatları arasında paylaştırılması sistemini kanuna getiriyoruz öneri olarak. Bunların yönetmeliğini Barolar Birliğine bırakıyoruz.

Özetle önemli konulara dikkat çektik. Mesela, hiç değinmediğimiz bir konu var: Adli müzaheret.  Geçenlerde Antalya’da bir toplantı oldu, orada bir çalışma sunmuştum. O çalışma esnasında gördüm ki adli müzaheret devasa bir konu, bir aysberg. Örneğin şu kadarını söyleyeyim, Hollanda’da davaların yüzde 60’ı adli yardım sistemiyle veriliyor. Artık fakirin adli yardım alması sistemi bitmiş Avrupa’da. Yani fakire “ilmühaber getir” demek ayıp ve aşağılayıcı bir şey. Gelir düzeyi belli bir rakamın altında olanların adli yardıma hak kazanması diye bir sistem var. Belli düzeyin üzerinde, örneğin 800-1 200 Euro arasında olanlara kısmi adli yardımda bulunmak hakkı var. Baroların kontrolünde, ama orada başka çetrefilli sorunlar var. Adli yardım sistemine ilişkin belki yine Meclisimizde yapılacak ciddi tartışmalarla ciddi şeyler önermeliyiz.

Mesela, meslek içi eğitime değinemedik. Çünkü o böyle hemen iki maddeyle önlenecek bir konu değil, önce tartışmamız gerekiyor. Meslekiçi, Meslek Formasyonu Merkezi kurulmalı, bunları bizler yönetmeliyiz. Ama bunlar tabii ciddi, öyle hemen madde önermek şeklinde değil, tartışmakla olmalıdır. AB İstişari Ziyaret Raporunda olan ve buraya aktarmadığımız bazı hükümler var, onların aktarılması gerekiyor. Örneğin, avukatlık hizmetinden KDV alınması hususu var, biz buna değinmedik. Savunma hizmeti ekmek, su gibi bir ihtiyaçsa, o zaman ekmek ve sudan ne kadar KDV alıyorsanız o kadar alacaksınız demektir. Lüks tüketim malzemesindeki KDV ya da bilmem ne alıyorsanız, bu mesleğe nasıl baktığınızı göstermiş olursunuz. Bunlar tabii değinmediğimiz, ama tartışmamız gereken konulardır.

Şimdilik bu kadar, teşekkür ederim. (Alkışlar)

BAŞKAN- Biz de çok teşekkür ederiz.

Arkadaşlar, başta söyledik, sonradan gelenler için çok kısa iki cümleyle özetleyeyim:

Baronun web sayfasında Baro Meclisi bölümünde var arkadaşlar. Ayrıca da bir sonraki maddede bir komisyon kuracağız, o komisyon mevcut çalışmaları, buradaki konuşma ve önerileri birleştirecek, madde madde benzeşen ve aykırı yönlerini birleştirerek bir taslak haline getirecek. Belki bir sonraki genel kurulumuzda da sizlere takdim edeceğiz.

Staj Eğitimden sonra genç stajyer arkadaşlarımızdan Stajyer Avukat Hande Yıldıza söz veriyorum; buyurun.

Staj. Av. HANDE YILDIZ- Öncelikle herkese iyi günler dilemek istiyorum.

Biz, stajyer avukatlar olarak uygulamada bazı sorunlarla karşılaşıyoruz. Bu yüzden de Avukatlık Kanununda bazı değişikliklerin yapılmasını önereceğiz.

Avukatlık Kanunu madde. 26’da “icra tetkik mercilerinde” ibaresi var, ama icra mahkemesi olduğu için avukatın yanında staja başladığımız zaman avukatın yazılı muvafakati, onun gözetim ve sorumluluğu altında bazı mahkemelerde duruşmalara girebiliyoruz. Fakat icra ceza ve icra hukuk diye ayrılmadığı için kanunda icra ceza mahkemelerine maalesef hâkimler asliye ceza statüsünde olduğundan ötürü böyle bir görüş ileri sürerek bizleri bu mahkemelerdeki duruşmalara almıyorlar. Bu da tabii ki bizim için büyük bir sorun teşkil ediyor. Biz değişiklik önerimizde  icra ceza ve icra hukuk mahkemeleri olarak ayrı ayrı belirtilmesini istiyoruz.

Yine Avukatlık Staj Yönetmeliğinin 8. maddesinde bizler stajyer listesine yazıldığımız zaman itiraz prosedürü var, bu itiraz prosedüründe mesela diyor ki “dilekçeye itiraz nedenleri yazılıp varsa kanıtları da eklenir” diyor. Yani burada “varsa kanıtları da eklenir” sanki kanıtsız bir itirazla değerlendirilecekmiş gibi bir durum ortaya çıkıyor. Bu da kötü niyetli olarak kullanılabileceğini gösteriyor. Bunun da engellenmesi için maddenin sonuna “itirazın incelenebilmesi açık delil veya vakaların gösterilmiş olmasına bağlıdır” diye bir ibare eklenmesini istiyoruz.

Avukatlık Kanunun 20. maddesinde de “Baro Yönetim Kurulu itiraz süresinin bitmesinden itibaren 1 ay içinde bu yazılı raporu da göz önünde tutarak” diye madde devam ediyor. Burada 1 aylık süreyi 15 güne indirilmesini istiyoruz. Çünkü bizler staj için başvuru yaptığımız zaman zaten okulla ilişkimiz kesildiği için hiçbir sosyal imkân veya öğrenim bursundan yararlanamıyoruz. Bu aşamada da bu süre bizim mezuniyetimizle stajımızın başlaması arasında iki ayı geçmiş oluyor. Bu dönemin de daha az bir zamanda neticelenmesinin bizim yararımıza olacağını düşünüyoruz.

28. maddede de avukatlık sınavıyla alakalı hüküm vardır. “Avukatlık sınavı Türkiye Barolar Birliğince Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezinde yapılır. Staj bitim belgesi almamış olanlar sınava kabul edilmezler” diyor. Bizim önerimiz “Türkiye Barolar Birliğince üniversite öğretim görevlilerinden oluşan bir bilim kuruluyla Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezinde yapılması” şeklindedir. Çünkü dalında uzman hukukçuların iştirakiyle ve titiz bir çalışmayla hazırlanması gereken bir sınav olacak bu. Yani direkt olarak ÖSM’nin takdirine sunarsak, bunun biz hukukçular için pek de yararlı olacağı kanaatinde değiliz.

16. maddeyle ilgili de bir önerimiz var. Bu madde çalışma yasağıyla ilgili bir madde. Çalışma yasağı olduğu sürece hem staj kredisi almak zorunda bırakılıyoruz, yani mecbur bırakılıyoruz ve de bu bizim avukatlığımızın ilk yıllarında sırtımızda bir kambur teşkil ediyor. Bunun engellenmesi için de biz stajyer avukatların sürekli staj yapmalarına engel olmayan işlerde çalışabilmeyi öne sürüyoruz, istiyoruz. Bu fiilen yasak olmak kısmının çıkarılmasını istiyoruz.

27. maddede de bir önerimiz var; bu da krediyle alakalı. Biz bu kredinin de asgari ücret sınırının altında olmamasını istiyoruz.

Avukatlık Sınav Yönetmeliğinin 6. maddesinde bir değişiklik yapılmasını istiyoruz. Burada da yine 28. maddedeki gerekçeyle aynı olarak “bilim kurulunun tavsiye kararı dikkate alınarak” ibaresinin konulmasını istiyoruz, yine direkt olarak ÖSM’nin takdirine sunmak istemiyoruz.

Benim söyleyebileceklerim bu kadar. Dinlediğiniz için teşekkür ederim. (Alkışlar)

BAŞKAN- Biz de teşekkür ederiz.

Arkadaşlar, şimdi sırasıyla Vergi ve İdare Hukuku Komisyonu, Mevzuat Araştırma ve Geliştirme Komisyonu, Avukat Hakları Merkezi, Meslek Sorunları Komisyonuna söz vereceğiz, sonra da bireysel talepler var. Komisyon ve merkezlerin söz istemlerini yerine getirdikten sonra bir ara verebiliriz.

Vergi ve İdare Hukuku Komisyonundan Sayın Avukat Oya Şahin; buyurun.

Av. OYA ŞAHİN (Vergi ve İdare Komisyonu Üyesi)- Herkese iyi günler diliyorum.

Biz, Vergi ve İdare Hukuku Komisyonu olarak vergiyle ilgili olarak avukatın yaşadığı birtakım sıkıntılar olduğunu tespit ediyoruz, ama bunların önemli bir bölümünün vergi kanunlarında yapılacak değişikliklerle olacağını gördük. O yüzden Avukatlık Kanunuyla sınırlı olmak üzere önereceğimiz değişiklik, avukatlık ortaklıklarına ilişkin düzenlemelerde bir aksaklığı tespit ettik. Gerçi burada avukatlık ortaklıklarıyla ilgili biliyorsunuz “ticari sayılmaz ve vergilendirme bakımından şahıs şirketlerine ilişkin hükümler uygulanır” deniliyor yasada. Bu konudaki iradenin çok değişmediğini düşündüğümüz için bunun tartışmasına girmedik. Yalnız tutulacak defterlerle ilgili bir sıkıntı var. “Avukatlık ortaklıklarının defter kayıtlarının tutulmasından ortaklığın yönetim ve temsiliyle ilgili görevli ortak sorumludur” deniliyor. “İş ve dava defteri, pay defteri, karar defteri, gelir-gider defteri ve demirbaş defteri tutmak zorundadır” deniliyor yasada.

Oysa bilindiği gibi Vergi Usul Kanununda gelir-gider defteri adı altında bir defter yok. Biz serbest meslek erbabı olarak değerlendiriliyoruz, dolayısıyla serbest meslek kazanç defteri burada anlatılmak isteniliyor. Bu isimlendirmenin bir karışıklık yarattığını görerek Vergi Usul Kanununa atıfta bulunarak defterin düzenlenmesi gerektiği önerisinde bulunduk. Yani gelir-gider defteri ve demirbaş defteri yerine Vergi Usul Kanunu gereğince serbest meslek erbabının tutması gereken serbest meslek kazanç defteri ve amortisman defteri kayıtları tutulacaktır. Çünkü demirbaş defteri deniliyor ve o demirbaş defterinden de kastolunanın amortisman kayıtlarıyla ilgili düzenlemeler olduğunu tespit ettik. Dolayısıyla belki Avukat Hakları Merkezi tarafından, çünkü bu avukatlık ortaklıklarının vergilendirilmesinde yani, şahıs şirketleri gibi vergilendirilir deniliyor. Tabii eğer bir taraftan ticari saymayacaksanız, yani bir sermaye birikimine izin vermeyecekseniz, bu konudaki tercihin belki tartışılması gerekir, ama uygulamada bir sıkıntı yarattığı da kesin. Çünkü böyle olduğu zaman ticaret şirketlerinde olduğu gibi birtakım giderlerimizi, yani giderlerimizin önemli bir bölümünü gider olarak gösteremiyorsunuz. Ancak Avukatlık Kanununda da bu yapılamayacak, dolayısıyla vergi kanunlarında değişiklik yapılması için belki bir lobicilik çalışmasının başlatılması gerekir. Yani Avukatlık Yasasında değişiklik önerisi olarak biz, bu irade aynen kalacak düşüncesiyle düzenlenecek defterler için Vergi Usul Kanununa atıfla yetinilmesinin uygulamada paralellik sağlamak bakımından önemli olduğunu düşündük ve bu önerimizi bu yönde yaptık.

Teşekkür ederim. (Alkışlar)

BAŞKAN- Biz de teşekkür ederiz.

Avukat Hakları Merkezi Başkanı Sayın Uğur Poyraz; buyurun.

Av. UĞUR POYRAZ (Avukat Hakları Merkezi Sözcüsü)-  Değerli arkadaşlarım, değerli Meclis Başkanımdan ve yönetiminden bir istirhamım olacak. “Başkan” kelimesini kullanmıyoruz biz. Bizim merkezimizin özelliği İstanbul Barosu Yönetim Kurulu veya Başkanıyla karıştırılma ihtimali olduğundan biz “sözcü” kelimesini kullanıyoruz, Internette ve tüm yazışmalarda bizim sıfatımız “sözcü” olarak geçiyor ki doğrusu da budur.

Değerli arkadaşlarım, ben hiçbir konuda avukatlık mesleğiyle yasa tasarısına ilişkin 3-4 ufak maddeyle ilgili çalışmamızı Meclise sunduk. Ancak ben onunla ilgili konuşmak amacıyla huzurunuza gelmedim. Çünkü onları zaten değerli üstatlarımız sizlere detaylarıyla sunuyorlar, sizler de bunu takdir eder, değerlendirirsiniz.

Ben, bambaşka bir şey söylemek ve hepinizin dikkatini bir hususa çekmek istiyorum. Merkez yönetimine geldiğimizden bu yana geçen tam iki ay, iki günlük süre içinde ve özellikle geçen hafta toplam üç gün içinde dört saldırı olmak üzere meslektaşlarımıza sekiz defa saldırı olmuş, bunun beşi silahlı saldırıdır. Ümraniye’de geçen hafta bir meslektaşımız yine Beyoğlu Adliyesinde bir haciz sırasında bir meslektaşımız, yine Sultanbeyli’de başka bir meslektaşımız silahla yaralanmışlardır. Ne için? Mesleğini icra ederken. Ne yapıyor? Hukuk kurallarına uygun davranırken. Kim var orada? Ümraniye’de yanında 4 polis, Beyoğlu’nda ise daha ilginç vuran polis, başkomiser. 

Daha ilginç bir şey söyleyeyim: Bundan yaklaşık 3 hafta önce gazetelere manşet oldu hatta ve insanlar okurken gülüyorlar, “ne komik?” diye. Niye gazete manşet atmış, “yanlış avukatı dövdüler” diye. Evet, İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesinde Güneydoğu’daki bir aşiretin mensubu olan bir şahsın davasında insanlar avukatı dövmek için saldırdıklarında yanlışlıkla başka bir avukat dayak yediğinde en başta çok üzülerek bir şey söyleyeceğim, ben bunları sizinle özellikle paylaşmak istiyorum, çünkü kendi meslektaşları kenara çekilip elinde çay bardağıyla nasıl dayak yediğini seyrederken insanlar tabii ne avukata saygı duyar, ne avukatın ücretine saygı duyar, ne hukuka saygı duyar, ne adliyeye saygı duyar. (Alkışlar)

Özür dilerim, heyecanımı mazur görün. Yönetim Kurulu Başkanımız Kâzım Kolcuoğlu’na biz derhal haber vermek mükellefiyetindeyiz. Bizim merkezimizden sorumlu Sefa ve Muammer Beylere derhal bilgi veriyoruz. Geçen hafta sağ olsun Filiz Hanım açıyor cumartesi günü “şurada böyle bir olay olmuş” diyor ve elimizden geldiğince koşmaya çalışıyoruz. Ancak değerli arkadaşlarım, bizim merkezimiz 6 kişiden oluşuyor, iki arkadaşımız Ramazan ve Lütfü 7 yıl boyunca gayret sarf edip çalıştıkları için artık yorgunluklarını mazur görüyoruz. Bu dönem kendilerinden çok fazla hizmet bekleyemiyoruz. Bizim elimiz ayağımız samimi söylüyorum yok. Ufuk, Cengiz, Atilla ve Uğur olmak üzere 4 kişiyiz. Sultanbeyli’ye mi gidersin, Beyoğlu’na mı gidersin, Bakırköy’e mi gidersin, nereye gidersin?! 

Sadece fiili saldırı olarak düşünmeyin arkadaşlar. Basit bir şey söyleyeyim: Sarıyer’de bir hâkim bana “otur yerine” diyor, eliyle işaret ediyor “otur diyorum sana” diyor. Ben de “oturamıyorum” diyorum, zapta geçiyor ve beni Baroya şikâyet ediyor. Oturamama sebebim belimdeki ağrı nedeniyledir. Uzun süre oturamıyorum, ama derdimi anlatamıyorum mahkemelerde. Bugüne kadar adliyede görev yapan yaşlısı genci, hâkimden savcıdan aşağılanmayan, azar işitmeyen, horlanmayan kaç tane avukat görürsünüz ve bunlar yapılırken o salonda bulunan bütün avukatlar da bunu tiyatro seyreder gibi seyreder. Önce kendi içimize dönüp bizim hangi durumda olduğumuzu iyi tespit etmemiz lazım. Kanunlar, tüzükler, yönetmelikler kâğıt üzerinde kaldığı sürece önce biz insan olarak, meslek sahibi olarak, avukat olarak kendimize insan değeri verip birbirimize sahip çıkmadığımız sürece istediğiniz sözleşmeyi yazın, istediğiniz davayı açın, hiç kimseden bir medet, hiçbir kimseden bir hüküm alamıyorsunuz.

Bunları söylemekteki kastım şu: Ben değerli Yönetim Kurulu Üyelerine ilettim, onlar da destek vereceklerine, bu konuda derhal bir çalışma yapacaklarına dair söz verdiler ve yapacaklardır. Bize yeni adıyla CMK servisinin, yani CMUK servisinin destek vermesi lazım. Bize bölge temsilcilerinin destek vermesi lazım, bize diğer tüm merkez ve komisyonların 20 000 avukatın 20 000’in de destek vermesi lazım. Bu destek verilmediği sürece her şeyden önce müvekkile karşı bağımsız değiliz, ekmek davası. Mahkeme karşısında hiçbir zaman bağımsız olmadık, neden? Çünkü onlar yukarıda biz aşağıda oturuyoruz. Yani insan yeri geliyor kendine karşı bile bağımsız olamıyor ve böyle bir ortamda avukatlık yapıyoruz.

Benim sizlerden istirhamım, mesela bir örnek vermek için söyleyeceğim özellikle. Bakırköy Adliyesinden hacze çıkan iki bayan meslektaşımıza Merter’de saldırı olduğunda ben sağolsun Bakırköy Bölge Temsilcisi Mukadder Özkeleş Hanımı aradım. Kendisi İstanbul dışında olduğu halde bütün arkadaşlarına, bölge temsilcilerine haber verdi, iki arkadaşımız koşup Merter’de karakola geldi. O arada Ufuk ve Cengiz de aynı yere gitmişlerdi ve işin komik yani, mağdur avukat dışarıda, onu dövenler içeride başkomiser filan oturmuşlar çay-kahve içiyorlar. Aynen tabir şu “Yahu avukat hanım, avukat bey, büyütmeyin ne var ki işte, olur böyle şeyler” filan gibi. Ben mesleki dayanışma göremedikten sonra, birbirimize selamı safayı esirgediğimizi gördüğüm vakit inanın şahsen çok üzülüyorum.  Birbirimize sahip çıkmamız lazım.

Bunun bir veciz konuşma, bunu bir ajitasyon gibi düşünmeyin. Bütün kanun ve tüzükler değiştirilir. Bütün kanun ve tüzükler, bütün ilgili hükümler çok güzel olabilir, ama önemli olan uygulanmasıdır. Başta Yönetim Kurulu olmak üzere bize destek veren herkese çok teşekkür ediyorum. Ancak, başta Yönetim Kurulu olmak üzere bütün meslektaşlarımıza buradan bir çağrı yapıyorum: Çok acil olarak, her şeyden önce meslektaşın birbirine sahip çıkacağı bir ortam yaratalım. Örnek, Beyoğlu’nda bir duruşmaya gidiyoruz, Baro Yönetim Kurulu bize görevlendirmiş, polisler bir çocuğu vurmuşlar kapkaç sırasında, o ailenin, müdahil tarafın Baro tarafından biz gözlemcisi olarak gönderilmişiz, polisler oraya 50 kişi geliyorlar, abartmasız söylüyorum sivillerini sayamadığım için. Bizim yanımızda, avukatın ve gözlemcisinin yanında çok amiyane bir tabirle aynen söyleyeceğim, “Öyle olmadı mı lan, bu avukatlara mı güveniyorsun, Bunlar gidecek, biz mahalleye yarın akşam geleceğiz yine, haydi sıkıyorsa söyleyin” diyorlar. Bize de ”işiniz gücünüz yok mu lan? Bu gaspçıyla, hapçıyla uğraşıyorsunuz” diyorlar ve oradan elini kolunu sallayarak gidiyorlar ve meslektaşlarım orada ezilip büzülüyor. Savcı hâkim zaten tutuklamaktan bile bahsetseniz ummuyor. Avukat dayak diyor, savcı tutuklamaya sevk etmiyor? “Niye sevk etmiyorsunuz?” diyoruz “2 yılın altında efendim bu suç” diyor. “Yahu, size aynı şekilde bir tokat atsaydı ne olacaktı?” diyoruz. İşte o noktada sağ olsun Kâzım Başkanımıza söylüyoruz, o telefon ediyor, gidiyor-geliyor. Ama o noktada ne yapmak lazım? Uğur Poyraz’ın düşüncesini sorarsanız, diyelim ki, Ali, Veli, Ayşe, Fatma bir arkadaşım haksızlığa uğradı, Baroya bildirsin, ertesi gün biz oraya 50-100 kişi gidip o haksızlığı yapan hâkimin, sacının, şahsın karşısına dikilip bu cüppenin hakkını verirsek, işte o zaman kanun da olmasa -ki, birçok medeni ülkede kanunlar filan yok, ama teamüllerle işler yerine oturmuştur- tüzük de olmasa, yönetmelik de olmasa, biz mesleğimizi insan gibi yapar, insanların hakkını da layıkıyla tesis ederiz, vicdani sorumluluğumuzu da tam anlamıyla yerine getiririz.

Bu nedenle, buraya katılan herkese çağrı yapıyorum, herkes kendi yakınını, bölgesini, meslektaşını lütfen uyarsın. Avukat Hakları Merkezi, avukata yapılan saldırıların ve avukatlık mesleğine yapılan saldırılan müdafaa edildiği, yönlendirildiği, doğrunun aranıldığı bir yerdir. Bu merkezi, diğer merkez ve komisyonlardan biraz daha ayırarak, doğrudan doğruya kendimize ait meslek sorununu çözen bir meslek örgütü olarak görelim, Baro yönetimine verdiğiniz desteği bu merkezden esirgemeyin. Heyecanımı da mazur görün, çünkü yarın yine bu olaylar olacak, yarın yine koşmaya çalışacağız, ama meslektaşlarımız “Baro bizim için ne yaptı ki?” diyorlar. Baro sizin için ne yapar? Sadece mesleki dayanışmayı ve birbirimize bağlanmayı sağlayabilir, ama bu da Baronun direktifleriyle değil, gerçekten bizi severek, gerçekten bu mesleğe sahip çıkarak olur.

Hepinizin sabrınıza teşekkür ediyorum, sağ olun. (Alkışlar)

BAŞKAN- Sayın Sözcümüze biz de teşekkür ediyoruz.

Arkadaşlar, böylece fiilen bir sonraki genel kurulun gündemini nelerin oluşturması gerektiğine yönelik ipuçlarını da aldık. Demek ki Meslek Sorunları Komisyonuyla beraber altyapı çalışmalarını Avukat Hakları Merkeziyle ve diğer ilgili komisyonlarla yapacağız.

Mevzuat Araştırma ve Geliştirme Komisyonu adına Başkan Yardımcısı Murat Bülent Hattattoğlu; buyurun.

Av. MURAT BÜLENT HATTATOĞLU (Mevzuat ve Araştırma Komisyonu Sözcüsü)-  Sayın Divan, saygıdeğer hazırun; Komisyonumuzun Başkanı Başar üstadımız bir düğün veyahut da bir nişan meselesi dolayısıyla Ankara’daymış, bu yüzden Komisyonu ben temsil ediyorum. Daha önceden geçen dönem bir yılı aşkın bir müddetle Avukatlık Kanunu Taslağını hazırladık. Bu taslağın bir örneğini vermiştik, sitede de yayınlanıyor. Taslağın her maddesini burada tek tek okumanın faydalı olduğuna inanmıyorum. Özellikle vurgulanması gereken bazı hususlar var ki, deminden beri çeşitli üstatlarımız kendi komisyon ve merkezlerinin konuları itibariyle bazı konulara temas buyurdular. Bunların çoğunun ortak noktası olarak, çoğunu birden halledecek bazı maddeler olduğu kanaatindeyiz. Bu toplantıya hazırlık olması açısından Pazartesi günü Mevzuat Komisyonunda bir değerlendirme toplantısı yaptık ve burada sunduğumuz tasarının maddelerinden 2. maddeyi daha geniş surette düzenlemek cihetinde müttefik olduk.

Efendim, 2. madde çok temel bir madde. 2. maddenin düzenlenmesinde şöyle bir metin getirmek istedik: “Kendileri veya müvekkilleri için mevcut veya gelecekti herhangi bir dava veya takibiyle dolaylı da olsa ilgili olabileceğini düşündükleri her türlü bilgiyi veya her türlü belgenin onaylı olsun, onaysız olsun suretini almak isteyen avukatlar, bu husustaki yazılı gerekçelerini bilgi veya belge istenen kurumca değerlendirilmesi veya kabulü söz konusu olmaksızın yalnızca bildirmeleri kaydıyla bilgiyi ve belgeyi aldıktan sonra dava veya takip gibi herhangi bir yasal işlemi başlatmak veya sürdürmek zorunluluğunda olmaksızın ve fakat eğer başlatırlarsa keyfiyeti bilgiyi ve belgeyi aldıkları kuruman başlattıkları işlem açısından sakıncası kalmadığı andan itibaren makul süre içinde mercii, tarihi ve sayısı ve tam olarak bildirmeleri zorunluluğunda bulunarak işbu bilgileri, belgeleri, avukat kimliği ve vekâletname ibraz etmek kaydıyla serbestçe alabilirler. Bunların verilmesi zorunludur ve özel kanunlarındaki her türlü yasaklamanın dışındadır. 

Şu kadar ki, yargıç kararıyla kısıtlanıp fiilen de hiç kimseye verilmeyen bilgi ve belgeler devletin ulusal güvenliğine dahil olup yargı mercilerine de verilmeyen bilgi ve belgeler avukatlara da verilmeyebilir. Avukatlar elde ettikleri bilgileri veya belgeleri ilgililerin Medeni Kanunun madde 2 ve 3 anlamında iyi niyete göre değerlendirilmek, ulusal yarar ve çıkarlara ve kişi haklarına kasten ya da ağır kusurla zarar vermemek kaydıyla bu bilgileri müvekkillerine veyahut ilgili adli veya idari mercilere bildirdiklerinden dolayı hukuki yahut cezai hiçbir suretle sorumlu tutulamaz.”  Bu meslek sırrının ihlaline bir istisna olsun dedik.

Burada yine bir ikinci fıkra olarak “derdest dava ve takiplerde duruşma günü beklenilmeksizin ve karara ihtiyaç olmaksızın müzekkere alınması” hükmünü de getirdik. 56. maddedeki hüküm sırf tebligata ilişkindir malumunuz. Müzekkereler hususunda sorun çıkıyor. Herhalde o sorunu herkes yaşıyor.

Bu maddeden sonra yine temel maddeler olarak gördüğümüz maddelerden biri avukatlığın tekelini düzenleyen 35. maddedir bize göre. 35. madde metnini okumadan önce bir hususa dikkatinizi çekmek istiyorum, daha doğrusu bir hususu hatırlatmak istiyorum: Kanunun 69. senesinde çıktığı zaman 35. maddenin halini size hatırlatıyorum. 35. maddenin bu şimdi söyleyeceğim ibaresi 1970 yılının Şubat ayına kadar yürürlükte kaldı, kanun 1969 senesinde çıktı, 1970 Şubat ayına kadar yürürlükte kaldı, bilahare kaldırıldı. Dediler ki “eyvah, biz ne yapmışız? Aman yanlışlık olmuş, kaldıralım” O neydi: “Kanun işlerinde ve hukuki meselelerde mütalaa vermek. Mahkeme, hakem veya yargı yetkisini haiz bulunan diğer organlar huzurunda” diyor ya, orada “resmi daireler” de vardı. “Resmi dairelerdeki çekişmeli çekişmesiz bilcümle işleri takip etmek yalnızca avukatlara aittir” diyordu. Tekrar ediyorum, yalnızca mahkemeler veya yargı yetkisini haiz kurumlar değil, “resmi dairelerdeki bilcümle çekişmeli ve çekişmesiz işleri takip etmek yalnızca avukatlara aittir” diyordu. Bunun anlamını herhalde takdir ediyoruz ve bunu hemen kaldırdılar.

Şimdi daha geniş bir düzenleme düşünüyoruz. “Kanun işlerinde ve hukuki meselelerde mütalaa vermek, mahkeme, hakem veya yargı yetkisini haiz bulunan diğer organlar, her türlü resmi-özel idari, iktisadi makam ve merciler, kurum, kurul ve kuruluşlar huzurunda gerçek ve tüzelkişilere ait hakları vekâleten dava etmek, ileri sürmek ve savunmak, gerek tüm bu sayılan yerlerdeki, gerekse bunlara intikal etmeyip taraflar arasında sulhen çözülen çekişmeli-çekişmesiz tüm iş ve işlemleri takip etmek, bu işlere ait tüm evrakı düzenlemek, yalnız Türkiye barolarında kayıtlı Türk avukatlara aittir.” Bunu neden böyle yazdığımızı da söyleyeceğim. 44. maddenin ilk 3 bendinden sonrasını kaldırmak istiyoruz, yabancı avukatları kaldırmak istiyoruz.

İkinci fıkra: “Bu hükme her ne sebep ve suretle olursa olsun aykırılık eden, ettiren veya göz yumanlar failin görevi veya sıfatı bakımından tabi bulunduğu özel kovuşturma usulü ne olursa olsun -bu da çok önemli bir engeldir, o yüzden ara yan cümleciği getirdik- cumhuriyet savcılığı tarafından doğrudan doğruya kovuşturulmak ve kamu davası açılmak üzere aykırılık ederek yapılan her bir iş veya eylem için altı ay hapis ve ayrıca o işin veya işlemin Türkiye Barolar Birliğinin veya eğer bundan daha yüksekse kayıtlı avukat sayısı 500’ün üzerinde herhangi bir baronun belirlediği asgari ücret tarifesinde yazılı asgari ücret karşılığının brüt miktarının 10 katı tutarında ağır para cezasıyla cezalandırılır. Bu cezalar bakımından 647 sayılı Kanun hükümleri uygulanmaz” demiştik. Şimdi tabii bunu uyarlamadık o toplantımızda. Bunun tabii yeni Ceza Kanununa uyarlanması lazım bunun tabii. 647 sayılı Kanun demeyeceğiz, ilgili maddelere atıfta bulunacağız.

“Ancak tam tüzelkişilerle adi ortaklıklar sözleşmeli bir avukat bulundurmak zorundadır.” Bunu epeyi meslektaşımızın önerdiği üzere gerçek kişilerin de kendine ait işleri takip edememesi hususundaki önerilerinin aksine bunun kabul görmeyeceğini, bunun çok da aksine görüş olduğunu dikkate alarak, hiç olmazsa “tüm tüzelkişiler ve adi ortaklıklar” diyerek düzenleme yapmak istedik, ama karşı da değiliz. Zorunlu avukatlığın cezada olduğu gibi hukukta da gerçek kişiler için de getirilmesine hiçbir şekilde karşı değiliz, tam tersine taraftarız.

“Her bir bu avukat, bu madde kapsamındaki zorunlu savunmanlık bakımından aynı dönemde 10’dan fazla tüzelkişinin vekâletini üstlenemez.”  Yani 10 olur, 50 olur, 20 olur, 15 olur, her neyse. “Bu fıkra hükmüne, her sebep ve suretle olursa olsun aykırılık eden, ettiren veya göz yumanlara yine failin görevi bakımından tabi bulunduğu özel kovuşturma usulü ne olursa olsun cumhuriyet savcısı tarafından doğrudan doğruya kovuşturulmak ve kamu davası açılmak üzere sözleşmeli avukat tayin edilmeyen her ay için veya zorunlu savunmanlığı üstlenecek kişilerden ve adi ortaklardan 10’u geçen her biri için Türkiye Barolar Birliğinin veya eğer bundan daha yüksekse -şekilde aynı ibareler-  5 aylık brüt tutarı kadar ceza verilir. Bu cezalar derhal ödenmediği veya aykırılığa her ne suretle olursa olsun devam edildiği takdirde günlüğü 5 milyon lira hesabınca hapis cezasına çevrilir. Bu ceza hakkında 647 sayılı Kanun hükümleri uygulanmaz. İşbu para cezalarının yarısı Türkiye Barolar Birliğine verilip, kalan yarısı Hazineye gelir kaydedilir” dedik. 647 sayılı Kanun hususunda tabii ki uyarlama gerekiyor burada da.

“Hukuk ve Ceza Muhakemeleri Usulleri Kanunlarıyla diğer kanunların bu düzenlemeler aykırı hükümleri saklıdır” hükmünü getirdik son fıkra olarak da.

4/1-B ilk üç tümceden sonrasının yasadan tamamen çıkarılmasını öneriyoruz. Yabancı avukatlıklara ve yabancı danışmanlık şirketlerine yasak getirilmesini savunuyoruz. Bunu açıkça da öneriyoruz. Bunun aksine görüşler de olduğunu biliyoruz, ama böyle bir şey olamaz. Yabancı bir avukat gelip burada avukatlık yapamaz. Yabancı bir şirket gelip burada biz yerli herhangi bir kimseye avukatlık yetkisi vermemişken gelip burada danışmanlık yapamaz, yapamamalıdır.

Ayıca şu da var: Bu yalnızca bir şeref, haysiyet mevzuu değildir. Belediyelerin, kamu iktisadi teşebbüslerinin, Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığının, merkezi idarenin diğer kurumlarının, Özelleştirme İdaresinin, şunun bunu bir sene içerisinde yabancı avukatlara Wight and Case başta olmak üzere verdiği ücreti vekâlet kaç para biliyor musunuz? 100 milyon dolar. 100 milyon dolar hem bana gelmesi gerektiği halde bana gelmiyor; bu bir. İkincisi, benim vergilerimden ödendiği için vatandaş olarak ikinci defa soyulmuş oluyorum. Böyle bir şey olamaz.

Efendim, 57. madde bu Avukat Hakları Merkezinin konusuna giriyor, ama biz de böyle bir öneri yaptık. “Bu suçların sanıkları hakkındaki kovuşturmaya tutuklama kararıyla başlanması zorunludur” tarzında bir eklenti yapılması veya önerilen, tartışılacak olan şeylerde buna bir ekleme yapılması gerekiyor. Çünkü demin hemen benden az önce Uğur üstadımızın söylediği sorunlar buna benzer şeylerden kaynaklanıyor.  Tamamlayıcı olarak bu yeni ceza usulünün 100. maddesinin 3 sayılı fıkrasına bir G bendi öneriyoruz. Bunda da “1136 sayılı Avukatlık Kanununun madde 57’de tanımlanan suçlar” ibaresi eklensin diyoruz.

Aynı maddenin 4 sayılı fıkrasına da “yukarıdaki fıkranın G bendindeki suçlar bu yasağın dışındadır” şeklindeki bir ibare eklensin, bir istisna getirilsin diyoruz. Böylece 57 ile paralellik olsun, tamamlayıcı olsun diyoruz.

Madde 58. ilk fıkra, ilk tümceye “Cumhuriyet savcısı tarafından yapılır” diyor, oraya “bizzat” sözcüğünü ekleyelim diyoruz.

Diğer kısımları zaten Avukat Hakları Merkezi düzenledi, onun ötesinde bir düzenleme yapmadık.

63. maddeye geliyoruz, bu da önemli. 2, 35 ve 44’te yapılmasını istediğimiz önerilerin tamamlayıcısı maddesidir bu. “Baroya kayıtlı olup işten yasaklanmış da olmayan avukatlar dışındaki hiçbir gerçek ya da tüzelkişi -burada pekiştirmiş de oluyoruz aynı zamanda- bu yasanın 35. maddesince avukatlara münhasır kılınmış hak ve yetkilerin hiçbirini kullanamaz. Vekâletnamesiz iş takip etmek, aracı olmak, hak sahibi ağzından dilekçe yazmak veya form doldurmak, herhangi bir evrakı hak sahibi ağzında yahut onun gibi düzenlemek, her ne suretle olursa danışma vermek veya benzeri eylemlerde bulunmak, bunlar karşılığında herhangi bir bedel alınmaması halinde dahi, ilk tümcedeki yasak kapsamına girer”

Niye böyle düzenledik?  Uygulamada adliyelerin çevresine -tabirimi mazur görün- çöreklenmiş diyeceğim şahısların ve dükkânların şikâyet edilmesi hallerinde hemen sorulan şey: “Efendim, danışma verdiğinizi gördünüz mü?”  Yahu, adam oraya “adliyeden emekli bilmem ne, davayı dilekçe kazanır, gel buraya ben iyisini yaparım” diye tabelalar asmış da, hâlâ danışma verdiğini gördün mü diye bana mı soruyorsun? Ben mi yanındayım yani bu adamın? Şahitlik mi lazım buna?!

Öte yandan efendim, “acaba ne yapmış, avukatlık mı yapmış, vekâlet mi üstlenmiş efendim? Efendim, onun adına bir şey mi yazmış?” deniliyor. Yahu, bu adamların bu işi nasıl yaptığını biliyoruz, onun ağzından yazıyor onu. “Efendim, acaba vekâlet yapmış mı, orada vekil gibi hareket etmiş mi?” deniliyor. Yani bunlar, bu adamları kurtarmak için uydurulan bahanelerdir. Bu bahanelerin önünü kesmek için biraz böyle pek de kanun tekniğine uymasa bile, biraz böyle yönetmelik gibi olsa bile böyle yazdık. Çünkü bu maddeleri niye böyle fazla metinli yazdığımızı da şimdi söyleyeceğim. Bunların hiç olmazsa yarısı elimizde kalsın diye, nasıl olsa yarısı gidecek.

Efendim, “örnek olarak sayılan bu eylemleri andırır ya da çağrıştırır tarzda işyeri açılmış olması, yasak kapsamındaki eylemlerin bilfiil yapılmakta olduğunun ayrıca kanıtlanmasına gerek olmaksızın yasak kapsamında eylem sayılır” dedik.

Şimdi 2. fıkradaki para cezasına geliyoruz. Bunun alt sınırı şu anda 143 YTL ama bu tabii yetersiz bir şey. Bu cezanın alt sınırına 5 000 YTL diyoruz, hapis cezası için de iki yöntem var: Ya 3 yıldan 5 yıla kadar diyelim. Tutuklama sınır yasağına girmesin diye 3 yıldan demek lazım veyahut eğer bu fazlaysa o zaman alt sınırı 1 sene olsun, ama o zaman tutuklama yasağının istisnalarından kılınsın, bir paralellik olsun. Birinden birini yapalım veyahut 50’deki tedbirlere çevirme yasağı getirilmelidir. O 50. maddedeki tedbirlere çevrilme yasağı yeterli de olabilir başlı başına. Bu üçlü yolun bir tanesini tercih edelim.

75. maddede avukatların uzmanlık bildirmesi ve uzmanlaşmasını düzenlemiştik. Madde metnini zaman kalmadığından okumayayım çünkü Divana verdik. 1. fıkrasını okuyayım: “Baro Yönetim Kurulu 2 yılda bir bölgesi içinde bulunan ve baro levhasına yazılı olan bütün avukatların bir listesini son yılın 31. aralık tarihine kadar düzenler, listeye her avukatın alfabe sırasıyla adı, soyadı, uzmanlık alanı, büro ve konut adresi yazılır, birlikte çalışan avukatların büroları ve avukatlık ortaklıkları listede ayrıca belirtilir. Levhadaki değişiklikler her yıl sonunda düzenlenecek ek listede gösterilir. Avukatlar uzmanlık alanlarını antetli kâğıtlarında, tabelalarında, kartvizitlerinde, Internet sitelerinde ve benzeri yerde kullanmak …… Avukatların belirtecekleri uzmanlık alanı sayısı 5’ten fazla olamaz” diye devam ediyor.

Uzmanlık sınavını her yıl iki kez düzenledik. Başarısız olanlar tekrar o sınava girmek için bekleyecek vesaire.

76. maddeye geçiyoruz. Baroların yetkileridir bu. “Tüm çalışmaları yürüten kamu yararı yönünden gerekli gördüğü tüm konularda adli ve idari yargıda davalar açmak veya açılmış davalara katılmak suretiyle adaletin yerine getirilmesini sağlayan” diye bir ibare ekledik. Bunu zaten geçin dönem çalışmamızda beraber olduğumuz üstadımız Sayın Cafer Kaya Bey özellikle istemişti. Sırf onun isteği değil, zaten yapılması gereken bir şeydi. Baroların bir meslek örgütü olarak aynı zamanda bir demokratik kitle örgütü olmak sıfatı itibariyle kamu hizmeti yapıyor olması dolayısıyla ve hukukun üstünlüğü ve insan haklarını da gözeten ve sağlayan bir kurum olarak da görüldüğüne göre kanunen, bunları sağlamanın bir yolu olması lazım, “senin müdahil sıfatın yok” denilmemesi lazım. Bu sebeple açıkça böyle bir madde koymakta fayda gördük.

Baro Meclisinin kurumsallığıyla ilgili maddelerdir bunlar:

95’in 7, 12 ve 13, 23 ve 24. fıkralarını değiştirdik. Bunları da tekrar okumuyorum. Baro Meclisi gündemini hazırlamak, Baro Meclisi kararlarını yerine getirmek şeklinde gündemler var.

Bu özetin dışındaki maddeler bakımından zaten Komisyon Taslağının bütünü sunulmuştu, sitede de var.

Hemen toparlama yapıp bırakacağım. Çeşitli şeyleri konuşuyoruz, bunları da konuşuyoruz, bazısı olur, bazısı olmaz. Meslek sorunları diyoruz. Meslek sorunlarının çözümü mü? Çözümü bu maddedir. “Efendim, mesleğin saygınlığı” deniliyor, evet hepimiz şikâyetçiyiz saygınlık vesaire konusunda ve çözümü budur.  Bu yalnızca mesleğin saygınlığıyla da değil, adalet dizgesinin etkin olması, bizim mesleğin etkin olmasından geçtiğine göre onun da çözümü yine budur. Peki, bu nasıl olacak? Bunu oturduğumuz yerde kendi kendimize sızlanmak suretiyle yapamayacağımıza göre özellikle ve özellikle istirham ediyorum meslektaşlarımızdan. Gerek meslektaş olarak, gerek bireysel olarak, gerek Barodaki görevlerimizde, gerek başka yerlerdeki görevlerimizde muhakkak surette etkimizi, yetkimizi, ilgimizi, gücümüzü bu yöne yoğunlaştıralım ve bunun arkasında duralım.

Metinlerin A’sı, B’si, kapsamı şöyle olur, böyle olur, daralır, genişler, ama lütfen ve lütfen ana fikir itibariyle avukatlığın yetkileri konusunda, avukatlığın tekeli konusunda ve bu tekelin ihlalinin cezaları konusunda lütfen beraber olalım. Bu beraberliği niçin bu kadar rica ediyorum? Çünkü bu beraberliği göremiyorum, göremedim bugüne kadar, göremedik. Lütfen ve lütfen beraber olalım; bunlar, bunun arkasına kuvvet yığmadan, hem de önemli kuvvet yığmadan olacak şeyler değildir. Böyle bizim söyleyip geçtiğimiz gibi olacak şeyler değil ve buna karşı olanlarımız da var maalesef. Umurunda değil bazı meslektaşlarımızın. “Efendim, yabancı avukatlarmış, olsun efendim” diyorlar. Yabancı avukatları nasıl savunursunuz? Savunanlarımız var.

Efendim, “zorunlu avukatlıkmış önemli değil. Neden, çünkü zaten benim 40 tane şirketim var elimde. Şuna şuna lüzum yok, ben zaten efendim istediğim gibi bunu yapıyorum” deniliyor. Bakınız, bazı ilişkiler ağlarının içerisine girmiş olmanız dolayısıyla bazı bilgileri, belgeleri çok rahat elde edebiliyorsanız tabii ki sizi, o belgeleri elde edemeyen, o bilgilere ulaşamayan, davasında veyahut mütalaasında bunlara ulaşamayan kimselerle aranızdaki -tırnak içinde söylüyorum- rekabette sizi çok yukarı çıkarır. Tabii ki bu ilişkiler ağının içerisinde bulunan meslektaşlarımız da bunu kabul etmek istemiyorlar, ama konu böyle bir konu değil. Konu rekabet konusu değil, konu bir mesleğin saygınlığı, etkinliği konusu, artı ekonomik getirisi konusu. Tabii ki bu da var ve çok önemli bir husus bu. Öte yandan da mesleğimizin etkinliği unutmayalım, adalet mekanizmasının etkili olmasını sağlar.  Zaten doğrudan doğruya bizim mesleğimiz hedef de olmaz bazı konularda, bazı alanlarda. Adaletin işlememesi istenildiği için hükümetlerce bunun bir yolu olarak, bu anlam ve kapsamda bizim mesleğe saldırı olur; bunu da biliyoruz.

Lütfen destek, destek, destek… Destek ve sebat lütfen… Lütfen… (Alkışlar)

BAŞKAN- Teşekkür ediyoruz.

Değerli arkadaşlar, daha önce yazılı öneride bulunan son komisyonumuza geldi sıra. Dilerseniz ondan sonra bir ara verelim ve aradan sonra Yönetim Kurulu adına Başkanvekilimiz Sayın Filiz Saraç söz isterlerse ona söz verelim. Sonra bireysel konuşmalar ve gündemin diğer maddelerine devam edelim.

Meslek Sorunları Komisyonu adına iki arkadaşımız söz alacak: Başkan Mehmet Ergen ve Yürütme Kurulu Üyesi Cihan Yamaner, süreyi ikisi paylaşacaklar

Buyurun Sayın Mehmet Ergen.

Av. MEHMET ERGEN (Meslek Sorunları Komisyonu Başkanı)-  Sayın Başkan, Sayın Divan, değerli meslektaşlarım; zaman bir hayli ilerledi. Bizim Meslek Sorunları Komisyonu olarak hazırladığımız Avukatlık Kanun Taslağı maalesef hemen hemen bütün maddeleri içermektedir.  Maalesef fazla vaktimiz olmadığını görüyorum ve sabrınızın sonuna geldiğinin farkındayım.

Bu toplantıda dikkatime çeken, toplantıya gelirken de düşündüğüm bazı konuları açıklamak istiyorum. Esasında benden önce konuşan diğer komisyon üyesi arkadaşlarımın yasa hakkındaki değişiklik tekliflerini çok detaylı ve önemli ölçüde belirttiler. Benzer değişiklikler bizim tasarımızda da var. Web sayfasına açılıp bakıldığı zaman görülecektir ki, çoğu birbiriyle aynı, belki çelişenleri de vardır.

Ancak Sayın Başkanımızın belirttiği gibi sanıyorum, Avukatlık Yasa Tasarısına uzunca bir zaman ayıracak uzman arkadaşlarımızın süratle bir mevzuat çalışmalarına ihtiyacımız var. Değilse bu tasarılar uzar gider, sonuca ulaşmak hatta Barolar Birliği Genel Kuruluna yetiştirmek belki de mümkün olmayacaktır. Sanıyorum Sayın Meclisimiz buna bir karar verecektir.

Ben, fazla uzatmadan şu noktalara dikkatinizi çekmek istiyorum. Esasında meslekte 30. yılını doldurmuş sizler gibi bir emekçi olarak ilk defa Baroda bir göreve talip oldum, ondan önce pek istekli davranmamıştım. Sebebi de, bu ve bundan önceki Yönetim Kurulu Sayın Başkanımızın Baro meselesinde, mesleğimize olan ilgisinde ve çalışmalarında çok etkin ve samimi çalışmalarını gördüğümdendir. Biraz da meslektaşlar arasında dışarıda söylenmektense gideyim Baroda arkadaşlarımla söyleşeyim, yazayım, çizeyim, belki bir yerlere ulaşır düşüncesindeydim.

Tespit ettiğim nokta şu arkadaşlar: Eğer bugün İstanbul Barosunun üye sayısı 20 000’e ulaşmışsa, bugün ne kadar iyi niyetli olurlarsa olsunlar, başta Başkanımız, Yönetim Üyelerimiz, Disiplin Kurulumuz ve diğer organlarımızın bu sorunların altından kalkması mümkün değildir. Bu nedenle bu bizim tasarımızda da yok, ama özellikle baroların yapılanmasında çok ciddi değişikliklere gidilmesi gerekiyor. Esasında bu eksiklikleri gören Baromuz, kurduğu Baro Meclisi ve komisyonlar nedeniyle de önemli bir adım atmıştır.  O halde yapılması gereken bunları yasaya aktarmak, bu komisyonlara yetki ve sorumluluk vermek, bunlara bir süreklilik kazandırmaktır. Artık bu bir profesyonel iş olmuştur. Baro yönetiminde çalışan arkadaşlarımı izliyorum, âdeta 24 saat bir koşturmaca, bir faaliyet içindeler. Sanıyorum herhalde ofislerini filan kapatmışlardır. Eğer yoğun olarak çalışan diğer komisyon üyesi arkadaşlarımız da aynı şekildeler. Ama daha önemlisi, belki yağmur gibi şikâyet yağan Disiplin Kurulumuz işini gücünü bırakmış sabahlara kadar dosya incelemektedir. Yani bu nasıl olacak? Bunun belki bölgesel olarak sayısının artırılması gerekir, belki ön grupların kurulması, ön soruşturma kurullarının kurulması, belki bir Teftiş Heyeti kurulması gerekir. Biz pek hoşlanmayız kendimizin denetlenmesinden, ama yani basit bir şikâyet dilekçesiyle hemen bir ağır ceza reisinin önüne dikilmek daha mı iyidir. O halde biz kendi meslekiçi denetimimizi kurmamız lazım. Her konunun Disiplin Kuruluna gitmemesi için bu kurulun oluşturulması, meslekte en az 10 yılını tamamlamış, temayüz etmiş meslektaşların bir meslek müfettişi gibi en azından meslektaşlarımızı uyarıcı denetlemelerin yapılması lazımdır.

Yönetmelik gayet açık, avukat levhalarının ne şekilde olacağı yazılı. Çok açık, ama uygulamaları görüyoruz, her şey yazılıyor, hiçbir denetleme ve hiçbir müeyyide yok. Çünkü bunun Yönetim Kurulunun ya da Disiplin Kurulunun tek başına takip etmesi mümkün değildir.

Biliyorsunuz arkadaşlarımız potansiyel vergi kaçakçısı olarak ilan edildik Maliye Bakanlığı tarafından. Şu anda Vergi Komisyonundan arkadaşımız çok açıklamadılar, ama duyduğuma göre 2 000 meslektaşımızın dosyası, defteri incelemedeymiş, ancak yine haricen öğrendiğime göre Sayın Defterdar Sayın Başkanımızla görüşmesi sırasında “ne olur bizi avukatlarla karşı karşıya getirmeyin, bir çözüm bulalım da şu avukatlar vergilerini biraz artırsınlar” diyerek ısrarda bulunmuşlar ve konu hâlâ çözümsüz vaziyette bekliyor.  Bilmiyorlar tabii avukatların nelerle uğraştığını, ücretlerinden nasıl mahrum olduklarını bilmiyorlar. Tabii buna tepki geleceğini de biliyorum, ama şöyle bir giriş yaptık. Tasarımızda var. Öncelikle rekabet yasağının önlenilmesi, yani ücretler arasında ciddi bir dengesizlik var, özellikle genç meslektaşlarımız ya da yaşlı meslektaşlarımız ya da kendini kabul ettirmiş bazı meslektaşlarımız arasında esasında ücret uçurumları da var. Bu toplumda yanlış anlaşılıyor. Yani bir tahliye davasını 500 000 liraya alan genç meslektaşımız da var, 50 milyara alan meslektaşımız da var. Tabii bu vekille müvekkil arasındaki sorundur, fazla karıştırmayalım diyebiliriz, ama hak edilen asgari ücreti dahi alamıyoruz ve bu vergi kaçakçısı sıfatını ben hiçbir meslektaşıma yakıştıramıyorum.

Bunun için şu basit öneriyi düşündük. Aynen açılan dava ve takiplerde eklenen harç makbuzu gibi biz de asgari ücreti hiç olmazsa bir banka hesabına yatırılsın, o yatırılan ücret makbuzuyla birlikte dava ve takip açılmış sayılsın. Bu hem öncelikle vekille müvekkil arasındaki ücret meselesini ciddi anlamda çözecektir, hem de Maliyeye hiç olmazsa asgari ölçüde bir vergi verilecektir ve ciddi ücret farklılıklarını da ortadan kaldıracaktır.

Bir başka sonucu da iddia ediyoruz, adliyelerdeki takip ve dava sayıları üçte bir nispetinde azalacaktır.

Biz bunu tartışmaya açtık, önümüzdeki zamanlarda inşallah konuşma zemini kurulur. Esasında Staj Eğitim Merkeziyle ilgili konuşan Sayın Komisyon Başkanını tebrik ediyorum, teşekkür ediyorum, benim birçok konuda söylemem gereken hususları fazlasıyla söylediler. Ama konular hep iç içe. O bakımdan ben, bu toplantıda özellikle baroların, baro yönetim kurullarının, baro komisyonlarının yapısal bir değişikliğe giderek yetkilerinin artırılması, genişletilmesi -tabii vesayetin kaldırılmasına kadar gidecek- uzmanlaşmaydı, reklam yasağıydı tüm bunların toptan ele alınmasını düşünüyorum. Çünkü seçim geçen sene yapıldı, ama sanıyorum, Yönetim Kurulunun 1,5 yıllık bir görev süresi var Yönetim Kurulunun. Diyelim ki, önce ilke grubu bu seçimleri kazanamadı. Kurduğu bu komisyonları, bu Meclisi gelen yönetim uygun görmedi, kaldırdı, lağvetti; ne olacak? Yani bu bizim kazanılmış hakkımızdı, hakkımızı vermeyiz gibi yönetimle karşı karşıya mı geleceğiz? Şu andaki Yönetim Kurulu isterse bu komisyonları azaltabilir, çoğaltabilir. O bakımdan bunlara süreklilik ve kurumsal işlev kazandırılması gerektiğine inanıyorum.

Konularımız gerçekten çok ağır. Fazla vaktinizi almak istemiyorum, teşekkür ederim. (Alkışlar)

BAŞKAN- Bizde teşekkür ediyoruz.

Bu bölümde son konuşmacı, aynı Komisyondan Sayın Cihan Yamaner; buyurun.

Av. CİHAN YAMANER (Meslek Sorunları Komisyonu Yürütme Kurulu Üyesi)- Sayın Divan Heyeti, sevgili meslektaşlarım; hepinizi saygıyla selamlarım.

Daha önceki komisyon temsilcileri arasında zaten bizim konularımıza değinenler de oldu. Mevzuatı Araştırma Geliştirme Komisyonu Temsilcisi arkadaşım zaten konunun vahametine ve de bunun bazı konuların tartışmaya açılması yanında, diğer komisyon temsilcilerinin söylediklerinin yanında, bu benim üstünde duracağım konunun, yani yabancı hukuk büroları meselesi ve bunların düzen altına alınması meselesinin pek tartışmaya açık bir konu olmadığını gayet açık bir dille vurguladı. Kendisine tamamen katılıyorum.

Çünkü bu konu aslında çözülmüş bir konu ve mevzuatımızda yer alan bir konu; eskiden beri yer alan bir konu; fakat uygulamada dikkat edilmeyen bir konu. Bendeniz haddim olmayarak bazen diyorum, evet hukuk devleti çok önemli bir erek, ulaşılması gereken bir erek ve Anayasamızda yer alan bir husus. Fakat hukuk devleti olmadan önce, sanırım önce bir kanun devleti olmak ve de kanun devleti meselesini uygulamayı da kendi meslek alanımızda tatbik etmeyi başarmamız lazım. Çünkü kendi mesleğimizle ilgili mevzuatın tatbik edilemediği, özellikle bu konuda tamamen görmezden gelindiği çeşitli örneklerle ortada.

Bu konu neden önemli? Bu konu aslında bu mesleğin bütün mensuplarını ilgilendiriyor ve bu meseleye biz eğildiğimizde 10 seneden fazla bir zaman önce Sayın Turgut Kazan o zaman Başkanımızdı ve kendisine gidip hatta ben sordum “Niye buna engel olunamıyor, oysa kanunda gayet açık hükümler var” dedim. “Kazıye muhkeme var” dediler. “Ne kazıye muhkemesi?” dedim, önce kimse hatırlayamadı. Evrak arşivden çıkarıldı ve görüldü ki Rahmetli Selahattin Sulhi Tekinay Başkanımız zamanında bir savcılığa yapılan bir başvuru var. Ondan sonra Barolar Birliğinin de katıldığı bir başvuru var. Ondan sonra savcılık demin adı geçen bir Amerikan hukuk bürosu hakkında takipsizlik kararı vermiş, ondan sonra da ağır cezaya itiraz yapılmış, aslında çok da üstünde fazla durulmadan yapılan bir başvuru ve ondan sonra da ağır ceza bu takipsizlik kararını uygun görmüş ve öyle bırakılmış iş.

O gün bu gün de zaten danışmanlık şirketi adı altında kurulan bu gibi yabancı hukuk büroları bu ülkede herhangi bir şekilde reklam yasağına uymadan, bizler gibi tüm mal varlığımızla her şeyden sorumlu olmak gibi bir durumla karşı karşıya kalmadan ve herhangi bir tazminat yükümü altında da kalmadan -biliyorsunuz o zaman 50 000 dolar bir kuruluş sermayesi vardı, bugün Yabancı Yatırımları Teşvik Yasası uyarınca bu da kalktı- istedikleri gibi kurulup ondan sonra da herhangi bir sorumluluk altında kalmadan her konuda istedikleri gibi mütalaa vermeye başladılar. Çünkü burada onlar için önemli olan, zaten duruşmalara girmek değil, mütalaa vermek ve özellikle kamu kurumlarının, özellikle bu bağımsız kurumların ve Özelleştirme İdaresi gibi kurumların danışmanlığını almak suretiyle yükte hafif pahada işleri kendi lehlerine çözümlemek ve her nedense “Türk bilmez, yabancı bilir” mantığıyla değişik siyasi iktidarların, tamamen farklı eğilimde olan iktidarların hepsinin aynı görüşte buluştuğu bir şekilde bu yabancılara gidip hukuk alanında biat etmek gibi bir durum ortaya çıktı. Bu birçok meslektaşımızın gözünden kaçtı.

Bizim bu meseleye eğilmemizin sebebi, bunlarla olan doğrudan doğruya bir çıkar çatışmamız da değildir doğrusunu isterseniz. Biz bunda bir meslek etiğine tamamen bir aykırılık görüyoruz. Bize yasak olan her şey bunlara serbest; bu nasıl olabiliyor? Reklam yapamazsınız, hiçbir kuruluşa üye olamazsınız, ticaretle uğraşamazsınız deniliyor bizlere, ama bunlar bunların hepsini yapmaktalar. Bunlara engel olmanın yolu yok mudur? Onun üzerine onu araştırmaya başladık ve Baromuzla beraber bir taslak hazırladık, çeşitli kuruluşlara bunu gönderdik. Bu kuruluşlar arasında özellikle Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığıydı o zaman. Oradan gelen cevap o günkü devletin bakışını ortaya koymaktadır. Bu bakış gerçekten işin vahametinin ne boyutlara ulaştığını da ortaya koymaktadır ki, o bölümden bazı yerleri okumak istiyorum:

2001 yılında verilmiş bulunan bir müracaata karşı bu kurumumuzdan gelen cevap “her türlü mal ve hizmet üretimine yönelik sınai, ticari, zirai vesair konularda faaliyette bulunabilirler” gerekçesiyle bu başvuruyu reddetmiştir. Dolayısıyla burada ticari, zirai her türlü hizmet konusu içinde avukatlık hizmeti değerlendirilmiştir. Dolayısıyla bunların kuruluşuna izin verilmiştir. Bunlar o gün bugün gelişip serpilmeye devam etmektedirler. Bugün İskoçya’dan, Fransa’dan, Amerika’dan, İngiltere’den, çeşitli ülkelerden bunlar gelmektedirler. Bunlar burada kâr sağlamasalar buraya gelmezler. Onlar için önemli olan tek şey buradaki hukuk hizmetinin ifası değil, para kazanmaktır. Hatta onlara belirli bütçeler konulup kotalar verilmiştir, “bu paraları kazanmak zorundasınız”  denilmiştir. Onlar bu paraları kazanmaktadırlar ve göndermektedirler. Sizin 1 milyar liraya yaptığınız bir işi onlar 25 000 dolara yapmaktadırlar. Aradaki oranlar bu şekildedir. Bunları gerçek olaylardan bildiğim için söylüyorum ve bunları yerine getiren kişiler orada sadece lisan bilen stajyerlerdir. Biz bu stajyerler hakkında çeşitli başvurular yaptık, kendileri bugün bir avukatın kazanamadığı parayı vermektedirler bir stajyere. Stajyerin iş yapmak yasağını ve para kazanma, ücret elde etme yasağını çiğnemektedirler. Bu konularla hiç kimse ilgilenmemiştir bugüne kadar. Bunların üstünde durduk, sanki biz bunlara tek başımıza savaş açmışız gibi olduk ve hepsi tarafından kara listeye alındık. Biz bunlarla bir yabancı şirketin temsilcisi olarak geldiklerinde hukuk müşaviri olarak bizim müvekkillerimiz bizi yanlarında götürememektedirler, bizi toplantılarda dahi karşılarında görmek istememektedirler. Böyle bir durumla karşı karşıyayız.

Bunu niçin yaptık? Bunu mesleğimize olan saygımızdan yaptık. Nesiller boyudur bu mesleği ifa eden bir ailenin temsilcisi olarak yaptık, bu meslek etiğine inandığımız için yaptık, adalet mesleğinin kutsallığına inandığımız için yaptık. Adalet mesleği kutsaldır tabii. Yoksa demin meslektaşımın Staj Eğitim Merkezi temsilcisi olarak kendi görüşlerini açıklayan meslektaşımızın tabii görüşlerine tamamen katılıyorum. Burada kutsallık değil, doğruluk esastır ve ona bakılması lazımdır. Bu şirketler böyle bir şey katiyen hiçbir zaman söz konusu olmamıştır. Dolayısıyla karşısında olduğumuz konu, sanıldığından çok daha vahimdir. Çünkü buraya gelen ve paylaşılan bir pasta söz konusu değildir ve bu pastayı paylaşırkenki bir rekabet içinde mücadelede onlar daha güçlü, daha akıllı, daha becerili oldukları için bu pastanın çoğunu alıyor değillerdir. Bu pasta buraya çiğnenmiş, yenilmiş ve kırıntı olarak ancak önümüze gelmektedir. Pastanın büyük bölümü zaten daha mutfakta paylaşılıp yenildikten sonra buraya, hepimizin önüne gelmektedir.

Hukuk piyasası diye bir şey vardır, bütün dünyada herkes bunun hesaplarını yapar. Hukuk piyasasının değeri nedir bir ülkede? Hukuk piyasasının da Türkiye’de belli bir potansiyeli vardır, bir üst tutarı vardır. Bu artabilir, ama çok az artabilir, belli parametrelere bağlıdır. Ama Türkiye’deki bu hukuk piyasası zaten dediğim gibi mutfakta daha henüz herkesin önüne gelmeden, bizlerin önüne gelmeden, Türk avukatların önüne gelmeden bu pastanın büyüğü gitmektedir. Buna devlet alet olmuştur. Devlet 10 yıl süreyle uğraşarak deminki Mevzuatı Araştırma Geliştirme Komisyonu Temsilcisi arkadaşımın o Özelleştirme İdaresindeki o götürdüğü aslan payını, 10 yıllık bir mücadeleden sonra bizler şahsen uğraşarak engel olduk, ama buna engel olana kadar da gerçekten 100 milyonlarca dolar gitti; devletten gitti, vergi kaybı oldu, bunları gerçek gelirleri olarak göstermediler. Çeşitli başlıklar altında bunları da kaçırmaya muvaffak olmuşlardır, onu söyleyeyim. Hiçbiri de bunların devlete gitmemektedir.

Daha önceki baro yöneticileriyle görüştüğüm zamanlarda bunların engellenmesi gerektiğini söylediğimde bu konulara ilişkin olarak bu sene ilk defa Meslek Sorunları Komisyonu kurulunca zaten hemen o sebepten hemen üye oldum. Bunları anlattığımızda bu konulara ilişkin bir komisyonunun kurulacağı bakıldı, fakat bunların aslında istihdam temin ettiği -ne demekse bu? Yani fabrika mı kuruyor da bu adam istihdam temin ediyor? Bunların istihdam temin ettiği gerekçesiyle bu konuların üzerine gidilmemiştir.

Biz her zaman kendimize iş edindik ve bunlara ilişkin her türlü olguyu, bulguyu Borumuza muntazam ilettik ve bunlara ilişkin olarak ancak 10 yıl önceki Baro Yönetimi sırasında Adalet Bakanlığına yaptığımız bir başvurudan fevkalade olumlu bir sonuç olduk ve o zaman da iktidarda olan da Refahyol Hükümetiydi, ama ciddi bir Hukuk İşleri Genel Müdürü vardı ve o gayet ciddi bir araştırma sonunda elimizde olan ve dayanak teşkil eden çok ciddi bir rapor eşliğinde -hepimizin, özellikle bu konuyla ilgilenenlerin onu okuması gerekir- gayet açıkça bunun Avrupa Birliği mevzuatı yönünden, öyle Türkiye’nin Avrupa Birliği -o zamanlar Avrupa Ekonomik Topluluğu- bunun Türkiye’nin üye olmak aşamasına gelmesini bile dikkate alarak bundan 10 yıl önce ne yapılması gerektiğinin bütün ipuçlarını zaten vermiştir bu rapor. Bu rapor aynen bugün geçerlidir ve bu cevap İstanbul Barosu Başkanlığına gelmiştir. 14.9.1996 tarihlidir. Dolayısıyla “Yabancı danışmanlık firmaları” adı altında gelmiştir. Gayet açıkça, ileride Türkiye bu müzakerelere başlar ve de üye olduğu zaman özetle hizmetler konusunda da serbest dolaşım hakkı verildiğinde ancak o zaman bunun dikkate alınacağı ve de yürürlüğe girebileceği bir madde düzenlemesiyle bunun halledilebileceğini belirtmiştir.

Şimdi bir gerçeğin altını çizmeliyiz. Bu konu yasaklanarak bunun altından kalkılmaz arkadaşlar. Bu konunun yasaklanması değil. Bugün yasaktır, yapmaktadırlar. Mevcut bugünkü mevzuat, maalesef o eklenen madde etkisiz kalmıştır, hiçbir şekilde tatbik etmemişlerdir ve kendilerini tescil ettirmemişlerdir. Tescil ettirmeyince ne yapıyoruz? Gidiyorlar, bir tane Türk avukatlık bürosu adı altında kendilerine hizmet edecek meslektaşları maalesef her zaman bulabiliyorlar; buna da işaret edelim. Buna engel olamazsınız, bunlar para merkezidir. Para merkezi oldukları sürece kendilerine hizmet edecek insan her zaman bulurlar. Bu 1856 Islahat Fermanından sonra nasıl Osmanlı İmparatorluğuna girmişlerdir bunlar ve o gün bugün ondan sonra imparatorluğun yıkılması ortaya çıkmıştır ve Türklere güvenmedikleri için ve de yeterli bulmadıkları için kendilerine o zaman özellikle azınlıklardan insanlar bulmuşlardır.  Bugün artık azınlıkların sayısı Türkiye’de hiç değilse nicelik olarak bir hayli azaldığı için kendilerine Türkler de bulabilmektedirler. Yabancı ülkelerde okuyan bir meslektaşımız vardır, o ülkelerde eğitim görmüşlerdir ve onlarla birlikte yapabilmektedirler.

Arkadaşlar, bu hileyi şeriyedir, bu şekli kurtarmaktan ibarettir. Dolayısıyla bu Türk avukatlık bürosu adı altında yine aynı şeyler yapılmaktadır. Biz bu konuda yine başvuru yaptık ve Barolar Birliğimizin, Baro Disiplin Kurulunun kararını bozan ve de kınama cezası veren bir kararı çıktı; bu da örnek bir karardır. Demin bahsettiğim Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genelgesinin aynı doğrultuda ve komisyonumuzun düzenlemiş bulunduğu ve tekrar üstünde durmadığım bu yeni kanuni düzenlemede daha önce olmayan müeyyidelerin de konulduğu yeni bir düzenlemeyle bunların ancak kayıt altına alınmasıyla, bila kaydu şart bunların kayıt altına alınmasıyla, başka türlü olmaz, bunların yasaklanmasıyla değil, ancak ve bunlar üzerinde bir denetimin Baro tarafından teftiş edilerek, muntazam teftiş sağlanarak ancak ve ancak bunların ne yaptığını, ne yapmadığını arayabilirsiniz. Bugüne kadar bunların bürosuna giderek konuşmuş olan herhangi bir baro yönetim kurulu üyesi arkadaşımız var mıdır bilmiyorum. Ama bunun düzenli ve sürekli olarak yapılması lazım. Bunların işleyiş tarzı hakkında sağlam fikirlerin olması lazım. Çünkü bireysel avukat kavramından giderek şimdiki meri yasamızdaki eksiklik budur; o zaman da işaret ettik. Bireysel avukat kavramıyla bir hukuk bürosunu, “avukatlık şirketini” yargılayıp yorumlayamazsınız., onu yasaklayamazsınız, onu durduramazsınız, meslektaşlarınızın hakkını savunamazsınız. Bireysel avukat kavramından, özellikle bu daha sonraki ortak avukat bürosu, ortak avukatlık şirketi kavramlarının da birlikte mütalaa edilmesi suretiyle -bugün bu da meslektaşlarımız arasında işlememektedir- bu sebepten bireysel avukat kavramıyla davranılmaktadır.

Hukuk bürosu kavramı ayrı bir kavramdır ve ufak hukuk bürosuyla, büyük hukuk bürosu diye iki ayrı kavram vardır. Bunlar da birbirinden ayrılmadan yine çözüm getiremezsiniz.

Bizim önerimiz şudur: Oturup ve avukatlık bürosu kavramına ilişkin düzenlemenin son derece özet, belirli ilkeleri, çok önemli yasakları ve engelleri vurgulayıp, düzen altına alıp, hüküm altına alıp diğerlerini avukatlık ortaklığının kendisine bırakarak, kendi düzenine bırakarak ve de ancak bu şekilde yabancı hukuk bürolarında bu avukatlık ortaklığı şeklinde çalışmaya zorunlu bırakarak ve ikisini birbirine bağlayarak bunları kayıt altına alabilirsiniz ve Türk avukatlarının buralarda çalışmalarını önlemek lazımdır. Türk müstahdem olarak dahi insanların çalışmasını engellemek lazımdır. Tercüman adı altında alırlar, hizmetli adı altında alırlar ve yine çalıştırırlar. Bunlara engel olmuştur. Örneğin, Çin Halk Cumhuriyetinde yapılmıştır. Yaptığımız araştırmada bunun bu şekilde engellendiği ortadadır.

Dolayısıyla hileyi şeriye sapmadan ve müeyyedilendirerek ancak bu konunun önlenilmesi mümkündür. Bu konulara ilişkin Komisyonumuzun yapmış bulunduğu düzenleme, bu tutarlılıkları birlikte içermektedir ve kabulünü dileriz efendim.

Çok teşekkür ederim. (Alkışlar)

BAŞKAN- Biz de teşekkür ederiz.

Arkadaşlar, bundan sonraki gündeme ilişkin kısaca bilgi vereceğim: Mustafa Terzi arkadaşımız bireysel söz istedi. Sayın Ömer Yasa’nın yazılı önerisi var, sözlü olarak da tekrarlayabilir. Ayrıca, Yasin Güldaş’ın da vardı, ama Disiplin Kurulunu anlattı herhalde. Bir de Ozan Bengisu’nun var. Avukat Sami Aktar’ın var, Avukat Sair Bafra, Av. Nezire Selçuk, Avukat Nizar Özkaya söz istemişlerdir. Arkadaşlar, bunların dışında şu anda içeri girdiğini gördüm Başkanımızın, iki başkanımız Çevre ve Kentleşme Komisyonu Başkanımız Sayın Ömer Aykul’la Fikri ve Sınai Haklar Komisyonu Başkanımız Sayın Mehmet Aydın da bir sonraki maddede bir tanesi 2/B Yasasıyla ilgili çok kısa bilgi vermek istiyor, destek istiyor. Diğer arkadaşımız da toplam kalite yönetimi çalışması hakkında bilgi vermek istiyor. Tabii Başkanvekilimizin söz hakkı her zaman saklı, istediği anda ve istediği yerde söz alabilir.

Saat 16.00’da başlamak üzere ara veriyorum arkadaşlar.


 

İKİNCİ OTURUM

Başkan: Av. ŞEREF KISACIK

Açılma Saati: 16.00

----& ---

BAŞKAN- Avukatlık Yasası üzerindeki değişiklik önerileri konusunda bireysel söz alan arkadaşlardan Sayın Mustafa Terzi, buyurun.

Av. MUSTAFA TERZİ- Değerli Baro Meclis Divanı, konuklarımız ve meslektaşlarımız; bugün benim bu kürsüden söz almama neden olan mesleğimizin temel sorunlarından olan bir yasa maddesi var. Bir-iki arkadaşımız, yaşıttaş meslektaşlarımızla da toplantıdan önce ve toplantıya gelmeden önce de paylaştım bu konuyu. O da şu: Malum biz mesleğimizi icra ederken, dava açarken, işlem yaparken olmazsa olmazı olan konuların başında gelen husus şudur: Bilgi ve belgeye ulaşabilmek. Çünkü burada olan meslektaşlarımızın hepsi şunu biliyorlar ki, bir davayı açarken önce kafamızda yoğururuz, hamur yaparız, elimizdeki bilgi ve belgelere göre kurgu yapar ve davayı açarız.

Bu dava ve bu kurguyu yaparken ben kendi uygulamalarımda çok sık yaşadım ve sizlerin de sürekli yaşadığınız sıkıntı şudur: Herhangi bir kuruma gidiyorsunuz. Bu kuruma başvurduğunuzda tabiri tam bulamıyorum, ama küçük diyeceğim, küçük anlamında söylemiyorum onu, herhangi bir kamu iktisadi teşebbüsüne gittiğim zaman, “ben sizden Avukatlık Kanununun 2. maddesine dayanarak belge istiyorum” dediğiniz zaman hepimizin karşılaştığımız gibi maalesef sanki bir devlet sırrını ifşa edecekmiş davranışıyla karşı karşıya kalıyoruz, o belgeye ulaşamıyoruz veya alamıyoruz onu.

Bunun neticesinde şunu söylemek istiyorum 2. maddeyle ilgili. Özellikle de Sayın Disiplin Kurulu Başkanımız Hüseyin Beyin Baro Bülteninde bir yazısı vardı, o da bana ilham oldu, o anlamda teşekkür ediyorum. Bu maddenin özellikle çok açık, yoruma hacet bırakmayacak şekilde müeyyideye tabi tutulmasını bu çalışmalar neticesinde tabi olacak şekilde bir müeyyide konulmasını istiyorum.

Peki, yani konulmasını istiyoruz da, istemek bir sonuç verecek mi? Ben bu değişiklik önerilerini Baro sitesinde yayınlandığı dönemde gördüğüm zaman şöyle bir heyecan duydum ve dedim ki bunun tartışıldığı platformda ben gideceğim ve bunu dile getireceğim. Sonra bunlar yayınlandı. Bütünlük haliyle anlatamıyorum belki sizlere ve tüm komisyonlardan da aynı maddeyle ilgili güzel değişiklik önerileri var. Bunları bir kenara bırakıyorum, neden bir kenara bırakıyorum? Bunların teorik olarak burada yazılması yine bir anlam ifade etmiyor.

Bu toplantıya gelmeden önce kafamda şöyle bir plan vardı, Divana şunu önerecektim: Bu konuları hamur yapıcı, bir araya toplayıcı bir komisyon kurulsun diye. Daha sonra Sayın Başkan “bu komisyonun kurulacağını” ifade etti, ondan da memnun oldum. Bir aşama, ama bu da çözüm değil. Neden çözüm değil diyeceksiniz. Maalesef her konuda olduğu gibi üretip, düşünmek, sonucu elde edici yöntem olmuyor.

Şuraya bağlıyorum: Yasaların, tasarıların veya düşüncelerin yasalaşması anlamında çok ilginç bir tecrübe yaşadım, o da şu: Ceza Yasasının komisyon çalışmalarını yapan  Adem Sözüer  Hocamızın bir kısa toplantıda çok ilginç bir anısına denk geldim anlatırken. Bunu belki başka ortamlarda da anlatmıştır. “Biz Ceza Kanunundaki değişiklikleri yaparken kadın haklarıyla ilgili sivil toplum kuruluşları kapımızı aşındırdılar, yattılar, gitmediler Ankara’ya Türkiye’nin birkaç ilinden gelerek bizi ve bu konuda karar mekanizması olan siyasileri o kadar usandırdılar ki…” dediler. Ben ceza konusunda uzman değilim, ama uzman ağabeylerimiz orada yapılan değişikliklerin hemen hemen hepsini biliyorlardı ve inanın ki orada yapılan birçok etkin değişikliğin nedeni sivil kadın hakları kuruluşlarının o yasanın yasalaştırılması süreci aşamasında o komisyonun kapısından ayrılmayışları, siyasilerin kapısından ayrılmayışlarıdır.

Geliyorum ve bizim konumuza bağlıyorum bunu. O da şu: Kendim naçizane bu yasa değişikliğinin yasallaşması anlamında muhakkak ki burada komisyonun oluşturduğu tüm görüş, öneri ve değişiklikler aynen geçmeyecektir, bir kısmı geçecektir, bir kısmı geçmeyecektir. Ama  ben bu Komisyondan ve buradaki meslektaşlarımızdan etkin olabilecekler anlamında söylüyorum, olmazsa olmazı mesleğimizin icrası anlamında bu komisyondan bu 2. maddenin muhakkak açık, yoruma meydan bırakmayacak şekilde geçmesini sağlayacak çalışmayı yapmak; bir.

İkincisi, nasıl ki kadın hakları sivil toplum örgütleri, kendi haklarıyla ilişkin, yani olması gereken haklarıyla ilişkin ve yasalarda eksik kalan ve tam olmayan hükümlerin Ceza Yasasında yer alması için tabiri yerindeyse tam saha pres şeklinde tutup ve onu maddeleri aynen geçirdilerse de, bizlerin de, bizim bu komisyonun da, bundan sonraki aşamada da bu faaliyette yer alacak olanlarımızın da yapması gereken genelte tüm bu yasa değişikliğinin, özelde benim kendi önemsediğim 2. maddenin yasalaşması anlamında tam saha pres diye ifade ettiğim bu uygulamanın peşini bırakmamaktır. Şu anda bir ağabeyim şu anda gülümsüyor, ne demek istediğimi anlıyor. Çünkü aynı dilden bir-iki ortamda ben kendisinden duydum. Eğer ki, bizler bunu böyle yapmazsak, hiçbir şekilde bu yasa istediğimiz gibi olmayacaktır, eksik olacaktır veya olması gerekenler gibi olmayacaktır.

Benim ricam, tüm katılanlardan ve bu işte emeği geçecek olanlardan bu teorik çalışmaların dışında pratiğe gidip Mecliste, komisyonlarda bunun uygulanması için orada gerekirse tüm mesaisinden hiçbir dakika dahi ayrılmadan baskısını oluşturmasıdır.

Teşekkür ediyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN- Sayın Mustafa Terzi’ye biz de teşekkür ediyoruz.

Sayın Ömer Yasa, buyurun.

Av. ÖMER YASA- Sayın Başkan, sayın meslektaşlarım, öncelikle bu konu artık Meclisimizin gündemine geldiği için Meclisimiz yoğun bir şekilde birkaç saattir bu konuda arkadaşların çok güzel katılımıyla çalışmasını sürdürdüğü için çok mutluyum.

Ben, 1973 veya 1974 yılında Baroda ilk çalışmaya Kanun İçtüzük Yönetmelik Komisyonuyla başlamıştım ve o nedenle biraz bu konuya çok hassasım. Soyadımın da verdiği etkiyle midir nedir bilmiyorum. Ben, 21 Temmuz 2003 tarihinde daha iş bu kadar dallanıp budaklanmadığı yahut da oturmadığı için pratik olarak bir-iki noktayla ilgili bir çalışma hazırlamıştım,Yönetim Kuruluna sunmuştum. Orada bir gerekçe bölümünü okumak istiyorum sizlere:

“1136 sayılı Avukat Kanunu Değişiklik Önerilerine Gerekçe:

Barolar Anayasaya göre kurulmuş kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarıdır. Baroların yönetim, disiplin ve denetim kurullarına yasalarla verilen görevlerin yerine getirilmemesi veya kusurlu yapılması, ağır yaptırımları ve cezai sorumlulukları gerektirmektedir. Özellikle Ankara, İstanbul, İzmir, Adana, Antalya gibi nüfus ve veya yüzölçümü olarak büyük illerimizin baroları, tabip odaları, mühendis odaları gibi kuruluşların da binleri aşan üyelerin yasal işlemleri için harcanan zaman ve emeğin çokluğu yadsınamaz durumdadır.

Üstelik meslek onurunu ve meslektaşlarını haklarını savunmak çabasıyla bu organlara seçilip iyi niyetle çalışmak isteyen görevliler, kendi işlerinden kopmak zorunda kalarak ekonomik güçlüklere düşmektedirler.

Başka bir açıdan bakıldığında da organlara seçilmek için ekonomik problemini çözmüş olmak gerekmektedir ki, bu durum eşitsizliğe yol açmaktadır. Oysa yapılan görevler, kamu yararına derneklerdeki gibi bir sosyal faaliyet değildir, bizzat kamu görevidir. Kamu düzeninin sağlanması için bu odalar ve baroların gerekliliği onları Anayasa düzenlemesi içine alınmasını gerektirmiştir.

Avukatlık Kanununun 89. maddesine göre baroların yönetim kurulları, baro başkanıyla en az 4 üyeden kurulur. Avukat sayısı arttıkça, 100’e kadar olursa 6; 250’ye kadar olursa 8; 251’den çok olursa 10 yönetim üyesi seçilmektedir. Yani 49 avukatın kamusal işlemlerini 4 yönetim üyesi çözebilmekteyken, 251 avukatın işlemleri çoğaldığı için 10 üye gerekmiştir. O zamana göre 17 500 avukata ulaşan İstanbul Barosu üyelerinin kamusal işlemleri 10 yönetim kurulu üyesince nasıl yerine getirilebilmektedir. 17 500 avukatla genel kurul toplantısını yapabilecek salon bile bulunmamaktadır. Oysa bu toplantıya katılmayanlara da yasa ceza öngörmektedir.

Üye çoğunluğu belli bir sayıyı aşan barolarda işlemlerin sağlıklı yürütülebilmesi için mutlaka yeni bir düzenlemeye gidilmesi gerekmektedir. İstanbul’un 32 ilçesi, adliyesi olmayan ilçelere karşın 32 -bugün için 36- adliye binası iki kıtaya yayılmasıyla 17 500 avukatı olan barosunun sağlıklı çalışması olanaksızdır. Bu ve benzeri gerekler karşısında Baro Yönetim ve Disiplin Kurulunun sağlıklı ve verimli çalışması için aşağıdaki düzenlemelerin yasalaşması yararlı olacaktır.

Önerilen Metin:

81. maddede Baro Genel Kurulunun görevleri sayılmakta, 2 maddede ayrıntılı olarak sayılıyor. Ben buna 2/A maddesi eklenmesini öneriyorum. İki şıklı ve seçime bırakıyorum, siyasi düşüncenin tercihine bırakıyorum. Birinci şıkta şu:

“Baro Başkanı, Başkan Yardımcısı, Genel Sekreter ve Saymanın ücretleriyle Yönetim, Disiplin ve Denetim Kurulları Üyelerine verilecek huzur hakları miktarını ve ödeme şeklini belli etmek” genel kurulun görevi.

İkinci şık olarak da şunu söylüyorum: “Levhada yazılı avukat sayısı 1 000 kişiyi aşan barolarda bunları bunları yapmak yahut da bu 1 000 rakamı değiştirilebilir, 2 000-3 000 yapılabilir. Baro Disiplin Kurulunun kuruluşuyla ilgili 103. madde “Disiplin Kurulu avukat sayısı 250’ye kadar olan barolarda 3; 250’den fazla olan barolarda 5 üyeden kurulur”  Yani bir kademelendirme yapmış o zaman yasa koyucu. Bu kadar çoğalacağını düşünmemiş.  O nedenle yasa koyucu aynı gene Türkiye’nin yasa koyucusu olduğuna göre bu mantığı sürdürmemize izin verecektir, onay verecektir düşüncesindeyim. Şu fıkrayı ekliyorum:

“Avukat sayısı 5 000’i aşan barolarda, her 5 000 üye sayısı karşılığı 5’er üyeden oluşan yeteri kadar kurul oluşturulur. Her kurula 3 de yedek üye seçilir”

10. maddede de yine “Disiplin Kurulunun görevi, Baro Yönetim Kurulunun disiplin kovuşturması açılmasına dair kararı üzerine avukatlar hakkında disiplin kovuşturması yaparak disiplinle ilgili kararları ve cezaları vermek ve kanunla verilen diğer yetkileri kullanmaktır” biçiminde düzenlenmiş olan maddeye 2. fıkra eklenilmesini öneriyorum. 1’den çok kurulu oluşan barolarda iş dağılımı disiplin kurulları başkanlarının yapacakları protokole göre yapılır. Uyuşmazlık durumunda baro başkanının hakemliğine başvurulur”  Yani biraz teknik şeylere girdim, ama bir ışık tutsun, bir örnek olsun  diye anlattım.

Çalışmalarda başarılar diliyorum ve şimdiden de bu Komisyona girmek için hazır bekliyorum.

Teşekkür ederim. (Alkışlar)

BAŞKAN- Biz de teşekkür ederiz.

Sayın Ozan Bengisu, buyurun.

Av. OZAN BENGİSU-  Sayın Başkan, Sayın Divan, Baro Meclisinin değerli üye meslektaşlarım; öncelikle bugün birinci toplantıda dinlediğimiz gerek Merkez, gerek Komisyon Başkan ve Üyelerinin hazırlamış oldukları raporlar için kendilerine teşekkür ediyorum. Gerçekten büyük emek, çaba ve bilgi ürünü olan bu raporlar için sunacağım görüşlerim lütfen tenkit olarak alınmamasını, kendimce bir katkı amaçlı olduğunu kabul etmelerini diliyorum.

Efendim, bütün raporları tek tek inceledim, okudum, başta söylediğim gibi mutlu oldum ve de raporların hazırlanış komisyon ya da merkez adlarıyla sırayla dikkatinize sunmak istediğim hususları arz etmek istiyorum. Önce Avukat Hakları Merkezi görüşleriyle ilgili olarak 17 madde halinde belirtilen görüşlerin hepsi de doğru, güzel ve yasada yer alması gereken hususlardır. Yalnız bunlar madde olarak öneri şeklinde getirilmemiş, kurallar olarak 1,2,34 diye 17’ye kadar sayılmıştır. Hepsi de doğrudur ve okuduğunuzda siz de takdir edeceksiniz.

Sözgelimi Avukat Hakları Merkezi yazısı içinde yer alan avukatın bilgi ve belge toplamak yetkisini savcınınkiyle eşitlenmesi kuralı Avukatlık Yasasının -az evvel meslektaşlarımın da söylediği gibi- 2. maddesinin, 2. fıkrasının düzenlenmesi sırasında dikkate alınabilecek bir husustur. 

Mevzuatı Araştırma ve Geliştirme Komisyonu önerilerinden mesela madde 3’te Avukatlık Yasasının 9. maddesinde Avukatlık Andının mesleğe kabulden önce yapılması hususu var. Mevcut uygulamada yasaya göre biliyorsunuz avukat önce mesleğe kabul ediliyor, sonra ruhsatname verilmesi sırasında andiçiriliyor. Yani küçük bir husus gibi görünüyor, ama ileride ya da daha sonra bir şeye sebep olabilir; şöyle: Andın ruhsatname verilmeden, mesleğe kabulden önce yapılması bence daha doğru. Çünkü mesleğe kabul ediyorsunuz, alıyorsunuz, her şey bitiyor, ondan sonra andiçme geliyor. Oysa her şey bitip mesleğe kabulden sonra olabilir. Yani “Ben bu andı beğenmedim, yapmıyorum” derse, mesleğe almış oluyorsunuz zaten. Ne yapacaksınız, yani disipline mi göndereceksiniz?  Efendim, maddeye okuduğunuzda göreceksiniz ki, mesleğe alınmış oluyor.

İzin verirseniz şöyle söylüyorum: Yasanın maddesinde “avukatlık mesleğine alınır, sonra da ruhsatname veriliş sırasında ant içirilir” diyor. Benim söylediğim teklifte de böyle, aynı anda yapılması ya da yemin edip sonra mesleğe alınıp ruhsatının verilmesi daha uygundur sıralama olarak. Bunu söylüyorum, Sayın Sahir Bafra’ya da teşekkür ediyorum uyarıları için.

Önergenin 15. maddesinde, Avukatlık Yasasının 44. maddesinin B fıkrasında yer alan yabancı avukatların ortaklıklarına ait konu da görüşüldü. Bilindiği gibi bu Yabancı Sermayeyi Teşvik Mevzuatı dahilinde ele alınmıştır. Sayın Staj Eğitim Merkezi Başkanımız bu konuda yeteri kadar açıklama sundukları için ben tekrar değinmiyorum.

Önergenin madde 16’da, 45. maddenin 1. fıkrasında “avukatlar ve avukatlık ortaklıkları bürolarında yalnız avukatlık mesleği için gerekli olan avukat yardımcıları çalıştırabilirler” şeklinde öneriliyor. Avukat yardımcılarından kasıt nedir, yani bir avukat çalıştıramayacak mı, ya da avukat yardımcısı soyut bir kavram olduğundan bunun daha somutlaştırılmasında yarar vardır diye düşünüyorum.

Stajyer Avukatlar Komisyonu görüşleriyle ilgili olarak, Avukatlık Yasasının 26. maddesinde usul yasasında yapılan değişiklikle icra tetkik mercilerindeki stajyer avukatların karşılaştıkları sorunlar gerçekten önemlidir. Stajyer avukat meslektaşlarımızı zor durumda bırakmanın ötesinde duruşmadan çıkarmak gibi fiili durumlarla da karşılaşılmaktadır.

Yalnız burada bir hususu dikkatinize sunmak istiyorum. Bildiğiniz gibi “icra tetkik mercii” adı altında yasada yer alırken de icra ceza hâkimi, icra hukuk hâkimi gibi bir ayrım yoktu. Şimdi de “icra mahkemeleri” denildiğinde de “icra ceza mahkemeleri, icra hukuk mahkemeleri diye de bir ayrım aynı şekilde yasada yok. Biz bunu hâkimler bu ayrımı yaptıkları için karşı çıktık. Bu ayrımı yapamazsınız, icra tetkik mercilerinde stajyer avukat duruşmalara girebilir diyorsa, girebilir. Hukuk-ceza ayrımı yanlıştır, yasada olmayan bir uygulamayı getiremezsiniz” diye bugüne kadar söyledik ve bunda haklı çıktık. Çünkü Hâkimler Savcılık Yüksek Kurulunda da yazımız üzerine mahkemeye bildirmek üzere gelen şeyde böyle bir ayrımın olmadığı vurgulandı. Şimdi dönüp yasa önerisi yaparken kendimiz bu ayrımı yaparsak, yanlış olacağını düşünüyorum. Önergede var bu husus, şimdi yapıldı demiyorum, önergede öyle bir husus var. Stajyer Avukatlar Komisyonu raporundan bahsediyorum, Staj Eğitim Merkezi değil, lütfen yanlış anlaşılmasın. Stajyer avukatlar böyle bir istek yapıyorlar, ben de yürekten katılıyorum, ama bu ayrımı kaldırıp zaten yasada “icra mahkemeleri” diyor, “mahkemesi” demiyor. “Mahkemeleri” deyince, hem cezayı, hem hukuku kapsar şekildedir. Metnin, yani önerinin istekte olduğu gibi icra hukuk mahkemeleri, icra ceza mahkemeleri şeklinde değil, ^”icra mahkemeleri” olarak konulmasının daha uygun olacağını düşünüyorum.

16. maddede de son cümle olarak eklenilmesi istenilen “stajyer avukatlar sürekli staj yapmalarına engel olmayan işlerde çalışabilir” hükmünün eklenmesi istenilmektedir. Bu tamam, olabilir, yalnız eksiktir. Şöyle eksiktir: Olay sadece staj yapmasını engellemek olayı değildir çalışma durumu; bu bir yönüydü. Diğer yönü, bu stajı engellenmeyecek şeklide yapacakları çalışmanın avukatın yapmaması gereken ya da avukatlıkla bağdaşmayan işlerden de olmaması gerekir. Salt bu şekilde metne konulması, bu ayrıntıyı gözden kaçırabileceği için “efendim, ben izin aldım ya da belge aldım” diyebilir ya da statüsü öyledir, “devamlı olarak staj eğitimi görmeme engel değildir. Ben bu işi yapabilirim”i getirir. Yok, Avukatlık Yasasında nasıl 11. maddeyle sıralanmış yasaklar varsa, stajyerler için de aynı yasakların geçerli olması gerekir.

Mesela, Vergi ve İdare Komisyonu Başkanı arkadaşımız da söyledi. Yalnız orada bence şöyle bir yanlışlığa düşmemek lazım. Yasaya yeni konulmuş olan avukatlık ortaklıkları için aynı maddenin içerisinde, 44. maddede bir de tabi olacakları defter statüsü de belirlenmiştir. Kendi görüşümü söylüyorum, bir şeyin tahdidi olması her zaman lehedir ya da genellikle lehedir diyelim. Şöyle: Değerli meslektaşımızın görüşüne saygı duyuyorum, ama diyor ki “Vergi Usul Yasasında serbest meslek sahiplerinin tabi oldukları usule, yönteme” diye geçiyor. Efendim, bu öyle bir geniş, açık, muğlak ki, ondan sonra avukatlık ortaklığı kurmuş ve kuracak meslektaşlarımızı vergi dairelerinin ve vergi denetleyicilerinin affedersiniz kucağına belirsiz şekilde atmış oluruz, onların insafına, anlayışına, görüşüne bırakmış oluruz. Nasıl yorumlarlar? Avukatlık ortaklığını ne kadar yasa yazıyorsa da, biz biliyorsak da gibi yorumlayıp onlara ne işkenceler, ne cezalar kesebilirler, belirsizdir. Çünkü yasaya kendiniz koymuşsunuz, “Vergi Usul Yasasının hükümleri uygulanır” demişsiniz. Ama şu anda olduğu gibi, 44. maddede yazılı olduğu gibi ortaklar defteri, hisse defteri, ne bileyim amortisman defteri sıralanmıştır ve “efendim, ben bunlara tabiim, o defteri tuttum mu biter” Çünkü bunlar avukat ortaklığı için yasa belirlenirken 2001 tarihinde özellikle sıralanmıştır. Zaten 3 ortak, 5 ortak, bilemedik 10 kişiyi yazacaksın, hisselerini karşısına yazacaksın. Bu da yıl sonunda kârı paylaşırken oranı neyse belli olsun anlamına konulmuş şeylerdir.

Bunu bırakıp Vergi Usul Yasasının genel hükümlerine yayıp ondan sonra belirsizliğe gitmek çok daha yanlış olur diye düşünüyorum.

Sabrınız ve beni dinlediğiniz için teşekkür ederim. Zaten görüşlerimi yazılı olarak sundum değerli başkan ve üyelere; takdir ve değerlendirme seçilecek komisyonundur.

Hepinize teşekkür ederim. (Alkışlar)

BAŞKAN- Biz de teşekkür ederiz.  Ozan Bey, genel kurulu beklemeden bütün komisyonların önerilerini incelemiş ve değerli eleştiri ve önerilerini eklemiş; teşekkür ediyoruz.

Sayın Nizar Özkaya; buyurun.

Av. NİZAR ÖZKAYA- Çok değerli arkadaşlar, burada ayrıntılara inersek arkadaşlarımızın sabırlarını taşırırız, daha sonra dağılır gideriz, hiçbir arkadaşımız kalmaz burada. Onun için hepimiz çok az ve öz şeyler söyleyelim. Benim konuşacağım üç nokta vardır: Birincisi çok önemli, bu yeri satın alan kişi kimdir? Başka bir yer bulmadılar mı, tam genelevin yanında bulmuşlar.(Alkışlar)

Evet, biraz önce üç bayan arkadaşımı yukarıya kadar götürmek zorunda kaldım arkadaşlar. Nerede bir çöplük varsa adliye de orada kurulur. Şimdi nerede bilmem ne varsa, bizim Baro da oraya kuruluyor. Bu utanç verici bir şeydir. Tam 3 trilyon para harcamışlar burası için. Benim önerim şu Divandan: Bir komisyon derhal kurulmalı ve bu yere 3 trilyon parayı harcayan kişi hakkında tespit yapılmalı ve bu kişi hakkında da soruşturma yapılmalı, suç duyurusunda bulunulmalıdır. Bu yer beş para etmez arkadaşlar ve bundan sonra da buraya gelmeyeceğim ben. Ne eşimi getirebilirim, ne kimseyi getirebilirim ben. 10 kişilik salon için buraya 3 trilyon parayla alamazsınız arkadaşlar. Çok yerler vardır, salon 500 kişiyi alır, orayı da 2,5 trilyona alırsınız, mükemmel bir şekilde herkes gelir.

Bakın, bir bayan arkadaşım çıkamıyor buradan. Çıkıldığı zaman bütün çevresi belli. Nasıl, hangi mantıkla ve hangi akılla alınmış burası? Kör olan insan dahi almaz burayı. Bu komisyon kurulmadığı takdirde ben bunun üzerinde duracağım arkadaşlar. Bu birinci sorun ve bu sorunu inşallah çözeceğiz. Yani biz Ahmet’in, Mehmet’in sorununu çözerken kendi hakkımızı aramıyorsak, sorguya çekemiyorsak, hiç kimsenin hakkını savunamayız.

İkinci sorum şu: Arkadaşlar, biliyorsunuz Türkiye’de Türkiye Büyük Millet Meclisi vardır, ikinci olarak belediye meclisi vardır, ticaret odası meclisi vardır, meclis vardır. Gördüğünüz bu meclislerin yanında bir de bizim çok değerli, gerçekten çok sevdiğim bir meclis kuruldu, Türkiye’nin en elit, en onurlu ve en seçkin meclisi bu meclistir. Neden? Türkiye Büyük Millet Meclisinde 7 yıl görev aldım, orada Hasan Mezarcılar vardı arkadaşlar, cezai ehliyeti olmayan çok insan var orada, ayakta uyuyanlar çok vardır orada. Meclisin yüzde 80’i uyur. Ne kanun bilir, ne tüzük bilir, ne Anayasa bilir, ne devletten haberi yoktur. İnanın, samimi söylüyorum, bu Meclisi 7 yıl izledim. Şu gördüğünüz arkadaşların burada yaptıkları konuşmaları izliyorum, Türkiye uzaya gider bu arkadaşlar gelse bu ülkenin başına. Samimi söylüyorum arkadaşlar (‘Bravo” sesleri, alkışlar)

Seyrediyorsunuzdur herhalde, ayakta uyuyan, ne konuştuğunu bilmeyen bir Turizm Bakanı var, seyrediyor musunuz? Arkasından diğer bakanların da hiçbir farkı yok, çünkü onlar da soygun içindeler. İbrahim Selçuk diye birini duymuşsunuzdur. İbrahim Selçuk Türkiye’yi soydu ve bu bakanın odasında hatta ve hatta çok ayıptır, ama ne yapacağız? Oğlu diyor ki bakanın “Baba, bana para gönderdi, bir de benimle beraber ona  ……. “ Bu kadar düşük insanlar bunlar. İnanın Meclise gidin, iğrenirsiniz onlardan. Hepsine söylüyorum, bu Meclis kuruldu ya Türkiye’de iki şey yapıldı bakın size söyleyelim: Birincisi köy enstitüleri, onları vatan hainleri kapattı. Şu anda köy enstitüleri kapatılmamış olsaydı, şu gördüğünüz kapkaççılar var ya, işsiz güçsüz sokaklarda demirci diye bağıranlar var ya, bunlar olmayacaktı. Samimi söylüyorum, Türkiye’yi idare edenler var ya, hepsi cezai ehliyetten yoksun insanlardır. Keşke bir gün şu Mecliste -bir gün Ankara’ya götüreyim sizi- izleyin insanları yahu, utanırsınız. Onun için bu Meclisin kıymetini bilin.  Bu Meclis yalnız burada kalmayacak. Her gün yavaş yavaş çoğalacak, fakat 30 kişi alacak tabii olmayacak, değişecek inşallah ve biz bu Meclisi kapatacağız, bu binadan başka yere taşıyacağız ve basın gelecek buraya. Görsel ve yazılı basın da iştirak edecek. Biz kendi iç sorunumuzu çözeriz merak etmeyin, ama bu ülkenin sorununu çözmezsek bir şey yapamayız. Aksi takdirde çöpçülerin olduğu yerde adliye kurarız.

İkinci sorunumuz çok önemli; o da avukatın yargılanmasıyla ilgilidir. Şu anda ben de yargılanıyorum. Kim yargılıyor? Adalet Bakanlığının bodrumunda oturan ne Yargıtayda, ne burada görev yapamayan bir ayağı topal, bir gözü kör bir savcı benim hakkımda… Buradaki savcı diyor ki “savunma hakkını kullanmış bu arkadaşımız” diyor. Hiç okumuyor, çünkü gözü de görmüyor, hemen geliyor. Bak bu nedir? Yargılayın bu adamı ve ben o davada, o mahkemede, şu anda Kadıköy Bölge Temsilcisiyim, Başkanıyla, başsavcısıyla her gün beraberiz. Savunma yapıyorum, beş dakika sonra “utanmaz herifler” diyorum, bizi bir ucubeye soktular ve biz de seyrediyoruz, herkes seyrediyor. Bir avukat böyle yargılanmaz. Gidin Fransa’ya avukat dediğiniz zaman en onurlu insan demektir. Hemen önünü iliklerler. Evet, büyük adamdır avukat, ama biz de onurumuzu korumalıyız.  Ben görüyorum bazı arkadaşları, yataktan kalktığı gibi saçları dağınık, kravat yok, bir kot pantolon ya da şort giyiyor. Ne kadar utanç verici bir şey bu. Avukat dedin mi elbisesiyle, kıyafetiyle,konuşmasıyla ve dik durmasıyla avukatlık yapabiliyor. Herkes avukat olmayacak bundan sonra, stajyerlerin imtihanlarını yapıyoruz biz. Bana her gün tez geliyor. İnanın yeni yetişen avukatların biri Dicle’den gelmiş arkadaşlar. Bu arkadaş yarın Baroda avukat olacak. Bu arkadaşımız tabii ki hâkimin karşısında bir şey bilmediği için hâkim de böbürlenecek.

Ben, ağır cezada yargılanıyorum, niye yargılanıyorum? Efendim, bir davalı hakkında beyni felç olmuş ve Alzheimer hastası olan bir hasta hakkında “papağan” kelimesini kullandım, benim de avukatım da şu anda ….  “utanıyorum” dedi mahkemede. Hâkim sordu “ne diyorsunuz?” dedi. “Bir şey demiyorum, Adalet Bakanının verdiği bu izne utanıyorum” dedim, başka bir şey yok. İlk önce bu yargılamayı bir sisteme sokmak zorundayız.  Demek istediğim hususlar budur.

Bir de bir gün bankaya gittim, vekâletim var, bir çekin adresini istiyorum “veremeyiz efendim” dediler. “Peki, veremezseniz şu dilekçeyi imzalayın” dedim, hemen imzaladılar, gizlidir. Bakın, o kararı hepinize vereyim, bundan istifade edin. Derhal bunu savcıya verdim, savcı sulh cezada dava açtı ve hakkında altı ay hapis verdi üç müdür hakkında. Tabii ki ceza kararnamesi olduğu için paraya çevrildi. Yani sizin öyle haklarınız vardır.

Dördüncü söylemek istediğim şey, vesayet meselesi. Şu anda biz hepimiz vesayet altındayız, ceza ehliyeti olmayan bizleriz, Adalet Bakanlığı ne isterse onu yapar. Şu andan itibaren, yani Avukatlık Yasasında yapacağımız en büyük değişiklik nedir biliyor musunuz arkadaşlar? Bu vesayetten kurtulmaktır önce. Ondan sonra ben şunu yaparım, bunu yaparım.

Değerli arkadaşımız çok güzel bir şey açıkladılar Türkiye’deki bu yabancı hukukçular hakkında. Kutlarım kendisini, iyi incelemiş, fakat biz henüz cezai ehliyeti olmayan insanlarız. Biz Adalet Bakanlığının kölesi durumundayız, onun oyuncağıyız ve ağır cezaya giderken savcı -sınıf arkadaşlarım, yahut da hâkim- zevk alıyor yahu bir avukatı yargılıyorum diye. Bu yüz kızartıcı durumdan kurtulmak zorundayız.

Bir diğeri, benim hakkımda Adalet Bakanlığının dava açmaya yetkisi yoktur, Barolar Birliği verecek bu izni yahut da Barolar Birliğiyle birlikte Adalet Bakanlığı verecektir. O ağır ceza mahkemesinde de Barodan bir tane arkadaşımız gözlemci olarak bulunacak.

Sorunlarımız büyüktür, zamanınızı almak istemiyorum. Devam etmek isterdim, ama hepinizin sabrınızı taşırmamak için bugünkü konuşmam bu kadar olacaktır. İnşallah gelecekte bu komisyon kurulur, yeni bir … (Alkışlar)

BAŞKAN- Teşekkür ederim.

Sayın Sahir Bafra; buyurun.

Av. SAHİR BAFRA- Değerli arkadaşlarım, konuşmamın sonunda hepinizin hoşuna gidecek bir açıklamada bulunacağım, onu sona saklıyorum.

Sevgili Zeki Yıldan bana 2001 yılında bana dedi ki “Sahir’ciğim, gel, bu toplantılarda o kadar güzel konuşmalar oluyor ki, yeniden o güzel konuşmalara tanık oluyoruz” dedi.

İki kişinin konuşmasından bahsedeceğim, sevgili Nizar’ın bu binanın tedarikiyle ilgili benim bilgim çok yaygın, psikiyatriyle de meşgul oluyorum. Songar’ın şöyle kalın, kütük gibi kitabını aldım, okudum, “debilite” maddesinde diyor ki ahmak “ezberleme hipertropisi sayesinde fazla da zorluk çekmeden bir yüksekokulu bitir. Bunlar sadakatleriyle, formalist tabiatları itibariyle amirlerinin gözüne de batmazlar, onlara yarandıkları için önemli mevkilere gelirler. Önemli mevkilere geldiklerinde büyüyüp sorunlar yaratırlar” Bu binanın alınması 5’e karşı 6 oyla alınmış, bu debilite kavramının tecelli ettiği o dağı takdirlerinize sunuyorum.

İkincisi, bir arkadaşımız kutsallık fikrinden bahsetti. Ben Yargı Reformu Komisyonu Raporunda kutsallık fikrini reddetmememiz gerektiğini söyledim. Kutsallık fikrinin arkasında daima bir yalan ve istismar olduğunu söyledim. Arkadaşıma teşekkür ediyorum, demek ki bu bilinç yavaş yavaş gelişiyor.

Şimdi heyetinize bir soru tevcih edeceğim. Fuji Dağı’nı nasıl taşırsınız? Bunu yargı ve meslek sorunlarının azametini ifade için söylemiyorum, öyle söyleyecek olsam Himalayalar’dan bahsedeceğim. Mitrosoft mülakata kabul edilen çok kıymetli müracaatçılarına -ki dolar milyoneri oluyorlar bunlar-  5-6 saatlik mülakatında böyle bir soru da sormuş: Fuji Dağı’nın nasıl taşırsınız?  Sorulardan biri de şu: Bütün dünyada kaç tane piyano akortçusu var? Bir soru da şu: Amerika Birleşik Devletlerinde kaç tane benzin istasyonu var? Bu soruların cevabını o mülakat kitabında Orta Doğu’nun yayınlarında görüyoruz, ama ben heyetinize bir soru soracağım. Şimdi metni okuyorum müsaadenizle.

İki-üç gün önceki Radikal Gazetesinden bir kupür:  Diyanet İşleri 1 500 yeni kadro alıyor, Emniyet 7 000 kadro alıyor, 60 küsur kurumun kadroları var. Şimdi heyetinize soruyorum: Adalet Bakanlığı kaç kadro alıyor? Toplam kadroda 48 000 yeni dönemde.  Adalet Bakanlığına kaç kadro veriyorlar? Bilen söylemesin lütfen, yani kupürü okuyan söylemesin. Fuji Dağı’nı ne kadar zamanda taşırsınız? Dünyada kaç tane piyano akortçusu var? 

Arkadaşlar, 5 kadro alınıyor. Benim kâtibim 90’lı yıllarda birincilikle kazandı Adliye imtihanını, iki sene ben bunun tayinini yaptıramadım. Kalemlerde mübaşir yok, kâtipler yok. Arkadaşlarım, yaşadığımız perişanlık -affınıza sığınarak söylüyorum- rezillikler sebebiyle kıyameti koparmamız, Meclisi basmamız lazım.  Yarım saatlik bir iş için 7-8 kere adliyeye gidiyoruz. Noter senedi götürüyoruz, dava 4 sene sürüyor. Müvekkil diyor ki “Bu Sahir Beyde de bir şey yokmuş. -“şey” yerine istediğiniz kelimeyi koyun-  Belki bizi satmamıştır” Ama bilmiyor bizim nasıl çırpındığımızı. Bize geliyor müvekkiller diyorlar ki “avukat beni sattı”  Gidip bakıyoruz adam zavallı yahu, çırpınmış, ölmüş, mesafe alamıyor, ama müvekkil haksız değil, mazur, bilmiyor bu işlerin bu  kadar sarpa sardığını.

Yine gündem maddesiyle ilgili olarak problemimiz nedir? Baroların bugünkü örgütü demodedir, yani ihtiyacı, ihticaca sarih değildir. Beyoğlu’nda bir rafta 11 kişi haftada bir gün 3-5 saat toplanacak, 20 000 avukatın, 15 milyon insanın vekâleti cebinde uluslararası faaliyetlerin içinde bulunan kahramanların problemlerini çözecek. Kendi problemleri var, onları çözebiliyorlar mı? Nasıl seçiliyorlar, hangi kıratta arkadaşlar o mevkilere gelebiliyor ve bu işin üstesinden nasıl geleceklerdir?

Örgütün mutlaka ağır ceza teşkilatı olan 7 bölgede baroların teşkil edilmesi lazımdır. Bu barolar kongrelerini yapacaklar, delegelerini gönderecekler, delege sayısı 600’ü geçmeyecek, bunlar il barosunu teşkil edecek. Başkan, yönetim kurulu teşkil edilecek, yönetim kurulu en az 25 kişi olacak. Başkanlık Divanı kongrenin tayin ettiği ücreti alacak -Ömer Bey söyledi- bu savcının kıdemindeki hâkim ve savcının maaşından az olmayacak, Başkanlık Divanı münhasıran sayiini Baroya tahsis edecek, ancak o zaman ve belki bu 36 ilçede, adliyede bilmem kaç on binada bu problemler belki o zaman çözülür. Onun için baro, baro olmazsa efkârıumumiye avukatı itibariyle tanımaz. Niye tanısın? Noter senedini verip 4 sene bir iş yapamayan, sonuç alamayan bir avukatın nasıl itibarı olur? İtibar fonksiyonun bir sonucudur, işin bir sonucudur.

Değerli arkadaşlarım, şimdi açıklamama geliyorum. Açıklamama gelmeden evvel de müsaadenizle bir not okuyacağım. Biliyorsunuz dün Barolar Birliği delegasyonu seçimi yapıldı. Bu seçimde 61 değerli delege oy kullandı, iki değerli arkadaşımız Yönetim Kurulu, bir değerli arkadaşımız Disiplini ve Denetleme Kurulunu kazandılar. Bendeniz de o çalışmaya katıldım, 1’i kendime ait olmak üzere 3 oy aldım, 61 meslektaşımız da 2 oy aldılar. Delege arkadaşların bir kısmına çok kısa bir faks göndermiştim, onu okuyacağım, sonra arz edeceğim.

“Aziz meslektaş,

Meslek ve yargı sorunları artarak katlanılmaz suretle kötüleşiyor. Giderek ağır etik problemler baş gösterecektir. -bunu göreceğiz arkadaşlar. Yani bu iş bu kadar sarpa saracak, bir çamurda, kumda gemi yürütmeye çalışıyoruz, unu istihap edecek su yok. Bizim işyerlerimiz adliyeler Yargıtay da dökülüyor- Geçmiş baro yönetimleri -dipnotunda İstanbul Barosunun bugünkü durumu için de not var, onu da okuyacağım- meslek ve yargı sorunlarına ciddi, tutarlı bir mücadele fikri ve ruhuyla yaklaşamamışlardır. İdareyi maslahatçılık -yani alelumum işlerle uğraşmak- eyyamcılık, günü gün etmek ve politikayla baroyu ve meslek camiasının mevcut itibar ve enerjisini çarçur etmişlerdir. -o tabiri kullanıyorum. Ben iki yıl Yönetim Kurulunda bulundum. Müsaadenizle söylüyorum, biz de ona benzer şekilde yaptık bu işi-

Baroların seçimlerindeki özensizlik, demode örgüt yapıları, sorumsuzlukları ve meslek seçkinlerinin, güzidelerinin  -burada da gördüğümüz arkadaşların- barodan uzak durmaları ve büyük meslek camiasına -52 000 kişilik avukattan ve 15 000-20 000 kişilik İstanbul Barosundan bahsediyorum- içine düştüğü umutsuzluk ve atalet, eylemsizlik sebebiyle bu kötü gidiş devam etmektedir. Bugün de devam etmektedir.

Ülkenin bütün imkân ve kaynaklarına el koyan bir avuç politik oligarşi -bunlar 10 000 kişidirler, belediyeler, Bakanlar Kurulu, Meclisler ve adamları olan bürokratlar-  tam bir yozluk ve keyfilikle gericilik, bölücülük ve yolsuzluklarını sürdürmekteler ve politik oligarşi yargı denetimi dışında kalabilmek amacıyla yargıya karşı daima bilinçli ihmal ve ihanetler içinde olmuşlardır.”

Değerli arkadaşlarım, 1990 yılında Fransa’da Adalet Bakanlığı bütçesinden defaten bunu söyledim, yüzde 1’lik bir kısıntı yapıldı, Fransa’da hâkimler, savcılar, gardiyanlar yollara döküldü. Hatırlayınız, bizim bütçemiz 50 yıl içerisinde 5 kat azaldı. Aynı dönemde Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesi 15’te 1’den geldi, Adalet Bakanlığı bütçesini geçti, şimdi kadro hareketini görüyorsunuz. Emniyet Genel Müdürlüğü bütçesi Adalet Bakanlığının bütçesinin yüzde 80’inden 3 katına çıktı. Yani devlet problemleri çözmek için hukuk tedbirlerine üfürüğü ve copu tercih etti daima. Bunun, bu gelişmelerin, bu mesleki gelişmelerin amili barolardır, yargı kuruluşlarıdır, yargı mensuplarıdır. Kimsenin yanına bırakmazlar bunu.

“Barolar Birliği, barolar, sahip oldukları büyük güç ve rollerin bilincinde olamamışlardır. -Barolar Birliği de dahildir buna arkadaşlar- 25 yaş, 30 yaş, 35 yaş, 40 yaş ve 50 yaş plaketleri verildi bu sene. Barolar Birliğinin Değerli Başkanı geldi. 40 ve 50 yaş meslektaşlarımıza onları ağırlayıcı güzel hitapta bulundu “üstatlarım” diye. Güzel, iki-üç cümleden sonra Irak’taki saldırıdan bahsetti. Amerika’ya kokozlanmak kolay, senin meslektaşın duruşma kapısında 4,5 saat bekliyor, tuvalete gidemiyor tutuklu ne zaman gelecek diye. Sen onun için ne yapıyorsun? Amerika’ya kokozlanıyorsun. Meslektaşlarının saadeti için, iş kalitesi için, yaşam kalitesi için ne yapıyorsun? (Alkışlar)

Bilincinde olamamışlardır, gerekli demokratik mücadele refleksini gösterememişlerdir. Fikirden, idealden, cesaretten yoksun bu yönetimler, yani bizim yönetimimiz, Barolar Birliği yönetimleri ve diğer baro yönetimleri, meslek ve yargı sorunlarının bu derece ağırlaşmasında başlıca amil olmuşlardır. Bunu göremiyorsak daha kötü, daha düşkün bir ahlaki bir fikri bozukluk içindeyiz, iddia ediyorum bunu.

Yargının uğradığı ihanetlere ve bugünkü perişan duruma düşmelerine hep seyirci kalmışlardır; bugün de seyirciler. İşte, kimsenin haberi var mı? 48 000 personel 5 tane Adalet Bakanlığına veriliyor. 1 500 üfürükçüye, 7 000 tane copçuya; hukuk yok.

Mesleğimiz ve ulusumuz Türk yargısının görevini yapamaz hale düşürülmüş olması sebebiyle ağır bedeller ödemiştir ve ödemeye devam etmektedir. Bizler de o bedeli meslektaş olarak ve yurttaş olarak ödüyoruz.

Geçen seçimle ilgili final cümlesini söylüyorum: “Türkiye Barolar Birliği Mayıs Genel Kurulunu bu kötü gidişi önlemek ve aşmak için ilk kez bir imkân ve fırsat olarak görmekteyiz.”  Bunu 45-50 arkadaşa gönderdim. Söylediğim gibi 2 oy aldım, saygılarımla diyorum, bitiriyorum.

Notu okuyorum: “İstanbul Barosunun bugünkü yönetimi geçmiş yönetimlere nazaran hayli başarılı olmakla beraber henüz beklenilen düzeye ulaşamamıştır.” Benim tahammül edebileceğim azami nezaket ve gücüm de budur. (Gülüşmeler)

Değerli arkadaşlarım, Sevgili Zeki beni anlıyor, ben yüzlerce gece uykusunu kaçıran ve adliyede bir haksızlığa, bir uyumsuzluğa, bir itiş kakışmaya maruz kaldığım zaman, meslektaşlarımı öyle gördüğüm zaman, onu yapana ödetene kadar günlerce uykularım kaçıyor. Binaenaleyh baroların ve Barolar Birliğinin anlaşılıyor ki, bundan sonra da gitmekte olduğu yöne karşı isyan ediyorum. Barolar Birliği Başkanlığına bağımsız aday oluyorum. (Alkışlar)

Bana kimseden oy vermesini beklemiyorum. Bana oy verecek kıratta bir meslek camiası olsaydı biz bu durumlara düşmezdik; haberiniz olsun düşmezdik.

Onun için hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN- Teşekkür ederiz.

Sayın Sami Akdağ, buyurun.

Av. SAMİ AKDAĞ- Değerli Divan Heyeti, değerli meslektaşlarım; Sahir Beyin bu ateşli konuşmasından sonra konuşmak biraz zor gelecek bana, ama 20 yıllık meslek hayatım boyunca biraz da dinlemekten doğan aşırı bir yorgunluğunuzun da olacağını düşünerek mizahi bir maddeden bahsetmek istiyorum.

20 yıllık meslek hayatım boyunca hep bu madde duruşmalara girerken aklıma gelmiştir.  Daha sonra Internette araştırırken bu husus madde olarak karşıma çıktı, yani madde daha sonra karşıma çıktı. Madde şu: “Madde 22.  Antik ya da muasır medeniyetlerde geçerli yegâne maddedir. Madde 22 her şey ya da hiçbir şeydir” Evet, sadece bir kurul vardı, biraz okumak zor oluyor. “Madde 22 bu maddeye göre aklı başında bir insanın yapması gereken tek şey, gerçek ve yakın tehlikeler karşısında kendi güvenliğiyle yakından ilgilenmesiydi. Ory deliydi, şu halde yer görevine yerleştirilebilirdi. Bir tek şey yapması gerekiyordu: Böyle bir istekte bulunmak. Böyle bir istekte bulunduğu an, deliliği geçmiş olacak. Dolayısıyla görev uçuşuna çıkması gerekecekti. Oly, daha sık görev uçuşuna çıktığı takdirde deli, çıkmadığı takdirde akıllı olacaktı. Ama akıllıysa uçuşa çıkmak zorundaydı, eğer uçuyorsa deliydi ve uçmak zorunda değildi. Ama uçmak istemiyorsa akıllıydı ve uçmalıydı. Madde 22’in akıllara durgunluk verecek kadar basit bir madde olduğu böylece ortaya çıkıyordu”

Teşekkür ediyorum dinlediğiniz için. Ben mesleğimi adliyelerde yaparken kendime ait bulguları vereyim. O cüppeyi taşırken çok eziliyorum, çok üzülüyorum ve bu cüppeyle savunma yapmakta zorluk çekiyorum. Çünkü cüppenin meslek hayatımızda yerinin şekli ve görünen yüzünden daha fazla derin anlamları olduğunu düşünüyorum, hatta onun savunmanın, savunma mesleğinin bayrağı olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla onun başkaları üzerindeki duruşuyla, bizim üzerimizdeki duruşuyla, adliyede duruşmalardaki duruşuyla hepsiyle ilgilenir oldum artık. Duruşmalarda meslektaşlarımın cüppeyi giyerek, daha duruşmalarının sırası gelmediği halde sıra sıra duruşlarına üzülüyorum. Meslektaşlarımın cüppeleriyle sokaklarda dolaşmasına üzülüyorum. Meslektaşlarımın onu tuvalete giderken bile çıkarmak zahmetine katlanmadıklarını gördüğüm zaman çok üzülüyorum.

Lafımı çok uzatmak istemiyorum, dolayısıyla ben geçen Bölge Temsilcileri Toplantısında bu konuyu dile getirdiğim zaman, bunun sadece fiziksel boyutuyla değerlendirildiğini gördüm. Halbuki bence biz orada kaybediyoruz.  Mukadder Hanım burada mı bilmiyorum, baro odalarına bir yazı asılmasından bahsetmişti: “Avukatlar köle kullanmadılar, ama efendileri de olmadı” Hayır, biz köle kullanıyoruz, biz cüppelerimizi çok kötü bir şekilde kullandığımız için birtakım insanların bizim üzerimizde efendilik sağlamalarına da zemin hazırlıyoruz diye düşünüyorum.

Bugün bu konuyu dile getirmemin yeri olup olmadığı düşüncenize de bir açıklamada bulunmak, daha doğrusu bu konuda bir açılımda bulunmak adına şunu söylemek istiyorum: Avukatlık Yasasında 49. maddede, “avukatlar mahkemelerde Barolar Birliğinin belirlediği kılıkla çıkarlar” diyor.  Oradaki “mahkemeler” ifadesi yanlış, sadece ve sadece duruşmalarda ve o duruşmalarda cüppenin duruşma anında giyilip duruşma anında çıkarılması gerektiği düşüncesini taşıyorum. Belki bu söylediklerim siz meslektaşlarım için yeni bir düşünce olabilir. Ama cüppeyi bence diğer hâkimlerin, savcıların cüppeleriyle eşit konuma getirmenin ve cüppeyi anlamında ve yerinde kullanmanın başka bir yolu olmadığını düşünüyorum. Avukatlık Yasası, avukatların haklarını, sorumluluklarını düzenleyen bir yasa olduğuna göre, bu konunun Avukatlık Yasası içerisine bir formüle bağlanması düşüncesini taşıyorum.

Teşekkür ediyorum, sağ olun. (Alkışlar)

BAŞKAN- Sayın Sami Akdağ’a biz de teşekkür ediyoruz.

Buyurun Sayın Nezire Selçuk.

Av. NEZİRE SELÇUK- Değerli Divan, değerli üyeler; iyi günler diliyorum.

Arkadaşlar, benim görüşüm şu ki, bizler avukatlar olarak kendi haklarımızı savunmakta, başkalarının haklarını savunmaktan biraz daha aciz kalıyoruz, biraz daha noksanlarımız var. Şöyle ki: Benim dikkatimi çeken bazı hususlar var. Ben sadece değinilmeyen hususlara değinmeye çalışacağım ki, fazla vaktinizi almayayım.

Örneğin, biz yüzde 18 KDV ödüyoruz. Oysa savunma hakkı daha önceki konuşmacılardan birinin de belirttiği gibi önemli bir haktır; ekmek gibidir, su gibidir.  O halde KDV’nin mutlaka asgari düzeye indirilmesi gerekir ve bu konuda çaba sarf etmemiz gerekir. Peki, ne olmalıdır? Evet, yüzde 18’in yüzde 1’i KDV olabilir, aradaki fark da örneğin sosyal hak olarak, sosyal sigorta olarak, ikinci bir munzam emeklilik gibi meslektaşlarımıza ödenebilir diye düşünüyorum.

Ben emekliyim ve tam rakamını bilemiyorum, sanıyorum 400 milyon kadar bir emekli maaşı alıyorum. Bu çok komik bir rakamdır ve ben bu nedenle mesleğimi sürdürmek durumundayım. Ben arkadan gelen gençlerin önünü açamıyorum, çünkü kazandığım para geçimime yetmiyor. O halde bir munzam emeklilik sandığı düşünülebilir.

Arkadaşlar, biz işçi değiliz, bizim işverenimiz yok. Biz neden Sosyal Sigortalar Kurumuna tabi olalım ki? Yani olabiliriz, ama bunun dışında ek bir garantimiz olması gerekir ve bu konuda sanırım ki gecikmeden önlem alınması şarttır.

İkincisi arkadaşlar, emeklilerden sanıyorum yüzde 15 kesinti yapılıyor. Bu da iş kazası ve meslek hastalığı gideri olarak kesiliyor. Bizim iş kazası ve meslek hastalığımız var mıdır? Bu konudan bizler istifade ediyor muyuz? Bu konu da bence çok önemlidir ve üzerinde durulmalıdır.

Meslektaşlarımızın çoğu yeterli olarak mesleğe atılmıyorlar. Bu konu da çok önemlidir. Hukuk fakültelerinin açılışı konusunda da bizim Barolar Birliği olarak önlem alınmasını istememiz gerektiği kanaatindeyim. Son 10 yılda sanıyorum 35 hukuk fakültesi açıldı ve âdeta dikiş-nakış öğretilir gibi hukuk öğretiliyor. Bu konu bence çok önemlidir ve bu konunun da önemle göz önünde bulundurulması gerekir.

Arkadaşlar, bunun dışında ben ikinci büromu açamıyorum. Neden? Çünkü yasa bana izin vermiyor, ama Avrupa’daki, Amerika’daki hukukçu gelip burada mesleğini rahatlıkla icra ediyor. Ben Kıbrıslıyım aynı zamanda, çift vatandaşlıyım. “Büro açabilir miyim?” diye gittiğimde bana “yeniden staj yapmalısın ve 10 dersin sınavına girmelisin ve buraya yerleşmelisin” gibi birtakım şartlar öne sürüldü.  Eğer ki biz, uluslararası alanda diğer hukukçularla mücadele edebileceksek, edeceksek, o zaman bu yönde de Avukatlık Yasasının yeniden düzenlenmesi, yeni bir hüküm getirilmesi gerektiği kanaatindeyim. Ben eğer ki, Kıbrıs’ta avukatlık yaparsam buradaki durumum ne olur, burada yapabilir miyim?  Sanıyorum ki, bugünkü yasada bu konuda bir açıklık da yok. Bunlar son derece önemli konular bence.

Bunun dışında bir de benim özellikle dikkatimi çeken bir konu var. Herkes, her avukat, ben 1 milyar diyorum, bir başka avukat 200 diyor ya da 5 milyar diyor, ya da 15 milyar diyor, bence asgari ücret tarifesi mecburi hale getirilmelidir tıpkı muhasebecilerde olduğu gibi. Bugün muhasebeci diyor ki, “ben şunun altında alırsam sorumluğum vardır ve alamam” Niye biz bunu başaramıyoruz? Barolar Birliğinin ücret tarifesi yükseltilerek asgari ücret tarifesi mecburi hale getirilmelidir ve belki baronun daha etkin denetimi de sağlanabilir diye düşünüyorum. Tıpkı Avrupa ülkelerinde olduğu gibi, örneğin barolar kendi bünyelerinde bu konuyu denetleyecek birimler oluşturabilirler, belki vergi konusu yerinde kesintiyle yine barolarda çözümlenebilir.

Biz ücretlerimizi alabilmek için binbir dil döküyoruz. Aylarca ücretimizi alamadığımız oluyor. Bu konular bence bizim meslek açısından önemli sorunlarımızdır.

Mümkün olduğunca çok yaymamaya ve çok da uzatmamaya çalıştım. Bunların dikkate alınmasını öneriyor, iyi günler diliyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN- Biz de teşekkür ediyoruz.

Sayın Hüseyin Avni Durmuşoğlu, buyurun.

Av. HÜSEYİN AVNİ DURMUŞOĞLU- Teşekkür ederim Sayın Başkan. Çok sevgili Divan ve değerli meslektaşlarım; ben konuşmacı olarak huzurunuza gelen değerli avukat meslektaşlarım Mustafa Terzi, Ömer Yasa, Ozan Bengisu, Nizar Özkaya, Sahir Bafra, Sami Akdağ, Nezire Selçuk ve bende sonra konuşacak değerli Başkan Yardımcımız Filiz Saraçoğlu ve Avukat Hüseyin Özbek Genel Sekreterimize şimdiden teşekkür ediyorum. Buraya gelip az da olsa bir cümleyle dahi katkıda bulunmayı çok değerli mesleğimiz için çok önemli görüyorum. Onun için hakikaten burada bulunan arkadaşlarımın hazır olarak dinlenilmesinden de son derece memnunum, katılımcı olmalarından da memnunum, çok da teşekkür ediyorum.

Değerli arkadaşlar, evvela yapılacak değişiklikler konusunda bir diyeceğimiz yok, biz de izah ettik. Zamanın elverdiği ölçüde kısa kesmeye çalışarak bahsettik, ama sanıyorum Internette de bulmak imkânına sahip olacaksınız. Fakat bunun dışında şu anda halen mevzuattaki hükümlerle beraber sorumlu olduğumuza göre ve bu değişiklikler 1 veya 2 yıl gibi zaman alacağına göre bu 1 veya 2 yıllık bir zaman içinde aynı mevzuatı kullandığımız için kendimize bu mevzuata uygun hale getirmeliyiz. Yani kendimizi silkeleyip toparlamamız lazım arkadaşlar.

Şöyle: Baro Yönetim Kurulu soruşturma yapıyor, kovuşturmayı Disiplin Kuruluna gönderiyor. Arkadaşlar, aşağı yukarı adli tatil sonuna kadar 50 gün baroda duruşma ve tetkikat yapmak zorundayız, en azından 35-40 dosya ve bunları bürolarımızda ve evlerimizde incelemek zorundayız. Bunlar giderek artıyor ve artacak. Benim çok değerli meslektaşlarımdan ve onların diğer meslektaşlarıma aktarım rolü oynayacağı, söyleyeceği, dikkatini çekeceği konulardan biri olmak üzere şunu söylüyorum: Biz bu kurallara uymak zorundayız, uygulamak zorundayız. Türkiye Barolar Birliği de, Disiplin Kurulu da bu kurallara uygun kararlar veriyorlar. O halde bizim için önemli olan bu kurallardır şimdi. Değişiklikleri hep beraber en iyi şekilde değerlendirelim, gündeme getirelim, yapalım, ama zaman alıcı bir konu. Benim sizden ricam, kurallara uymanızdır.

Kurallarla ilgili hazırlığımızda var, küçük bir listemizden birkaç yerleşik örneği de söyleyeceğim sayın meslektaşlarımı bilgilendirmek için. “Türkiye Barolar Birliği, meslek kuralları özü itibariyle Avukatlık Kanunun 34. maddesinden kaynaklanan ve avukatın yapmış olduğu görevin kutsallığına yakışır” kanunda var ve böyledir. Tabii değiştirilir. Yakışır, özen, doğruluk, onur içinde yapmaları gerektiği ve buna bağlı olarak da avukatın unvanının saygı ve güveni doğuracak biçimde davranışlar göstermesi gerektiğini yasalaştırmıştır. Biz bu hükümle bağlıyız. Ama meslek kurallarını uygularken, ama 1136 sayılı Yasanın kriterlerini uygularken esas aldığımız nokta budur. Mecburuz, kanun böyle, biz de uymak zorundayız.

Bu bakımdan avukatın özellikle meslek kurallarına riayet etmesi halinde hem kendisine hem mesleğine karşı hem müvekkillerine karşı mesleğin aleyhine çalışanlara karşı da, diğer insanlara karşı da güvenceyi temin etmesi gerekir. Başka yolu yok arkadaşlar.

Bu cümleden olarak “meslek kurallarının 36. maddesinde belirtilen avukatın anlaşmazlıkta taraflardan birine yardımda bulunmasını açıklaması olayında aynı iş, iddia ve savunmaları Türkiye Barolar Birliği Disiplin Kurulunca yerleşik olarak kabul edilen ve uygulanan esaslar dairesinde aşağıdaki gibi uygulama alanı bulmuştur.” Bunları okumak zorundayım, çünkü arkadaşlarım, hangisinin, niçin değişikliğini isterken bizim uyguladığımız, Barolar Birliğinin yerleşik haline getirdiği Disiplin Kurulunun kurallarını tam yerine oturtması gerektiği için söylemek zorundayım.

Örneğin, bir müvekkilinin daha önce yakınanlardan olan murisi bulunan kişinin vekâletini üstlenen avukat, o kişiyle yapmış olduğu edindiği bilgiler, verdiği hukuki yardımlar nazarı itibara alınarak daha sonra bu şahıs ölmüş olsa bile, o kişinin mirasçılarına karşı dava açması mümkün değildir. Mümkün değildir arkadaşlar, sırrı elde ettikten sonra geriye dönüşü mümkün değildir. Bu aynı iş, aynı dava değildir, mümkün de değildir. Zaten konuşmacılardan Yürütme Kurulundan Avukat arkadaşım Halik İnanıcı anlatırken bu konuları, söylediler, izah da ettiler. Biz bu sırları elde ettikten sonra süre koyalım, 2-3 yıl sonra geriye dönülebilsin hiç değilse dediler. Ama maalesef şimdiki kurallara göre bu sınırla bağlıyız. Buna dönen arkadaşlarımız varolduğu için söylüyorum ve dolayısıyla da arkadaşlarımız sıkıntıda kalıyorlar.

Mesleki çalışmasını, kamunun inancını ve mesleğe güvenini sağlayacak biçimde ve işini tam bir sadakatle yürütmekle sorumludur arkadaşlar. Hani böyle bir sorumluluk hiç kimsede yok, sadece avukatta var, müthiş bir sorumluluk. Bu durumun uygulamasına gelince, mesela icra müdürlüğünde yapılan takiplerde avukat, takip talebine tebliğ mazbatasına yanlış ve eksik adres yazması halinde avukata ceza vermek olanağı doğmaktadır. Ne kadar önemli bir şey. Yani avukat oraya uyduruk bir adres yazmak hakkına bile sahip değil, yapamaz. Özen, güven, sorumluluk getiren bir işi yapıyoruz çünkü.

Örneğin, bir ilamlı takipte avukat meslektaşımıza tebligat gönderilemez. Biz hem mesleğimize önem vermeliyiz, hem meslektaşlarımıza önem vermeliyiz arkadaşlar. Bunu verdiğimiz müddetçe varız. Birbirimizle dayanışma kurduğumuz müddetçe varız, yoksa çok sıkıntıdayız, yapamayız; yapamayız bu mesleği.

Yine mesela meslek kurallarımızın 5. ve 6. maddelerinde hepimizin bildiği hususlar var. Avukat, iddia ve savunmanın hukuki yönüyle ilgili olduğu kadar ve yazarken ve konuşurken de düşüncelerini olgun ve objektif biçimde açıklamalıdır. Bu temel bir nokta arkadaşlar, onun dışına çıkamazsınız. Avukat, hukuk dışı ifadelerde bulunmaktan, savunma sınırlarını aşabilecek eleştiri, meslektaşını kırıcı beyan, meslektaşını küstürecek davranış içerisinde bulunursa hemen kriterler gündeme gelir ve meslektaşlarımız zor durumda kalırlar.

Bir örnek, arkadaşımız dilekçesine yazmış “hileli, kötü niyetli işlemler yapmıştır. Benden 2 yıl kıdemli, türlü hileler yapmasına ve benim iyi niyetimi suiistimal eden bir meslektaş olan ve bana ahlak dersi vermeye çalışan birinin yanlış üstü yanlışlarını ibretle izliyorum. Mahkemece bu enteresanlığın atlanması, göz yumulması” gibi ifadeler arkadaşlar.  Böyle dilekçe yazmak hakkına sahip değiliz. Biraz evvel meslektaşlarım da konuştular, tamam mahkemede hukukla ilgili her şeyi söylemek hakkımız var, ama biz mahkemede meslektaşlarımızı karşımıza hasım olarak alırsak, mahkemeyi de karşımıza hasım olarak alırsak, gördüğünüz gibi kurallar hep aleyhimize çalışır ve biz, bizim aramızda hem iletişim hem de dayanışma kopar.

Onun için çok değerli meslektaşlarımdan şunu rica ediyorum. Sahir Beye cevap vereceğim, soruları da güzeldi. Ama benim rica ettiğim husus şudur: Lütfen meslek kurallarını okuyun, yani okumak hakikaten güzel bir şey. Tartışın, tartışalım, ama istirham ediyorum, lütfen bunların çerçevesi içinde hazırlık yapın, elbirliğiyle gayret edelim ve 1136 sayılı Yasadaki değişiklikle düzenli bir hale getirelim değerli meslektaşlarım.

Aşağı yukarı 1,5-2 yıl önce bir arabayla süratle Ümitköy istikametine gidiyordum. Sol tarafta kale gibi bir yer gördüm, hem yoluma dikkat ediyorum, hem oraya bakıyorum. Baktım, Diyanet İşleri Başkanlığı diye bir tabela var arkadaşlar. 120 km süratle giderken 3 dakikada geçtim orayı. 1 500 kişi daha almışlar, 7 000 kişi daha alırlar; alırlar arkadaşlar.

Lütfen istirham ediyorum, vesayeti şu andaki çalışmalarımızla kaldıramayabiliriz arkadaşlar, ama vesayeti bir şekilde azaltma noktasına getirebiliriz. Daha ilerideki noktalardaki atılımlarda da o vesayeti aşmak durumunda kalırsak meselemizi çözeriz. Türkiye’de Hâkimler ve Savcılar Kurulu vesayet altındayken biz avukatlara bu imkânı tanımazlar gibi geliyor bana. Ama bizim işimiz mücadele etmek. Onlar mücadele eder veya etmez, ama biz yargının rüknü olarak, kurucu unsuru olarak mücadele etmek zorundayız.

Yaşayan hayattan iki nokta: Bunlardan biri Makine Mühendisi Mustafa Asar, kendisi Türkiye Mimar ve Mühendis Odaları Birliği Yüksek Onur Kurulu Üyesi. Şikâyet etmiş. “Biz bu dosyayla siz hukuk insanlarından, kaynağından kararı sonuçlandırmak için sürenin önemli olmadığını öğrendik.” Bir karar vermek için sizin için önemli değilmiş diyor. “Kendi kurumumun Disiplin Kuruluna çağrılan kurum üyesinin bu kurula gelmemesinin önemli olmadığını öğrendim” diyor. Tabii o kendi değerlendirmelerini kendilerine bırakıyorum, ama burada bir şey söylemek istiyorum. Türkiye Mimar ve Mühendis Odaları Birliği, TMMOB Yüksek Onur Kurulu Üyesi. Unvanlarına bakıyor musunuz arkadaşlar, yani o unvanları dağları deler zaten. 19 ay gibi bir zamanda karar verilmiş, bunun için de sitem dolu bir mektup. “Teşekkür ederim, ama bir daha şartlar ne olursa olsun kurumunuzun karşısına gelmek istemiyorum” diyor arkadaş.

Başka biri diyor ki “rica edemezsin benden” diyor. Biz de ona yazdık “biz yargının kurucu rüknüyüz -öyle yazdığı için öyle yazdık biz de tabii- Yukarıdaki ilgide belirtilen yazınızdaki ‘rica’  kelimesi hiçbir hiyerarşik düzeni yansıtmayan, direktif içeriği bulunmayan, sadece nezaket ifade eden bir sözcüktür. Bu sebeple rica sözcüğünün ekinde çoğul kullanılmak suretiyle “ederiz” kelimesi yazılarımızda ikinci kez nezaketli bir davranış içinde bulunulmaktadır. İstanbul Barosu ve İstanbul Barosunun Disiplin Kurulu Başkanlığı herhangi bir askeri düzen içinde yer almamakta olduğu gibi bürokrasi içinde de bir kuruluş değildir. Bu nedenle yazışmalarımızda ast-üst ilişkisi gözetmeksizin bir direktif ya da talimat vermek düşüncesi taşımadan istediğini açıkça ve kibarca “rica” sözcüğüyle bildirerek gerçekleştirmekteyiz. Ayrıca “ederiz” şeklindeki çoğul ifadesiyle de ikinci kez nezaketli bir davranış içinde talep ifade etmekte ve cevap vermekteyiz.”

Yani zor bir iş yapmaya gayret ediyoruz. Bizim sizden, çok değerli meslektaşlarımızdan ricamız, yasalardaki değişiklikleri yerine getirene kadar lütfen istirham ediyorum, kurallar devam ediyor, bu kurallarda herhangi bir esneklik yok. Biz zor durumda kalıyoruz.

Sizlere esenlikli ve mutlu günler diliyorum, bu yarışmada başarılar diliyorum, hepinizin arasında en güzel ve en temenni ettiğimiz noktanın dayanışma olmasını diliyorum, sevgi ve saygılarımı sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN- Değerli Başkanımıza teşekkür ediyoruz.

Başkan Yardımcımız Sayın Filiz Saraç, buyurun

Av. FİLİZ SARAÇ (İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı)-  Değerli Divan, sayın meslektaşlarım; sizleri sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Saatlerdir süren toplantıda da her konuyu tek tek ele alarak, uzatarak daha fazla da sabrınızı taşırmak istemiyorum. Öncelikle bu yerin, bu salonun ilk toplantısı olduğunu ve böyle ilk toplantıda da sorunları tartışan, üreten kendi yasasını tartışan bir Baro Meclisi, yani Baro Meclisinden beklenilen hedefi gerçekleştiren nezih bir topluluğun inşallah deyim yerindeyse siftahıyla birlikte çok daha güzel toplantılara buranın vesile olmasını da diliyorum.

Nizar Beyin eleştirilerine aynen katılıyorum. Bu yer enstitü binası olarak daha önce satın alınmış. Yalnız enstitü yapılmasıyla ilgili genel kurul kararı idare mahkemesinde iptal edildi, “barolar enstitü işi yapamazlar” denildi. Biz aldığımız zaman buranın inşaatı da oldukça ileri seviyede, tamamlanmaya yakın bir seviyedeydi. Satışa da çıkardık kimse maliyet + yer bedeline değecek bir rakam teklif etmedi, daha doğrusu teklif dahi gelmedi, uzun süre satışta kaldı. Bunun üzerine bu yeri böyle kadük bırakmak yerine bitirmek ve kullanıma nasıl sunarız düşüncesiyle, alt katları kütüphane, öndeki binayı baro müzesi ve kafe şeklinde değerlendirmek ve burayı da toplantı salonu olarak yapabileceğimizin en rantablını yapmaya çalıştık bu binalar yönünden.

Avukatlık Yasa Tasarısıyla ilgili söylenilenlere, meslektaşlarımızın söylediklerine 63. maddeler, 75. maddeler, işleyişin içinde biri olarak pek çok söylenebilecek şeyler var, kendi adıma katılıp katılmadığım taraflar var, ekleyecek olduğum taraflar var. Ama bence bu maddeleri külliyen bir toplantıda tartışmak da imkân dahilinde değil. Ama bir şey yapmak lazım diye düşünüyorum. Bu yasayı masaya yatırmadan önce mesleğin geleceği, bulunduğu durum, ülkenin geçtiği süreç, hukuk fakültelerinin durumları, mezun sayıları gibi pek çok faktörün ortaya bilineniyle ve bilinmeyeniyle ortaya bir programın öngörü olarak öncelikle ortaya konulması ve hedeflerin belirlenmesi gerektiğini düşünüyorum.

Örnek, yabancı hukuk bürolarını tartıştık. Sanıyorum ki, salondaki hiç kimse gelsin, yabancı hukuk büroları bizim ekmeğimizi elimizden alsın istemez. Ama bir gerçeklik de bize dayatılıyor. Bir Avrupa Birliği sürecidir gidiyor, serbest dolaşımlardan bahsediliyor. Yabancı hukuk bürolarının yetkileri sadece yabancı hukuk ve danışmanlıkla sınırlı, ama bizim avukatımız reklam yasaklarına tabiyken onları araştırdığınızda sahibi Amerika’da çıkıyor, burada Türk avukatı da SSK’lı çalıştırıyor çıkıyor, bir şey yapamıyorsunuz. Yani bunları tartışırken “hayır, kesinlikle gelmesinler” deyince ülkenin geldiği süreçte bir dayatma olarak size, siz Türk avukatların Avrupa’da, Avrupalı avukatların burada doğrudan davalara girecek şekilde gelmeleri konusu dayatıldığı zaman “istemeyiz” demek kâfi olacak mı? Yani öncelikle geleceğin bize ne getireceğini, nelere direnebileceğimizi çok net ortaya koymak ihtiyacımız var diye düşünüyorum.

1924-1938-1969 şu andaki Avukatlık Yasası ve 2001 değişiklikleri var. Bunların hepsinde ana hedef mesleğin saygınlığını korumak, mesleki dayanışmayı korumak olmuş. 1924’te Muhammat Kanunu olarak çıktığı zaman, anlamını çok sevdiğim bir kelime olduğu için bu amacı görülmesi için hep tekrarlamak isterim. 1924’teki yasada avukatın adı “muhami” Bu Arapça kelimeyi mi seviyoruz? Hayır, ama anlamı kol-kanat geren, şefkat gösteren demektir. Avukatlık mesleğini 1938’de hukuk fakültesi mezununun avukat olabileceğini dayattıkları zaman Meclis günlerce “ne münasebet avukatlık nedir ki, avukat hukuk fakültesi gibi bir fakülteden mezun olsun, bir fakülte mezuniyeti öngörülsün gibi”  tartışmış.

Bunları ve bu tarihleri şunun için söyledim: Demek ki Avukatlık Yasasının çıkış yoluyla, yasalarının çıkış yoluyla geldiği nokta nasıl meslek açısından büyük bir ilerlemeyse, bizim getirecek olduğumuz tasarıda da mesleğin yetkilerinin, disiplinin, saygınlığının daha da ileri bir noktaya taşınmasının çerçevesini çizmek ve ortaya koymak zorundayız.

Bir de Avukatlık Yasasının bağlantılı bulunduğu yasalar vardır. Örnek geldiği için söylüyorum, kimlikle ilgili yasada avukatlık kimliği sayılmamış, ama Avukatlık Yasası sonraki tarihli olduğu için elbette ki, avukat kimliği resmi nitelikte, ama bankadaki memura siz sonraki tarihli, önceki tarihli yasaları falan anlatamazsınız. Onun için yasa değiştirirken bunun yanında nerelerde düzeltme yapılması gerektiğini de yanında getirmeniz gerekiyor. 1958 tarihli Baro Yardımlaşma Sandığını hâlâ kullanıyoruz. Sağlık sigortası çalışmalarını yaparken sandıktan faydalanalım dedik, külliyen sandık kanununun değiştirilmesi gerektiği noktasına geldik, bir de baktık, yapılanmaya gireceksiniz, maddelere gireceksiniz, yani yasa yaparken onun bağlantılı bulunduğu her şeyi de dikkate almak zorundayız.

Ben bazı noktalar saymak istiyorum: 1. Saygınlık. 2. Mesleği disiplin altına almak, 3. İşte bu daha da öne çıkmalı yasamızda; meslektaşlar arası dayanışma, 4. Mesleğin gelişimi. Bunları yaparken de popülist olmayacağız. Bugün Fransa’da Staj Eğitim Merkezine girerken sınavdan geçiyorlar. Bizim gibi hâkim savcı olamayan avukat olabiliyor değil, avukat olamayan hâkim ve savcılık yapıyor.  Bunları göz önüne almadan, dikkate almadan “biz saygınız, biz önemliyiz” derken korkusuzca kendi kurallarımızı da tartışmak zorundayız. Daha bilgili, daha nitelikli, daha kaliteli bir hale gelmenin, zaten kaliteliyiz, daha da iyisini yakalamanın yolu nasıl olmalı? Bunları yaparken de cesurca popülist olmadan tartışmak zorundayız.

Yazılı bir yasadan bahsediyoruz hep. Yazılı yasayla uğraşıyoruz şu anda. Bir de yazılmayan bir avukatlık hukuku üstünde kafa yormak zorundayız. Meslektaşlar arasında dayanışma bu yazısız hukukun içinde yine olmalıdır. Bilgili avukat olmak, avukatlık hukukunun içinde yazısız hukukta yine olmalı. Meslek etiğine bağlı olmak işte o yazısız avukatlık yasasında yine olmalı.

Yine deminki Fransa örneği olduğu için sadece onu örnek verdim. Yılbaşındaki yasaların da meslekiçi eğitim seminerlerinden geçmeyen avukatların levhadan silinmesi için yasa tasarısı hazırlamakla uğraşıyorlardı 2004 yılında.

Bölgesel yapısallıkta hiç tartışmaya gerek yok. Disiplin Kurulundaki arkadaşlarımız haklı şekilde yüklerinden bahsediyorlar, çünkü 5 kişiler. 10 disiplin soruşturmasından ancak 1’i kovuşturmaya dönüşüyor ve 10 dosyaya bakan da 10 kişilik Disiplin Kurulu. Biz bunun yanı sıra daha çok çalışıyoruz falan değil, bakın yanlış anlaşılmasın, durumun vahameti anlaşılsın diye söylüyorum.

Bir de yasa yapılırken tek tek maddeler tartışılacak, o maddelerle -konuyla bağlantılı diye söylüyorum- yazışmalardan birtakım sorun saptamada İstanbul Barosu bulunmaz bir örnek. Genel Sekreterliğini yapan biri olarak yılda 30  000 evrak baktığınız zaman bu yasaların nerede, ne gibi aksamalara neden olduğunun en iyi anketini İstanbul Barosu evraklarından değil Türkiye, değil İstanbul, dünya ölçeğinde görmeniz mümkün oluyor zaten. Dolayısıyla Avukatlık Yasasını tartışırken 1. madde, 2. madde, 3. maddeyle ilgili Baroya intikal eden, sonuçlanan, yapılan işler, yazışmalar gibi her şeyin tek tek tetkikinin gerektiği kanısındayım.

Bu toplantıyı çok güzel, nezih bir beyin fırtınası olarak değerlendiriyorum kendi adıma. Bundan sonrasında bir de bölgesel güçlendirme şart bunları başarabilmek için. Şikâyet ederek, “efendim, biz 10 kişiyiz, biz 5 kişiyiz” diyerek barosuyla ilgili avukat da yaratmak lazım. Geçen sene sanat müziği korosuna girmek istiyor meslektaşım, “Filiz gireceğim, ne kadar ücret veriyorsunuz?” dedi. “Baro Başkanımızla aynı ücreti alacaksınız” dedim. Gitmiş Baro Başkanına “ayıp olmuyor mu sizinle aynı ücreti alıyorum” demiş. Şimdi bu bizim kabahatimiz, demek ki meslektaşı baroda ne yapıldığıyla ilgili kılamıyoruz.  Demek ki bundan sonra Baro Meclis Divanımızdan benim kendi adıma beklediğim, bu maddeleri her gündeminde belli sayılarla komisyona havale değil de, belki o komisyona ihtiyaç var, ama tartışmaya açmak, donelerle, verilerle tartıştırmak, böyle yasa yoksa, bir de gelecek toplantıda yaptığımız yasa, bugün bizim Meclistekilerin yaptığı yasalara benzer. Baroya gönderirler derler ki, çıkış tarihinde 30 gündür dikkatinizi çekiyorum- bizim evrak girişimize kadar 10 günü geçmiştir, kala kala 7 gün kalmıştır, 300 küsur maddelik kanun tasarısı hakkında baro olarak görüşlerinizi bildirin, sonra da “danıştık” diye de her tarafta konuşurlar. Biz de bu alışkanlığın içerisine alışmış gibi gözükerek öyle bir Avukatlık Yasası Tasarısı hazırlayıp hemen ortaya çıkarmak zorunda değiliz diye düşünüyorum. Üzerinde tartışarak, bu tartışmayı gerekirse yıllandırarak çok doğru ve bir daha 69’un içinde 2001’i parantez içinde görmeyeceğimiz değişiklikler yapmamız gerektiğini, külliyen değiştirmemiz gerektiğini düşünüyorum, teşekkür ediyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN- Sayın Başkan Yardımcımız Filiz Saraç’a biz de teşekkür ediyoruz. Zaten cevap vermek anlamında değil, ama geçenki, bir önceki Genel Kurulda bize görev olarak verildi. Bu bir başlangıç zaten, onu baştan da söyledik. Kurulacak komisyon da şu işlevi yapacak: Tek başına karar vermeyecek, aynı madde üzerindeki değişik görüşleri dijital ortamda bir araya getirip benzeşen ve aykırı yönlerini tespit edecek, redaksiyonunu yaparak yeniden belki bir sonraki Meclis toplantısına değil de, daha sonraki Meclis toplantısına getirecek.

Baromuzun Genel Sekreteri Sayın Hüseyin Özbek, buyurun.

Av. HÜSEYİN ÖZBEK (İstanbul Barosu Genel Sekreteri)- Sayın Divan, değerli arkadaşlarım; günün ilerleyen günün bu saatinde biraz da oksijenin eksildiği bir saatte ben Sayın Barolar Birliği Başkanımızı da saygıyla selamlıyorum buradan. (Salondan “O daha aday” sesleri, alkışlar)

Tabii sorunlarımız çok yoğun. Çok yoğun sorunlar içinde belli saatler içinde burada hepsine hem çözüm bulmak, hepsini irdelemek de mümkün değil. Bırakın çözüm bulmayı, irdelemek bile mümkün değil. Onun için ben, bugünün çerçevesiyle sınırlı kalmak üzere sayın meslektaşımız Cihan Beyin değindiği yabancı hukuk bürolarıyla ilgili konuya bir boyut getirmek istiyorum.

Elbette bizim mesleki eksenimiz var; ulusal, toplumsal  ve uluslararası bir eksenimiz de var bir hukuk kurumu olarak. İstanbul Barosunun 20 000 civarındaki mensupları ve üyeleriyle ilgili sorunlarıyla ilgilenmek kadar ülkedeki çok saygın bir hukuk kurumu olarak, hukuksal gelişmeler, toplumsal gelişmeler, siyasal gelişmeler konusunda da görüş beyan etmek, cumhuriyetin kazanımları, çağdaşlık, hukukun üstünlüğü konularındaki ısrarlı mücadele geleneğine uygun olarak bundan sonraki süreçte de görüşlerini beyan etmesi, eleştiriler getirmesi kadar doğal bir şey olamaz.

Geçenlerde artık Mahmut Esat Bozkurt döneminin kapandığını, dolayısıyla cumhuriyet devrimlerinin heyecanının, cumhuriyet devrimlerinin simgesi olmuş bir büyük hukukçunun, bir anıt hukukçunun döneminin kapandığını vurgulayan çok önemli bir hukuk kurumunda önemli bir kamu görevi yapan bir şahsa, dolaylı ve son derece diplomatik bir cevap verdi İstanbul Barosu. Her sene bundan sonra hukuk mücadelesinde, toplumsal mücadelede önemli görevler yapmış bir saygın hukukçuya verilmek üzere Mahmut Esat Bozkurt ödülü ihdas etti ve bu ödül, eski Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu’na takdim edildi. Bu İstanbul Barosuna, İstanbul Barosunun birikimine ve saygınlığına yakışır bir dolaylı cevaptı, diplomatik cevaptı.

İstanbul Barosu bundan sonra da, cumhuriyete, ülke bütünlüğüne, Türkiye’nin üniter yapısına, cumhuriyetin kazanımlarına, laikliğe, demokratik sisteme yönelik her türlü tasalluta karşı gereken cevapları verecek, gereken mücadelede de bulunacaktır. Bunu özellikle vurgulamak istiyorum. Sanıyorum bugün elbette spesifik bir konu olduğu için bu boyut eksik kaldı, ben buna bir vurgu yapmak ihtiyacı hissettim İstanbul Barosu adına.

Çok kısa olarak yabancı hukuk bürolarına değinmek istiyorum. Tabii buna değinirken 1854’ü, 1856’yı, 1839’u çok kısa olarak hatırlamak lazım. Osmanlı Devleti 1856’da ilk defa borçlandı Kırım Savaşından sonra ve Islahat Fermanı ilan etti. 1867 Vilayet Nizamnamesini çıkardı, yargılama sistemini değiştirdi, ama bütün bu süreçler o zaman da Osmanlı kamuoyuna uyum diye takdim edildi, “Avrupalılaşıyoruz” denildi ve 1856 Islahat Fermanından sonra Avrupa’nın o zamanki büyük devletleri -ki şimdi de büyük devletleridir, Avrupa Birliğinin de patronlarıdır- “sizin coğrafi sınırlarınızı, siyasal sınırlarınızı ve Avrupa devletlerinin saygın bir ailesi olarak konumunuzu ve bundan sonraki yaşam güvencenizi biz garanti ediyoruz” dediler, ama 1856’dan 1875’e geldik, çok kısa bir süreçte, 19 yıl içinde Osmanlı maliyesi iflas etti, memorandum ilan etti, 1881’de Düyunu Umumiye kuruldu, Osmanlı maliyesine yabancılar el koydu. Ama bunlar hep kamuoyuna da uyum olarak takdim edildi. “ilerleme, gelişme, hukuksal gelişme, ekonomik gelişme ve medenileşme” olarak takdim edildi ve 1918’e geldik, Mondros Ateşkes Anlaşmasını imzaladık. Bizim ülke bütünlüğümüzü, siyasal bütünlüğümüzü garanti edenler akbaba gibi üşüştüler, bizi parçalamak istediler.

Böyle bir süreci yaşamış, böyle bir süreci geçirmiş bir ülkenin insanları olarak, bir ülkenin yurttaşları olarak yeniden bir şeylerle bize ekonomik vesayet ve siyasal vesayeti doğuracak Lozan’la kazanılmış hakları bile tartışılır hale getirecek, ülke bütünlüğünü tartışılır hale getirecek, Türkiye’nin güneydoğusuna farklı bir ad verecek ve “Fırat, Dicle ve GAP’ı siz yönetemezsiniz, siz beceriksizsiniz, uluslararası bir konsorsiyum yönetsin” diyebilecek kadar cesaret bulacak bu insanlar karşısında, bir kurum karşısında, devletler karşısında “efendim, siz nasıl tensip buyurursanız, nasıl uygun görürseniz” diyeceksiniz, kamuoyuna da dönüp çok başarılı işler yaptık, işler yolunda 3 Ekime her şey garanti, 17 Aralıkta da garantiydi”  Böyle bir ülkenin hukukçuları olarak, hem bireysel olarak, hem de kurumsal olarak bize bazı görevlerin düştüğünü düşünüyorum kendi adıma ve her gelişmeyi, atılan her imzayı, Türkiye’deki her yasal değişikliği, aliyülala çok iyi şeyler yaptık, bravo filan diye kendi kendimizi alkışlamak yerine biraz eleştirinin süzgecinden geçirmek gerektiğini de düşünüyorum; bunu da değerli arkadaşlarıma arz etmek istedim.

Yine yabancı hukuk kurumlarının, yabancı hukuk şirketlerinin Türkiye’deki fiili durumu, şu anda istihdam ettiği ve müstahdem mesabesinde kullandığı Türk meslektaşlarımız vasıtasıyla elde ettiği maddi kazanımlardan Cihan Bey bahsetti. Bunlar da bizi hem hukuk kurumu olarak, hem hukukçular olarak bir değerlendirmeye, düşünmeye ve irdelemeye sevk etmeli diye düşünüyorum.

Kamuoyuna reform, uyum olarak takdim edilenlerin de irdelenmesi gerektiğini düşünüyorum. Türkiye kendi iç dinamikleriyle, kendi işçi sınıfına göre, kendi müteşebbisine, işverenine göre, kendi köylüsüne ve tarımsal kesimine göre, ama kendi çıkarlarını düşünerek, kendi dinamiklerini düşünerek, kendi geleceğini düşünerek yasalar yaptığı zaman -cumhuriyetin ilk dönemleri gibi- o zaman elbetteki uluslararası ilişkiler, devletlerarası münasebetler reddedilemez, bu bir gerçektir, bir realitedir. Ama siz kendi dinamiklerinizle, yasal sisteminizi oluşturursanız, anayasal sistemini oluşturursanız, hukuku en üstün bir şekilde, insan haklarını hukukun üstünlüğüne uygun bir şekilde oluşturursanız hem müdahale etmek cesareti vermezsiniz, hem de ülke insanlarımızı layık olduğu şekilde son derece elverişli bir hukuksal sistem içinde yaşatmış olursunuz. Dolayısıyla dikte edilen değil, kendi dinamiklerimizle oluşturulan bir hukuk sistemi özlemiyle diyorum ve bilgilerinize bugünlerde yapılacak olan iki etkinliği sunmak istiyorum:

24 Nisan sözde Ermeni soykırımının tüm dünyada büyük bir yaygarayla ve şamatayla değerlendirildiği ve ulus bütünlüğümüzü de tartışılır hale getirerek, cumhuriyeti de tartışılır hale getirerek Lozan’da Sevr’de kapandığını düşündüğümüz bir sürece yeniden Türkiye’yi siyasal olarak sokmak girişimleri var. Bu anlamda da çok saygın iki kurumun etkinliği var. Elbette ki İstanbul Barosu da bu konuda bir etkinlik yapacak, bu sizin bilgilerinize sunulacaktır.

Bu etkinliklerden bir tanesi 18 Nisan 2005 tarihinde İstanbul Teknik Üniversitesi Maslak Kampusu Süleyman Demirel Kültür Merkezinde. Buradaki konuşmacılar Büyükelçi Şükrü Elekdağ, sanıyorum bir Alman profesör, Avusturyalı profesör ve Prof. Dr. Hikmet Özdemir. Birçok sivil toplum kuruluşu bunun organizasyonunda yer alıyor ve davetçileri de okuyorum kısaca: Prof. Dr. Aysel Ekşi, Prof. Dr. Bülent Berkarda, sivil toplum kuruluşları girişimi adına.

Bir diğer etkinlik de yarın 17 Nisanda saat 14.00’te AKM’de Orly katliamında Ermeni teröristlerin, ASALA’nın Orly’de yaptığı katliamda Türk tarafını savunan bir Fransız Avukat Cheurtum Holenir, Prof. Dr. Mümtaz Soysal, Prof. Dr. Turhan Yazgan’ın katılımcısı oldukları bir etkinlik var.

Bu arada tabii 17 Nisan Köy Enstitülerinin Kuruluş Yıldönümü. Türkiye’de aydınlanmanın, cumhuriyet devriminin heyecanını taşıyan öğretmen kuşakları ve eğitimciler yetiştiren bir tarih, simgesel ama çok önemli bir tarih; onu da vurgulamak istiyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN- Biz de Sayın Genel Sekreterimize teşekkür ediyoruz.



Gündem Maddesi 3: Avukatlık Yasası Değişiklik Önerilerinin Değerlendirilerek Yasalaşması İçin Gerekli Çalışmaların Yapılması Yönünde Tavsiye Kararı Alınması.

---- & ----

 

BAŞKAN- Gündemimizin 3. maddesi: Avukatlık Yasası Değişiklik Önerilerinin Değerlendirilerek Yasalaşması İçin Gerekli Çalışmaların Yapılması Yönünde Tavsiye Kararı Alınması. İşte değerlendirmek için öyle bir komisyonu öncelikle kurmak, daha doğrusu değerlendirmekten çok Baro yönetimine şu anki haliyle ileride değiştirmek ve geliştirmek kaydıyla sunabilmek için öyle bir komisyon kurulması, ardından da bunun yasalaşması için gerekli çalışmaların yapılması konusunda Meclisin Yönetim Kuruluna tavsiye kararını öneriyoruz. Zaten sanıyorum öyle bir karara da gerek yok. Baro yönetimimiz onu en iyi şekilde yasalaştırmak için elinden geleni yapacaktır Barolar Birliğiyle birlikte.

Önce isterseniz Komisyonu kuracağımız kesin, ama böyle bir tavsiye kararı alıyor muyuz arkadaşlar? Gündemde “Meclis tavsiye kararı alır” deniliyor ya, gündemin de hemen hemen en önemli tek maddesi bu olduğuna göre Baro Meclisi Avukatlık Yasasının değişmesi için gerekli çalışmaların yapılmasını istiyor.

Aksine bir görüş yoksa tutanaklara bu şekilde geçiyoruz: Avukatlık Yasası değişikliğinin hayata geçirilmesi için Yönetim Kuruluna tavsiye kararı alınması ve bu görüş ve önerilerin Yönetim Kuruluna sunulması kararlaştırılmıştır.

Gündemimizin 3. maddesinde bir de bu işi yapacak bir komisyon kurulması vardır. Ben şu ana kadar sözlü başvuran, “ben böyle bir redaksiyon komisyonunda olmak istiyorum” diyen arkadaşların isimlerini okuyorum:

Yayın Kurulundan Sayın Celal Ülgen, Mevzuat Araştırma Geliştirme Komisyonundan Sayın Başar Yatlı, SEM Yürütme Kurulundan Sayın Erdal Öner, Türkiye Barolar Birliği Delegesi Sayın Hilmi Hanta, Barolar Birliği Delegesi Sayın Ömer Yasa ve Sahir Bafra. Sahir Bey aynı zamanda bir yargı sorunlarıyla ilgili bir komisyonumuzun Başkanı. Sayın Nazan Moroğlu, Sayın Murat Bülent Hattatoğlu, Sayın Sami Akdağ.

SALONDAN- Sayın Başkanım, bir şey önereceğim. Herkes önerebilir, arkadaşlarını da önerebilir. Benim önermek istediğim husus şu: Değişik komisyonlardan ve merkezlerden, Avukatlık Yasasının kısmen, yani bütünlüğüyle ilgili değil de, kısmen özellikle önemli gördüğümüz noktalardaki değişikliğiyle ilgili öneriler geldi. Bu önerilerin içerisinde naif olan düşünceler vardır, birleşenler vardır, tamamıyla örtüşenler vardır. Anladığım kadarıyla kurulacak olan komisyona verilecek olan görev sunulan bütün bu önerilerden hangileri örtüşüyor, nerelerde farklılık var, örtüşenleri alacak veyahut bazı öneriler mesela tek gelmiştir, Mevzuat Araştırma Komisyonundan gelmiştir, başka önerilerin içerisinde yoktur, bütün bunlar toparlanacaktır. Bu bakımdan sayı 5’i geçmesin, bunun içerisinde benim olup olmamam önemli değil. Çalışabilmek için söylüyorum ben bunu. 30 kişi de olabiliriz, 40 kişi de olabiliriz, ben mümkünse sayı az olsun ve az sayıyla çalışalım, belli zaman içerisinde bunu bitirelim.

BAŞKAN- Arkadaşlar, şu anda okuduğum isimler 10 kişi oldu.

Haluk İnanıcı, Ozan Bengisu, Rezzan Akatay, Nezire Selçuk.

YASİN GÜLDAŞ-  Gerek arkadaşların, gerekse komisyonların hazırladıkları bu raporları hazırlayanlar bir araya gelsinler. O hazırlayanlar hazırladıkları bu maddelerin icabında açıklamalarını yapsınlar. Bu konuda bir ön çalışma yapılır ve bu ön çalışmadan sonra seçilecek olan 5 kişilik komisyona giderse, daha etkin bir çalışma olur fikrindeyim.

SALONDAN- Sayın Başkan, Yasin Bey kardeşimin söylediğine sadece bir ilave yapmak istiyorum. Bir alt komisyon olsun, sonra esas komisyona çıksın. Böylece kolay toparlarız.

BAŞKAN- Şu ana kadar 14 kişi oldu.  Şöyle bir şey yapabiliriz: Yani 14 kişinin her zaman bir araya gelip de toplanması fiilen olanaksızdır zaten, yani çok zor. Belki bir-iki toplantı olur, ama sonra zor olur toplanılması. Ancak şöyle bir şey yapabiliriz: Şu anda tayin edeceğimiz veya sonra belirleyeceğimiz bir günde bu 14 kişiyi toplarız, sonra 3 veya 5 kişilik iletişim ve redaksiyon komitesi gibi herkes görüşlerini onlara iletir, böylece katkıda bulunmak isteyen herkesi biz alt ve üst komisyon demeden bir komisyon oluşturalım, sonra o komisyon asıl sorumlusunu süreç içinde kendi içinden çıkarsın. O zaman sayının şu anda 15-16 olmasında mahzur yoktur.

Av. CİHAN YAMANER- Efendim, Yasin Beyin önerisi son derece doğrudur. Çünkü yapılmış olan çalışmaların üzerine bir şey inşa edilebilir, yeniden başlamaya gerek yok. Dolayısıyla her komisyondan bir temsilcinin katılmasıyla bir redaksiyon kurulu oluşturulur, ondan sonra bu sunulur; bu kadar basittir.

BAŞKAN- Arkadaşlar, hemen söyleyeyim: Yani birbirinden çok farklı şeyler değil. Zaten şu anda aday olanların hepsi aynı zamanda bir komisyonun temsilcisidirler. Bakarız, şu anda bulunmayan veya salonu terk eden herhangi bir komisyonun temsilcisi yoksa, onları da ilave ederiz. Yani teknik çalışmayı zaten bizim Bilişim Merkezimiz de yapabiliriz. Yani 1. maddeyle ilgili kim öneride bulunmuşsa, konuşmalar dahil onları bir araya getirir, sonra komisyon üyelerine dağıtır. Buradan katılmak isteyenleri de sırf daha önce yazılı öneri vermedi diye kısıtlamak da doğru olmayabilir.

Av. NEZİRE SELÇUK- Sayın Başkanım, bu çalışmadan geç haberdar olduk. Bu nedenle de bir rapor hazırlayamadık, bir çalışma yapamadık. Ancak, bu demek değildir ki yeni şeyler söyleyemeyiz ve yeni taleplerimiz olamaz. Yani yasayla sadece yasa üzerinde çalışmanın da yeterli olmadığı kanaatindeyim. Nitekim benim önerilerim sanıyorum ki, yasada yok, ama ilave edilebilecek hususlar. Bu nedenle de, bu çalışmanın 3-5 kişiyle sınırlandırılmasını ben çok doğru bulmuyorum.

BAŞKAN- Evet, şimdi bazı komisyonlardan birkaç kişi oldu zaten şu anda.

Buyurun Nazan Hanım.

Av. NAZAN MOROĞLU- Zannediyorum 12 veya 14 kişi olduk. Hemen önümüzdeki hafta bu 14 kişinin bir araya gelmesini öneriyorum. Daha sonra gerçekten üretime yönelik bir çalışmada daha küçük bir kadronun çalışması amaca uygun olacaktır. Ama aldığımız notlar var, gözden geçirdiğimiz yabancı avukatlık yasaları var. Bunlarla ilgili de görüş verilir. Mesela, baro seçimlerinin iki yılda bir değil, üç yılda bir önerisi var ya da staj eğitimi konusunda farklı öneriler var. Bunlarla ilgili bir beyin fırtınası daha yapılır ve bundan sonra küçük bir kadroyla çalışmalar sürdürülür.

BAŞKAN- O zaman arkadaşlar, gelecek hafta demeyelim, bir sonraki hafta diyelim. Nedeni de şu: Bu tutanakların ortalama bir haftada çözümü yapılıyor. İlk toplantıda size bütün bu verilenlerden almayan arkadaşlar için yazılı önerileri verelim. Bir de bugünkü konuşmaların da tutanaklarını verelim ve ondan sonra belki yöntem orada tabii belirlenir, herkes onu alır, bir hafta ya da on gün sonra tekrar inceleyerek gelirler. İlkini biz organize edelim, bizim hazırlıklarımız tamam olunca davet edelim, sonrasını da komisyon kendi yürütsün.

Gündemimizde görüşülecek bir madde kaldı, daha sonra da değerli iki komisyon başkanımıza söz vereceğiz.

Gelecek Genel Kurulun gündemini biz Başkanlık Divanı olarak Avukatlık Yasasını sürekli tartışacağız, sadece bu zeminde tartışmayacağız herhalde. Üniversitelerle tartışacağız, başka ortamlarda tartışılacak, yani Baro Meclisini sadece Avukatlık Yasasını tartışan teknik bir kurul gibi de düşünmemek gerekir bence. Sayın Disiplin Kurulu Başkanımızın ve değerli diğer konuşmacıların söylediği, Avukat Hakları Merkezi Sözcüsünün söylediği gibi, sizin söylediğiniz gibi İstanbul’daki avukatın saatlerce duruşma saati bekleme sorunundan başlayarak birebir yaşadığı, belki yasal değişiklik gerekmeden derhal çözülebilecek iyi bir örgütlenmeyle, bölge temsilcilerini iyi harekete geçirerek, komisyon ve merkezlerin gücünü, enerjisini harekete geçirerek çözebileceği hususlar vardır.  O nedenle eğer uygun görülürse Baro Meclisi Yönerge Değişikliğinin bir alt çalışma yapıldıktan sonra ele alalım.

Gelecek toplantımızı da münhasıran meslek sorunlarımızı tartışacağımız bir gündemle sınırlayalım. Tabii bu arada Avukatlık Yasasıyla ilgili olarak arkadaşlarımızın hazırlığı bir noktaya gelirse, onu da incelemek ve değerlendirmek üzere dağıtırız.

SALONDAN- Ayrıca bunun içerisinde tartışalım.

BAŞKAN- Yok yok, tartışmayacağız,  gerek görülürse başka bir zaman tartışacağız.

O zaman arkadaşlar, uygun görülüyorsa gelecek toplantıda meslek sorunlarını tartışacağız. Onun için de meslek sorunlarıyla ilgisi olduğunu düşündüğümüz konuları ele alacağız. Niye diğer komisyonların haberi olmadı? Tabii böyle bir çalışmayı biz de Meclis olarak ilk kez yaptık. Yani biz ön çalışmalar yapıp da sizi toplantıya çağırıyorduk daha önce. Biz de öğrendik bir şeyler, sizlerden gelen önerilerle “Avukatlık Yasası Değişiklik Tasarısı gündeme alınsın” diye Başkanlık Divanı geçen Genel Kuruldaki önerileri değerlendirip kabul ettiği zaman bunu nasıl yapalım? Bu konuyla ilgisi olduğunu düşündüğümüz -tabii eksiğimiz vardır, örneğin ilk başta Disiplin Kurulu aklımıza gelmemişti- Disiplin Kurulu, Staj Eğitim, Stajyer Avukatlar Komisyonu, Avukat Hakları Merkezi, Meslek Sorunları Komisyonu, Mevzuat Araştırma ve Geliştirme, Vergi ve İdare Komisyonu gibi komisyonları toplantıya çağırdık, ön hazırlık çalışmaları yaptık, birkaç kez toplandık. En son toplantımızı da 12 Nisanda yapıp bugün, kim, hangi sırayla, kaçar dakika konuşacak, onu bile ortaklaşa bir mutabakatla belirledik. Şimdiden bu bir duyurudur. Bence bölge temsilcileri en can alıcı noktada bu arkadaşların. Baro Yönetiminin yapacağı Bölge Temsilcileri Toplantısında bizim adımıza yönetim “böyle bir çalışması var Meclisin” diye duyurabilir örneğin, yahut da 3-4 dakika söz alarak biz söyleyebiliriz. Yakında toplantı var herhalde. Onların katkılarını isteriz, bölgelerindeki sorunları belli bir süreye yazılı iletmelerini isteriz, çünkü onların hepsini toplamamız zor.

Onun dışında da şu anda bu salonda hemen hemen her komisyondan arkadaşımız var. Gerekirse bütün komisyonlara yazı yazarak birer temsilcisiyle bir ön toplantı yaparak neyi, nasıl tartışalım, nereden başlayalım diye birlikte yürütürüz diye düşünüyorum. Başka bir fikir yoksa arkadaşlar, gelecek gündemi Sahir Bey ve diğer arkadaşların, daha önce de Sayman Muammer arkadaşımızın dediği gibi bu beyin fırtınasını mümkün olan en kısa sürede sık sık yapalım ve olumlu sonuçlar almaya çalışalım.

Aksine bir görüş yok. 14 kişilik toplantıyı kastetmedim, onu geçtik. Gelecek Genel Kurul toplantısı için konuşuyorum.

Diğer iki arkadaşıma söz vermeden önce Baro Meclisini ilk kuran ve eski ve yeni Yönetim Kuruluna, toplantılarımıza katıldıkları için bütün katılımcılara, yazılı ve sözlü katkıda bulunan ve dinleyen ve bu saate kadar gitmeyen bütün arkadaşlarıma gerçekten teşekkür ediyorum. Çok özlü ve güzel bir toplantı oldu.

Bu tutanaklar, daha önceki toplantılarda da söylediğim gibi derleniyor. Şu anda 5 genel kurul tutanağımızın ayrıca da bir özeti, bir değerli Meclis üyemiz tarafından yapıldı, belki bu 6. da eklenerek onlar da Yayın Kuruluna teslim edilecek.

22 Mayısta Barolar Birliği Genel Kurulu olacağını düşünerek Mayıs ayı içinde zaten bu çalışmalar yetişmez diye düşündük. Haziran içinde diyoruz. Demin ilk başta söyledim, Barolar Birliği yeni Başkanının ve Yönetim Kurulunun da uygun olacağı bir toplantı yapalım dediğim için saati belirlemeyelim, ama Haziran ayında Temmuz rehavetine, yaz rehavetine kapılmadan yapalım.

Çevre Kentleşme Komisyonu Başkanı Sayın Ömer Aykul’a söz veriyorum; buyurun.

Av. ÖMER AYKUL (Çevre ve Kentleşme Komisyonu Başkanı)-  Sayın Başkanım, değerli meslektaşlarım, görüyoruz ki Avukatlık Yasası değişikliği üzerinde çok ciddi çalışmalar var ve birkaç ay içerisinde bir yazılı metne ulaşacağız.

Konuşmalar içerisinde Mustafa Terzi arkadaşımızın Mecliste bunun takibiyle ilgili önerilerini sakın gözden kaçırmayalım. Sadece Türkiye Büyük Millet Meclisi yetmez, Adalet Bakanlığı ve Başbakanlık Kanunlar Kararlar Dairesinde bunun izlenmesi bunun çok önemli. Yasa yapan ve bu yasaları takip eden bir kuruluşun hukuk müşaviri olarak bu konudaki deneyimlerimizi de gerektiğinde bu arkadaşlarımıza vermekten mutluluk duyarız.

Bir şey dikkatinizi çekti mi? Bir konuşmacı arkadaşımız dedi ki, kadın haklarıyla ilgili kuruluşların temsilcilerinin Meclisteki faaliyetlerini vurgularken çalışma tarzlarını belirtti. Peki, bugün kaç kadın arkadaşımızı bu kürsüde dinledik? Ben söyleyeyim: Üç. Lobicilik faaliyetlerinde kadın avukat arkadaşlarımızın mutlaka ve mutlaka burada görev almaları lazım. Deneyimlerimle söylüyorum, çok önemlidir ve bu konuyla, Avukatlık Yasasıyla ilgili görüşlerimi de burada bitiriyorum.

Ben Çevre ve Kent Hukuku Komisyonu olarak sizlere 2/B konusunda bir şeyler söyleyecektim, ama konuyu uzatmayacağım. Yalnız bir hususu belirtmekte fayda var: Avukatlık Yasasıyla ilgili uğraşımızın asla bir şeyle mukayese edilmesi mümkün değil, ama baronun Türkiye’nin ulusal sorunlarında da çok önemli görevleri vardır. İki sene önce bana verilen yetkiyle Baromuzun yaklaşık 70 kuruluşun da içinde bulunduğu “Ormanlara Sahip Çıkalım” birliği içerisinde en değerli ulusal varlıklarımızdan olan ormanların gerektiğinde yabancılara da peşkeş çekilmesine sebep olacak Anayasa değişikliği girişimleri yoğun çalışmalar ve Cumhurbaşkanının iki kez reddetmesiyle durduruldu. Şimdi bu çalışmalar yine devam ediyor. Ben dün, Ankara’da Orman Bakanlığında yine bu kuruluşun sizlerden aldığım güçle bana tanınan bu 70 kuruluşun fahri hukuk danışmanı olarak burada, bu toplantıya katıldım. Üzülerek gördüm ki, Orman Bakanlığımızın neredeyse bütün personeli şu arazileri satıverelim de kurtulalım düşüncesi içerisindeler.

Sizleri uzun uzun bu konuda yormayacağım. Bir sonraki toplantıya, ama sizlerden desteğe ihtiyacım var. Çünkü sizler, İstanbul Barosunun sadece meslekle ilgili değil, ülke sorunlarıyla en üst düzeyde ilgilenen, ilgi duyan meslektaşlarımızsınız. Sizin bana vereceğiniz destek benim için çok önemli. İzninizle bir sonraki toplantıda bir karar önerisi hazırlayıp birkaç dakika bu karar önerisini açıklama fırsatını bana verirseniz önce arkama Meclisimin desteğini, inanıyorum ki arkasından da Baro Yönetim Kurulunun desteğini alırsam, ben bu destekle orada çok daha dik duracağım.

Teşekkür ediyorum, iyi akşamlar diliyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN- Biz de teşekkür ederiz.

Arkadaşlar böylece Meclisin nasıl çalışması gerektiği de kendiliğinden ortaya çıkıyor. Şimdi gündemdışı söz almak isteğini de arkadaşlar bir hafta kadar önce bildirdiler. Biz “gündem çok yoğun” dedik, ama buradan şu çıkıyor: Ömer Beyin hazırlayacağı, bize gündemi hazırlamadan önce ileteceği taslağı demek ki gündemimize bu son sıralara kalmadan alacağız. Nasılsa az zaman alacak. Gelecek gündemimizde siz de uygun görüyorsanız -alkışlarla görüldü- fiilen bunu da almış olduk, teşekkür ederim.

Av. MEHMET AYDIN (Fikri ve Sınai Mülkiyet Hakları Komisyonu Başkanı)-Baromuzun toplam kalite çalışması içerisinde olduğunu bildiğimiz için benim de ilgim dolayısıyla bana haber verildiği için Komisyonumuz bu çalışmaya talip oldu ve bu konuda 17.03.2005 tarihli 10/177 sayılı Kararla Yönetim Kurulumuz bizi yetkilendirdi ve görevlendirdi. Biz de Komisyondaki arkadaşlarımızla Sabri Soner arkadaşımızın ve Aslı Karataş arkadaşımızın katılımıyla çekirdek kadromuzu ve raporumuzu da böylece  oluşturduk.

Ben daha önceki konuşmacılara tek tek teşekkür etmek istiyorum. Sözünü edeceğimiz konu, fikri ve sınai haklarla ilgili değildir. Sözünü edeceğimiz konu, İstanbul Barosunun toplam kalite çalışmasıdır.

Toplam kalite çalışması çağımızın bir zorunluluğudur. Eğer biz hayatı geriden takip etmeyeceksek, hayatın önüne geçeceksek, o zaman biz yönetimlerimizi güncelleştirmek durumundayız. Çok tipik bir örnek olarak bilgisayardaki programlarını verebilirim. Bundan 10 sene evvelki bilgisayar programlarının hiçbirisi şu anda kullanılmıyor. Her yıl bilgisayar programları güncelleştiriliyor, yönetim sistemleri de böyle. ISO, Uluslararası Standart Örgütünün Türkçe’sidir, yani İngilizce sözlerinin baş harflerinden oluşmuş bir kavramdır. 9001 2001 versiyonu ise en son uygulanan sistem. Bu sistem daha önceki sistemlere göre daha çok gelişmiş, insan odaklı, insan merkezli ve dünyadaki gelişmelere göre de insanı esas alan bir yönetim sistemidir.

İki türlü uygulaması var. Bir hizmet sektöründe uygulaması var ki, şu anda Avrupa, Amerika, Japonya ve dünyada gelişmiş ülkelerde ve benzerleri ülkelerde hizmet sektörü çok fazla geliştiği için sınai sektörü de diğer ülkelere kaydığı için diğer ülkelerde sınai sistemler, yani üretim sistemleri gelişmiş, dolayısıyla hizmet sektörü gelişmiş sistemlerde ise hizmet sektörüne ilişkin versiyonu uygulanıyor.

En son konuşmacıyım ve buradaki Meclisi çok sevgiyle algılıyorum ve diliyorum ki onlar da beni öyle algılıyor. Bu kadar uzun bir sürece tahammül edip burada kaldılar. Bu nedenle çok fazla kapsamlı bir konu olmasına rağmen fazla vaktinizi almamak için metne bağlı olarak hızlı bir şekilde okuyacağım. Sonunda soruları olan arkadaşlarımız varsa cevaplayacağım. Baromuzun Yönetim Kuruluna biz bu sunumu yaptık, bunun bir başka şeklini yaptık, ama özü aynıydı. Şimdi burada da huzurlarınızda tekrar ediyorum.

Birçok sorunun cevabı bu metinde olduğu için hızlıca okuyorum arkadaşlar. Antalya Barosu toplam kalite çalışması yaptı ve ISO 9001-2000 kalite yönetim sistemini kurdu ve belgesini aldı.  Mersin Barosu keza ISO 9001-2000 Kalite Standart Belgesini aldı. Bu çalışmaları bu barolarımız yaptı. Bir anlamda şu demek oluyor: Önümüzdeki bilgisayarlarda en son bilgisayar programını kullanıyoruz anlamında oluyor. Dolayısıyla bu barolarımız bize önderlik de ettiler ve tahmini olarak iki yıl sürecek olan bir çalışmayı onların çalışmalarından örnek alacağımız için 1,5 yıl gibi 18 ay gibi bir süre içinde bitirmek imkânına sahip olduk.

Kalite yönetim sistemi çalışmasında dilimiz Türkçe olacak arkadaşlar. Bildiğiniz gibi kalite sözcüğünün Türkçe karşılığı niteliktir. Nitelik ise bir şeyin nasıl olduğunu belirten, onu başka şeylerden ayıran özelliktir. Nitelik sözcüğü eski dilde vasıf ve keyfiyet sözcükleriyle dile getirilmiştir. Her ne kadar Baromuzda yapacağımız kalite yönetim sistemi çalışmalarında günlük, anlaşılır, yaşayan ve duru bir Türkçe kullanmaya özen göstermek kararlılığında isek de “kalite” ve “sistem” sözcükleri hem dilimize yerleşmiş, hem de evrenselleşmiş kavramlar olduğu için ve bu çalışmamızın adı “kalite yönetim sistemi” olarak adlandırıldığı için bu temel kavramı kullanacağız. Tabii ki çok özet bir açıklama. Tahmin edeceğiniz gibi kitaplar dolusu bir çalışmadır bu.

“Kalite yönetim sisteminde kavramlar:

Kalite yönetim sistemini, kaliteli yönetim olarak kavrayabiliriz. Burada kastedilen öncelikle sistemin kurulmasıdır. Sistem ya üretim sektöründe ya da hizmet sektöründe kurulur, hem üretim, hem de hizmetin iç içe bulunduğu sistemlerde her iki sistem eşgüdüm içerisinde ve birlikte kurulur. Üretim sektöründe amaç en düşük maliyetle en az fire ve en kaliteli üründür. Üretim ve hizmet birlikte bulunan sektörlerde en düşük maliyetle en kaliteli ürünü elde etmek ve en yüksek kârla satmak, bu faaliyeti sürekli kılmak, kalite yönetim sisteminin amacıdır. Bu sistemde temel kavram müşteri memnuniyetidir.” Bunlar bir önceki versiyonlar arkadaşlar, ama temel kavramlardır.

“Barolar tümüyle hizmet sektörüdür. Dolayısıyla bizim önümüzdeki görev Avukatlık Yasasında belirtilen veya belirtilmeyen fakat yasaya uygun olan hizmeti üyelerimize en düşük maliyetle, en az insan kaynaklarıyla, en kısa sürede, en doyurucu şekilde vermektir. Bir başka deyişle kaliteli hizmet vermek ve üyelerimizin hoşnutluğu burada en zorunlu hedeftir. Bunun için de tüm üyelerimize Baromuzun ulaşması gerekiyor.”  Programımızı verdiğim bilişim örneğinde olduğu gibi programımızı ne kadar çok geliştirirsek, o kadar çok öne geçeceğiz ve üyelerimizle o kadar çok iletişim içinde olacağız. Bu salon bizi almayacak, daha büyük salonlara ihtiyaç duyacağız. Meclisimiz daha kapsamlı, daha geniş, daha büyük katılımlarla çalışacak sözgelimi olarak.

Toplam kalite yönetimiyse, adından da anlaşılacağı üzere sistemin tümüyle sıfır hata veya kusursuz yönetim yani tümüyle yetkin veya mükemmel yönetimi anlamına gelmektedir. Toplam kalite yönetiminin gerçekleştirilmesi nesnel koşullarla doğrudan ilişkili olduğu için dış dünyamızla toplam kalite yönetimi kurmayı kararlaştıran kurumlar ve Baromuz yönünden de sabahtan beriki tartışmalarda gündeme getirildiği gibi içinde yaşadığımız dış dünyayla ilişkilerimiz nedeniyle gerçekleştirilmesi çok zordur.

Bu arada Sahir Beyin konuşmasından çok etkilendiğim için bir örnek vermek istiyorum dış dünya açısından. Bizim Adalet Bakanlığımız, Baromuzun bir anlamda dışındaki bir dünyadır. Adalet Bakanlığımızın genel bütçeye katkısı yüzde 4,5’tir, ortalaması budur arkadaşlar. Bu sene ilk defa aldığı 1’dir. Adalet Bakanlığımızın ne kadar Adalet Bakanlığı olduğu ve Adalet Bakanlığının tam bir ticarethane gibi kullanıldığı veyahut da kamu iktisadi teşekkülü gibi kullanıldığını, bizim dışımızdaki dünyanın şartları bunlardır. Bizim adliyelerimizin durumlarını da biliyorsunuz. Biz bu adliyeyle, bu adliyelerle çalışmaktayız. Size tipik bir örnek vermek istedim. Çünkü konuşmasından çok etkilenmiştim Sahir Beyin onun için size söylüyorum. Yani kâr eden tek kamu iktisadi teşekkülü diyebiliriz. Biraz esprili bir yaklaşım, ama bu budur.

Dolayısıyla toplam kalite sistemi kurmak çok zordur, tamamen dış dünyayla ilgili olduğu için. Toplam kalite çalışması yapılır ve üretim sektöründe kusursuz ürün veya sıfır hata hedeflenir, fakat bunu tümüyle gerçekleştirmek imkânsızdır; binde bir de olsa, milyonda bir de olsa fire verilir.  Bununla birlikte üretim sektöründe ileri teknolojiyle toplam kalite yönetimine yaklaşılabilir; yani oldukça yaklaşılabilir, belki hata milyonda 1’e bile düşebilir hata.

Hizmet sektöründe veya Baromuzda toplam kalite yönetimi eğitimi ISO 9001-2000 kalite yönetim sisteminin kurulabilmesi için verilmesi gereklidir. Yani kalite kavramlarının ve toplam kalitenin ne olduğunu biz eğitimlerimizde vermek durumundayız. Çünkü bir alt standart olan ve zorunlu standart olan 9001-2000’i koyabilmemiz için daha geniş bir bakış açısına, vizyona, kavrayışa sahip olması gerekiyor kalite çalışanlarının.

Fakat toplam kalite yönetimi kurulması çok zordur. Gerek kalite yönetim sistemi, gerekse toplam kalite yönetimi Baromuzun ve Baromuz üyelerinin tümünü içerdiği gibi, doğrudan ilişki içinde bulunduğumuz müvekkillerimiz, yargı sistemi ve genel olarak ülkemizin kalite yönetim sistemine göre kültürel durumu nedeniyle, yani biz henüz daha feodal kültürü tasfiye etmemiş olmamız nedeniyle, hatta feodal kültürün şu veya bu şekilde yaşıyor olması nedeniyle -yani bilgisayarlara virüs girmesi gibi olumsuz anlamıyla söylüyorum feodal kültürü burada- sistemin kurulmasından çok yaşatılması önem taşımaktadır. Yani sistemi kurarız, fakat bunu yaşatmak da sürekli güncellemeyi gerektirecektir. Bu nedenle sistemi sürekli güncelleştirmek ve değişen öznel ve nesnel koşullara sürekli geliştirmek gerekmektedir.

Arkadaşlar, bugün bütün avukatlık problemleri, bütün komisyonların ve merkezlerimizin görevlerinin hepsinin sürekli güncellenmesi gerekiyor, çünkü Avukatlık Kanunu Sayın Başkan Yardımcımızın da söylediği gibi 5-6 defa değişmiş. 1924’te yapılmış, ondan sonra tekrar tekrar değiştirile değiştirile gelmiş. Nedeni de şudur: Dünya sürekli değişmektedir, koşullar sürekli değişmektedir. Bu değişikliklere uygun veya bu değişikliklerin önünde -ki, bizim şu andaki çalışmamız bunu içeriyor görüyorum ki, çok hoşnut kaldım- olmamız gerekiyor. Yani biz öyle bir yasa yapmalıyız ki veya öyle bir taslak sunmalıyız ki, Meclis de bunu görsün, eksiğini kabul ettiği takdirde dahi biz bu çalışmalarımızı devam ettirebilelim. Önce kendi görüşlerimizi açalım anlamında söylüyorum. Sürekli bir güncelleşme ve hayatın önünde olmamız gerekmektedir.

ISO 9001-2000 Kalite Yönetim Sistemi ki, bizim yerleştirmek zorunda olduğumuz ve belgelendirmemize esas olan sistem budur. Toplam kalite yönetimine ulaşmanın zorunlu standartlarını oluşturur. Toplam kalite aslında arkadaşlar, tüm dünyayı ilgilendiren bir şey, yani cennet gibi bir ortamdır toplam kalite.

Toplam kalite yönetiminde sürekli iyileştirme, sürekli geliştirme esastır. ISO 9001-2000 Kalite Yönetim Sistemiyse, bunun altyapısını oluşturur ve sürekli güncelleştirmeyi zorunlu kılar, yani bir mekanizma. Temel hedef toplam kalite yönetimidir, zorunlu hedef ise ISO 9001-2000 Kalite Yönetim Sistemidir.

Baromuz Yönetimi kalite yönetimi uygulamış ve uygulamaktadır, halen de uygulamaktadır. İşte örneği burada ve şimdi biraz sonra onu da okuyacağım.

Eğer geride kalmayacaksak ve burada çok tekrar edildiği gibi eğer biz hâlâ vesayet altında ve sömürülen ülkeler veya meslek grubu olmayacaksak, çinde yaşadığımız çağın ve kurumsallığın gereği olarak kaliteli yönetim veya kalite yönetimi uygulamak zorunluluğu vardır. Yani bu anlamda sürekli bir gelişme göstermek zorundayız. Nitekim Baromuzda özellikle Sayın Başkanımızın önderliğinde ve Sayın Yönetim Kurulumuzun yönetiminde kalite yönetimini veya kaliteli yönetimi gerçekleştirmektedir. Baromuzun toplam kalite yönetimi ve                                                                           ISO 9001-2000 Kalite Yönetim Sistemi kurmak kararı da kaliteli yönetim anlayışının apaçık bir sonucudur.

İzninizle önce İlke Grubunun 2004-2006 çalışma programına bir göz atalım dedim. Konuşmamızı kısa tutacağımıza söz verdiğimiz için çantamda getirdim. Önce İlkenin çalışma planında fevkalade güzel bir açıklama vardı, bir kalite çalışması yapılmıştı. Yani Baromuzun şu andaki Yönetimi bu yönetime gelmeden evvel çalışma programını yapmıştı. Burada çok kısa özetliyorum.

Kalite yönetim hedefleri geçtiğimiz dönemde, yani bir önceki yönetim sürecinde belirlenmiş, uygulanmış. “Ne Demiştik?” başlığı altında, “Yapılan Hatırlatmadan Sonra Ne Yaptık?” başlığı altında gerçekleştirilen hizmetler sıralanmıştır. “Yeni Hedefler” başlığı içinde bulunduğumuz dönemde gerçekleştirilmesi öngörülen ve planlanan hedefleri sıralanmıştır. Baromuzun kalite yönetim sistemi çalışmasını çok önceden başlattığı ve adını koymadan uygulamakta olduğu bu programı incelediğimiz zaman görüyoruz.

Kalite yönetim sistemi kurulabilmesi için kalite sistemi politikası gerekir. Buna göre hedeflerin belirlenmesi gerekir. Bu hedeflere nasıl ulaşılacağına ilişkin planlama ve yazılım gerekir. Bütün bunları gerçekleştirmek için örgütlenmek veya mevcut örgütlenmeyi yeniden örgütlemek gerekir. Önce İlkenin yeni hedeflerine baktığımız zaman ekonomik güçlenme ve iş olanaklarının artırılması, genç avukatların güçlendirilmesi, sağlık ve sosyal güvenlik konularının ele alınması, çağdaş çalışma olanağının sağlanması, kamuda çalışan avukatların durumlarının iyileştirilmesi, hak arama özgürlüğü ve KDV’nin yüzde 18’den yüzde 2’ye çekilmesi, banka ve özel sektörde çalışan avukatların durumlarının iyileştirilmesi gibi Baromuz üyelerinin temel gereksinimlerini karşılamaya yönelik hedefler olduğunu görüyoruz.

Arkadaşlar, Baromuz aslında adını koymadan bu çalışmayı yapıyordu, yani şu andaki yönetimimiz bir önceki yönetimde de bunu yapıyordu. İstanbul Barosu ISO 2001 Kalite Yönetim Sistemi projesinin uygulanmasında karşılaşacağımız sorunlar nelerdir? Antalya Barosu örneği elimizde var, onunla kıyaslayarak gitmek durumundayız. Gerçekten çok ciddi sorunlarımız var, ama çözebileceğimiz sorunlarımız var. Çünkü kalite yönetim sistemi bu sorunların çözümü için kurulur.

Öncelikle elimizde Antalya Barosu Kalite El Kitabında özetlenmiş bulunan kalite yönetim sistemimizi izninizle ve genel bir özetle paylaşalım demiştim. Yine zamanımız kısıtlı olduğu için şu anda bunu paylaşamıyoruz.

Kalitecilerin dayanışması ve paylaşımcılığı

Gördüğünüz gibi bu çalışma, yani Antalya ve Mersin Barolarımızın çalışmaları bize ışık tutmaktadır. Kaliteciler birbirlerinden örnek alırlar ve paylaşımcıdırlar. Çünkü gerçekten kalitecilerin temel hedefi toplam kalite yönetimini gerçekleştirmektir. Bu nedenle gerçek kişilerden başlayan kaliteli yaşama anlayışı ve örnek almak özelliği kurum ve kuruluşlar için de geçerlidir. Kişiler veya kurum ve kuruluşlar toplam kaliteli bir süreci gerçekleştirebilmek için ilişki ve iletişim içinde bulundukları dış dünyanın da toplam kalite standartlarına uygun olmasını isterler. Antalya Barosu bize örnek olmak ve bizimle bunu paylaşmakla temelde bu süreci gerçekleştirmektedir; kendilerine teşekkür ediyoruz.

Baromuzun büyüklüğü ve Antalya Barosundan farklılığı:

Baromuz, Antalya Barosundan tam 14 kat büyük arkadaşlar. Bizim kentimiz İstanbul da Antalya’dan 14 kat büyük. Bu benim ilgimi çekmiştir. İllerin veya yerleşim merkezlerinin sayılarıyla avukatların oranına bakmışımdır, gerçekten tutuyor, yani çok ilginç bir durum.

Baro avukatların örgütüdür. Yasada Baro Yönetim Kurulunun 11 kişiden olabileceği yazılıdır. Burada biraz evvel açıklandı bu husus. 100 kişilik bir baroda 11 kişilik bir yönetim kuruluyla yönetilmektedir. 19 000 kişilik ve ülkemizdeki tüm avukatların 1/3’ünden fazlasını bünyesinde barındıran Baromuzu da 11 kişilik Sayın Yönetim Kurulumuz yönetmektedir.

Bu nedenle Baromuzun 11 kişilik Yönetim Kurulunun gerçekleştirmesi olanaksız olduğundan, Baromuzda merkezler ve komisyonlar oluşturularak Yönetim Kurullarının görevleri bu kurullara delege edilmek zorunluluğu olmuştur. Bu da yetmemiş bölge temsilcilikleri ve Baro Meclisi kurulmak zorunluluğu olmuştur. Bütün bunlar bizim kalite yönetim sistemi çalışmamızın kapsamını apaçık gösterdiği gibi ayrıca 37 adliyede bulunan baro odalarının da kalite yönetim sistemi içerisine alınması sistemin zorunlu sonucudur. Yani en küçük kılcal damarlarına kadar gerek üyeler açısından, gerekse hizmet birimleri açısından en küçük kılcal damarlarına kadar kalite yönetim sisteminin kurulması zorunludur. Başka türlü adım sistem olmaz. Dolayısıyla belgelendirmemiz de sağlıksız olur. Şimdi buna ilişkin çok kısa bir açıklama var aşağıda.

Baromuzun önderliği ve kalite el kitabımızın kapsamı:

Baromuzun büyüklüğü ve yapacağımız kalite yönetim sistemi çalışmasının kapsamı ISO 9001-2000 Kalite Yönetim Sistemi kurulması sürecinde ve sonuçta belgelendirmenin gerçekleştirilmesiyle bütün Türkiye barolarına, hatta dünya barolarına örnek olacak ve önderlik edecek bir birikim yaratacaktır. Biraz evvel de arkadaşlarımız bu hususları söylediler.

Antalya Barosu Kalite El Kitabı 87 sayfadır. Bizim Baromuzun Kalite El Kitabının yaklaşık 1 000 sayfa tutması beklenilmektedir. Eğer 1 000 sayfalık bir kitabın kullanım bakımından sorun yaratacağı anlaşılırsa, bu kitabı bölebiliriz. Nasıl bölebiliriz arkadaşlar? Bunu da açıklayayım. Çünkü İstanbul Barosu bir yönetim birimi olarak hizmet sektöründe Türkiye’de ISO 9001-2000 Kalite Yönetim Sistemi çalışması yapmış olacak veya yapacak en büyük bora olmakla birlikte aynı zamanda en kapsamlı kalite yönetim sistemi çalışması yapan kurumdur.

Baromuzun Yönetim Kurulu ve yönetsel insan kaynakları için ayrı bir kalite el kitabı, 37 adliyeye dağılmış baro odalarının yönetimi için ayrı bir kalite el kitabı, komisyonlar için ayrı bir kalite el kitabı, merkezler için ayrı bir kalite el kitabı gerekmektedir. Bunları zamanımız yönünden açıklayamıyorum, eğer soru olursa açıklayacağım.

Baromuzla karşılaştırmak bakımından devlet örgütlerinde Milli Eğitim Bakanlığı tümüyle yurt genelinde bir kalite yönetim sistemi çalışması yazmazsa -ki yapamaz- veya Milli Savunma Bakanlığı tümüyle yurt genelinde bir kalite yönetim sistemi çalışması yapmaz ise -ki yapamazlar- çünkü birimler halinde yapmak zorunlulukları vardır. Yani kalite yönetim sistemleri tek birimde kurulabiliyor. Aynı holdingin değişik şirketleri varsa, o holdingin değişik şirketlerinde ayrı ayrı kurulması gerekir gibi.

Dolayısıyla Milli Savunma Bakanlığına bağlı Silahlı Kuvvetler, milli bütçenin yüzde 60’ını alan Milli Savunma Bakanlığının Silahlı Kuvvetlerin değişik birimlerinde bundan 5-7 sene evvel toplam kalite çalışması yaptılar arkadaşlar. Çünkü yeterli kaynakları da vardı. Bu   bakımdan bu çalışmalarını yaptılar. Geriye büyük belediyeler kalır ki, belediyeler de kendi aralarında biliyorsunuz ilçe belediyeleri gibi bölünmüş durumdadırlar. Siyasi partiler de illerde ve ilçelerde ayrı ayrı örgütlendikleri için toplu bir çalışma yapamazlar.

Bütün bunları söylememin nedeni arkadaşlar, öyle tahmin ediyorum ki, 20 000-30 000 kişilik fabrikalar olduğunu sanmıyorum, olsa bile bölünmüş binalar olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla biz, çok büyük bir birimiz, çok büyük bir birimde en zor çalışmalarından birini gerçekleştireceğiz; bunu vurgulamak anlamında bunları yazdım.

Halbuki Baromuz konumu nedeniyle merkeziyle, kütüphanesiyle, staj eğitim merkeziyle, adliyedeki baro odalarıyla veya yasal yapısı gereği merkezi komisyonları ve bölge temsilcilik merkezleri, komisyonları ve bölge temsilcilikleri, barolar birliği delegeleriyle bir bütünlük içerisinde ISO 9001-2000 Kalite Yönetim Sistemi çalışmasını yapması zorunludur. Yani hepsini kapsıyor, bütün birimleri kapsıyor arkadaşlar.

Kalite Yönetim Sisteminin Temel Unsurları ve Örgütlenmesi: Bunu da daha somut açıklıyoruz. Öncelik kalite yönetim politikasının oluşturulması. ISO 9001-2000 Kalite Yönetim Sistemi politikasının en üst karar organı İstanbul Barosu Başkanlığı ve Yönetim Kuruludur. Temel hedef olan toplam kalite yönetimine geçişi sağlamak amacıyla öncelikle ISO 9001-2000 Kalite Yönetim Sisteminin kurulması kararlaştırılmıştır. Baromuz Yönetiminin kalite politikasında belirleyici amaç yönetim görevini gerçekleştirirken yasal ve doğal olarak Baronun üyelerine verdiği hizmetten dolayı üyelerin hoşnutluğunu sağlamak, üyelerin de Barodan hoşnutluğunu sağlamakla birlikte tümüyle Baro organlarında, Baromuzun Genel Kurulu tarafından seçilmiş, seçimle yetkilendirilmiş veya iş hukuku kapsamında çalışan tüm insan kaynaklarının görevlerini gerçekleştirirken hoşnutluk içinde ve doyumlu olmalarını sağlamaktır.

Eskiden bir önceki, yani bundan 4 sene evvel bu değildi. 4 sene evvel insan odaklı olmadığı için müşterinin memnuniyeti ve daha çok mal satayım, iflas etmeyeyim düşüncesi vardı, ama bunu gördüler ki, insan odaklı olması gerekiyor, çalışanın da mutlu olması gerekiyor, üyelerin de mutlu olması gerekiyor, herkesin uyum içinde olması gerekiyor. Yani özetle herkesin uyum içinde bir dünya yaratma çalışması, birlikte dans etmesi veya bir orkestra gibi çalışması hedefleniyor. Biraz hayali gibi kalıyor.

SALONDAN- Sayın Başkan, zatıâlinize daha evvel de söylemiştim. Baronun örgütsel yapısı ve çalışmasıyla ilgili müstakil bir problem yaşıyor, bu anlaşılıyor yani. Bunun bir hayli kapsamlı olarak ele alınması gerekiyor; çünkü ciddi bir olay, çok önemli bir olay.

MEHMET AYDIN- Yani ayrı bir toplantıda mı tartışalım diyorsunuz?

SALONDAN- Biz ağaçlarla uğraşıyoruz, beyefendi ormandan bahsediyor.

BAŞKAN- Yani ben buradan şunu mu anlıyorum: Devam etsin mi anlamında? Yani bunu bu toplantıda geçiştirmeyelim diyorsunuz.

SALONDAN- Özel bir gündem yapalım, özel bir gün yapalım.

MEHMET AYDIN- Efendim, tam oraya geliyordum.

BAŞKAN- Orayı biraz hızlı geçelim, sonra bunu arkadaşlara dağıtalım. Yani sırf konuşmayla geçmeyelim.

MEHMET AYDIN- Arkadaşlar, zaten burada yazdığım Baro Meclisi konusunu çok başlıklı söyleyeyim: Önce kalite politikasını Yönetim Kurulu oluşturuyor. Çok önemli bir noktaya temas ettiniz Sahir ağabey. Kalite yönetim sisteminin gerektirdiği örgütsel yapı Genel Kurul, Yönetim Kurulu, Disiplin Kurulu, Denetleme Kurulu, Barolar Birliği Delegeleri, Bölge Temsilcileri, Merkezlerin Yürütme Kurulları Üyeleri tümüyle ISO 9001-2000 Kalite Yönetim Sisteminin doğal üyeleridir. İş hukuku veya borçlar hukuku kapsamında sözleşmeli baro çalışanları arasında kalite yönetim sorumluları ve gönüllüleri de bu sistemin zorunlu üyeleridir.

Koordinasyon Kurulu diye bir kurulumuz var. Hepiniz bilmiyor olabilirsiniz, komisyon ve merkez başkanlarının katıldığı bir kurul bu. Dolayısıyla bu kurul zaman zaman toplanıyor. Bu da bir kalite örgütüdür.

Son olarak Baro Meclisine geçiyorum arkadaşlar. Gördüğünüz gibi burada bu konuya da cevap verilmiştir. Çünkü zihinlerde uyanacak soruları da bildiğim için ne kadar kısaltmaya çalıştıysam da bu kadar kısaltabildim. Baro Meclisi, Baromuzda toplam kalite yönetimi çalışmasının ve ISO 9001-2000 Kalite Yönetim Sisteminin kurulabilmesi ve uygulanabilmesi bakımından en önemli eşgüdüm örgütüdür arkadaşlar. Bu zaten tespit edilmiş bir şey, yani bunu büyük bir sevinçle karşıladım. Bunun için dedim ki Baromuz zaten toplam kalite çalışması yapıyormuş, adını koymadan yapıyormuş, ama şimdi de adını koydu. Eğer İstanbul Barosunda Baro Meclisi kurulmamış olsaydı, kalite çalışmaları sürecinde böyle bir meclisin kurulması önerilirdi, önerilecekti. Zaten kurulmuştu.

Baro Meclisinin tüm komisyonlar ve merkezlerin yürütme kurullarını, Barolar Birliği delegelerini, böle temsilcilerini içeren yapısı ve işlevleri yönünden tam bir kalite yönetim sistemi örgütü olduğunu, sadece beyefendi en kaliteli meclis diye bahsettiler. Ben çok sevinçle alkışladım, sizin bunu bilmenizi istiyorum. Gerçekten biz çok kaliteli bir meclisiz kesinlikle.

Sadece kalite yönetim sisteminin kurulması, kalite politikasının oluşturulması, kalite planlamasının yapılabilmesi, Baroyla yakından ilgili bulunan nitelikli üyelerin görüşlerinin Baro Meclisi çatısı altında alınabilmesi olanağı, kalite yönetim sistemi çalışmamızı iki yıllık öngördüğümüz süreden 18 aya indirecek en önemli etkenlerden biridir.

Arkadaşlar, biraz evvel demiştim ki Antalya Barosunun El Kitabı ve çalışmaları ve Mersin Barosunun El Kitabı ve çalışmaları, bizim iki yıllık süremizi 18 aya indiren bir nedendir demiştik. İşte Baro Meclisi bize altı ay kazandıran bir Meclis. Aynı zamanda, bu kadar fonksiyonunun yanında bize altı aylık bir süre daha kazandırıyor. Yani biz, 2006 senesinde adli tatili açarken dilerim beklentimiz ve inançla söylüyorum, bu işi profesyonel hayatımda da yaptığım için biz belgeyi almış olacağız, kalite standart belgemizi adli yılı almış olacağız. Bunu bekliyorum, yani tecrübemden dolayı da söyleyebiliyorum.

Yine Baro Meclisine devam ediyorum. Açıkladığımız nedenlerle Baromuzda kalite yönetim sisteminin hem olmazsa olmaz temel bir unsuru olan Baro Meclisimiz, kalite politikasının geliştirileceği, toplam kalite eğitiminin verileceği, bütün kurullar, merkezler, komisyonlar ve Barolar Birliği delegeleri arasında kalite yönetimi eşgüdümünün sağlanacağı temel platformu oluşturmaktadır. Bundan çıkan en kesin anlamsa, Baro Meclisimizin sadece kalite yönetim sistemi amaçlı toplanması ve ISO 9001-2000 Kalite yönetim sisteminin Baromuzda kurulması çalışmasının en kapsamlı ve en etkin bir koordinasyon merkezi olduğudur.

Sonuç:

Baro Meclisimiz 18 ay boyunca Kalite Yönetim Merkeziyle birliktedir, yani bir eşgüdüm içinde Meclisle birlikte çalışmak zorundayız.

Ben bundan 8 sene evvel Ankara Barosundan gelmiştim, fakat Ankara Barosunda hatırladığım kadarıyla yoktu.

SALONDAN- Ne kadar insan katılacak, bugün kaç kişi var?

MEHMET AYDIN- Efendim, onların cevabı burada var. Onun için kısaltmaya çalıştıkça bazı konular atlandı. Ama bu sunumu yapmak zorundayız efendim, saten iki sayfam kaldı. İzninizle sunumumu yapayım. Bu kadar sabırla beklediniz, bu kadar nitelikli, bu kadar değerli insanlar, yani ben zamanınızın kıymetini biliyorum, ama beni ne olur hoş görün.

SALONDAN- Baro yönünden ele alınmış bir avukatlık bürosu olarak bunun kalite yönetim sistemi kurmak olanağı var mı?

MEHMET AYDIN- Efendim, var fakat benim katıldığım bir görüştür, Başkanımız şöyle söylediler: “Hangi kalite örgütü gelip avukatlara kalite belgesi verebiliyor ben denetlemeden?” dedi ve çok doğru söyledi.

Arkadaşlar, baro bütün avukatları kapsayan en üst örgüttür. Dolayısıyla avukatların kalite yönetimine geçtiğini TSE bilemez, TSE buna karar veremez. Başka bir uluslararası kalite örgütü de buna karar veremez. En azından danışman, denetçi olarak baronun onayını alması gerekmektedir. Yani avukatlık ofisleri toplam kalite çalışması yapabilirler, kalite belgesi alabilirler, fakat bunların denetçisinin esasında baro olması gerekiyor. İşte Sayın Başkanımızın biraz da bu hususun üstünde durmasının nedenlerinden biri budur. Yani diyor ki, “bütün avukatlar kalite belgesi alsın, ne âlâ, ne güzel, ama bunun denetçisinin baro olması gerekir”  Çünkü kalite yönetim çalışması yaparsınız, bitirirsiniz, sonuçta denetim başlar. Bu denetimi uzman birinin yapması gerekir ve bunun kriterlerinin, ölçülerinin olması gerekir. İşte bunu da baro kurumsal bir şekilde yapacak arkadaşlar.

Bu Fikri ve Sınai Haklar Komisyonuna verilen bir görevdi. Şimdi temsilcilik oldu, belki bir süre sonra, 15 gün 1 ay içinde bir merkez haline dönüşecek ve bu merkez çalışma bittikten sonra da başka bir fonksiyonu yerine getirmek üzere yıllık iç denetimleri yapmak ve meslektaşlarımızın da kalite yönünden kurumsal bir örgütlenmesi olacaktır. Yani şu anda bunun tam çekirdeği oluşmuş durumdadır. Daha temsilcilik aşamasında,  üç arkadaşımızla beraber çekirdek kadrodayız, ama 15 gün, 1 ay sonra bu kadro çok daha genişleyecek 40 kişiye çıkacak, daha sonra 150 kişiye çıkacak, daha sonra 200 kişiye çıkacak. Bununla ilgili de cevaplar var.

Son olarak toplam kalite yönetimi etkin insan kaynağı sayısının bir kısmını açıklamış oldum. Yönetim Kurulundan bir koordinatör -ki Ömür Bey şu anda bizim koordinatörümüz- Yönetim Kurulu Kalite Yönetim Sistemi politikasından tümüyle sorumludur. Bütün komisyonlar ve merkezlerden üçer kişi vardır. Aslında Baro bu örgütlenmeyi de yapmış demiş ki “Komisyonlar için 1 Başkan, 1 Başkan Yardımcısı, 1 Sekreter zorunlu”  İşte tam kalite yönetimine o kadar uygun bir kalite çemberi ki, diyor ki “Bir komisyondan 3 görevli olması gerekiyor. Bir kalite çemberinin oluşması için böyle bir sayı gerekiyor. En doğrusu da bu, bunlar da doğal üyedir, aynı zamanda da zorunlu üyedir” diyor. Yani bütün komisyonların bu çalışmanın içine girmesi gerekiyor.

Bütün komisyon ve merkezlerden üçer kişi, Baro Meclisi Yönetimi, Sayın Divan Heyetimiz, Baro Meclisi merkez çalışanlarından en az on kişi şu anda bizim kadromuzdur. Sayın Başkanımız “Önce bizim Baro Merkezinden başlayacağız çalışmaya” dedi. Eğitim Merkezinden 3 kişi, bütün adliyelerden en az 1’er kişi -ki sayılarının çokluğuna göre 3 kişiye kadar çıkarılabilir- bölge temsilcileri ve Barolar Birliği delegeleri olmak üzere bütün bu birimlerde görevli meslektaşlarımızın 1’den fazla kurul ve komisyonlarda ve Barolar Birliği delegeliği veya bölge temsilciliklerinde 1’den fazla görev üstlenmiş olmaları da göz önünde bulundurulduğunda 150-200 kişilik örgütlü bir insan kaynağı gereklidir.

Ben bu arada Rezzan arkadaşımıza bakıyorum ve zaten onu düşünerek yazmıştım biraz da bunu. Çünkü Rezzan hem Barolar Birliği Delegesi, hem Kadın Hakları Komisyonunda, hem Meslek Hakları Komisyonunda, yani Rezzan her yerde varolan bir arkadaşımız. Dolayısıyla 3 veya 4 kişinin, kaç kişinin yerini dolduruyorsa, dolayısıyla bizim sayımız da azalıyor. Yani bizim aslında insan kaynaklarımız Baro Meclisinde bulunan arkadaşlarımız ve çalışanların arasından seçeceğimiz veya kendileri gönüllü olmak isteyen arkadaşlarımız olacaklardır.

Toplantıda yeni bir bina konusu konuşuldu. Yani bir site, yani spor tesisi de olan, geniş otoparkı olan, her şeyi olan, oteli de olan bir kampus şeklinde olacaktır. Sayın Başkanımız da bu konuyla ilgili görüşmelerini zaten yapmış, ama biraz kenara kaçıyor, Bakırköy’de ama bu konuyla ilgili arsamız ve her şeyimiz hazır, projenin uygulanması mümkün olabilecek. İnşallah bu heyetimize, bu Yönetim Kurulumuza da, bu Başkanımıza da bu çalışmayı en azından fiilen başlatmak nasip olsun, yani diliyorum.

Arkadaşlar, toplam kalite yönetimi eğitimi var.

BAŞKAN- Bu metinleri önceden arkadaşlara davet yazısıyla birlikte dağıtalım.

MEHMET AYDIN-  Efendim, tamamlayamayacağım, uzun sürecek belli ki.

BAŞKAN- Şifahi olarak tamamlayın.

MEHMET AYDIN- Ben Sayın Başkanıma ayın 12’sineki toplantıda da söyledim. Dedim ki “Sayın Başkanım, kalite yönetim sistemi öyle bir sistemdir ki, bütün komisyonların çalışmasını kapsar, bütün merkezlerin çalışmasını kapsar, bütün baro kırtasiyesini, baro personelinin çalışmasını kapsar, bütün baro odalarının denetimini kapsar, Baronun yönetimini kapsar, yani o kadar kapsamlı bir şey ki, bu yasaya aykırı olmamak kaydıyla, yasayı aşmak, zamanın önüne geçmek, zamanın önünde program yapmak, zamanın önünde yönetim kurmak gibi bir şeydir. Yani kalite çalışması budur. Dolayısıyla çok derin bir gündemi var. En iyi organ, en fonksiyonel, işlevli organ Baro Meclisi olduğu için bizim koordinasyon kurulumuz olsun diye söylemiştim kendilerine, ama kendileri de herhalde size soracaklar ve sormadan siz talep ettiğiniz için benim daha söyleyecek bir şeyim kalmadı.

Baro Meclisi sadece kalite yönetimi gündemli olarak zaman zaman toplanmalıdır. Bu periyodik olmayabilir, çalışmaları toparladıkça olabilir. Çünkü çeşitli aşamalar var, önce dokümantasyon dedikleri yazılım süreçleri var, önce bir inceleme süreçleri var. Bütün komisyonlardaki arkadaşlarımız bu görevlerini tek tek yapacaklar, bir merkezde toplayacağız o bilgileri, o bilgileri forma koyacağız, ondan sonra tekrar dağıtıp çalışacağız arkadaşlar. Kalite politikasını bu Meclis oluşturacak, ne kadar güzel bir şey.

Bizim 11 kişilik Baro Yönetim Kurulumuz ne yapabilir arkadaşlar? Size soruyorum, yani ne yapabilir? 19 000 kişiyle1 Baro Yönetim Kurulu Üyesine 1 500 kişi düşüyor düşünebiliyor musunuz?  Dolayısıyla ben Baro Yönetim Kurulumuza, Baro Başkanımıza, Divan Heyetimize, Meclis Başkanlığımıza hepsine tek tek teşekkür ediyorum, hepinize çok teşekkür ediyorum, sağ olun, var olun.

Bu çalışmayı başaracağız. (Alkışlar)

BAŞKAN- Arkadaşlar, zaten bu, biraz uzun da olsa gündemimizin 4. maddesinde gelecek gündem önerileri içinde oldu. Bir sonraki gündemi belirlemiştik. Belki bir daha sonraki olabilir.

Mehmet Bey, “şimdi acele oldu” dediniz ya, düzeltince bize verirseniz biz onu yayınlarız da, yani Meclise sunulan taslak diye yayınlarız ve diğer arkadaşlara da ulaşır. Hani “bazı maddi hatalar var” dediniz ya, düzelterek onu bize verebilirsiniz.

Sayın Haluk İnanıcı; buyurun.

Av. HALUK İNANICI- Merhaba arkadaşlar.

Çok güzel bir proje, ama Erdal ağabeyle konuştuğumuz bir-iki hususu size ifade edeyim dedim. Bu toplantı kalite lafı beni hep ürkütmüştür. Ürküten başka kavramlar da var, onları da söyleyeceğim: Rantabilite, verimlilik, kaliteli yönetim bir de şimdi yönetişim filan gibi birtakım kavramlar var. Bunlar yeni dünya düzeninin kullandığı kavramlar. Projeye karşı değilim, proje mükemmel bir proje, tabii ki Baronun verimli ve kaliteli çalışması gerekiyor, ama bu kavramlar yargı ve hukuka da sokulmaya çalışılıyor.

Doğal olarak mesela özelleştirme bu nedenle yapılıyor şu anda. Toplam kalite, verimlilik, rantabilite adına yapılıyor. Özelleştirmenin büyük kısmına karşı değilim, ama özelleştirmede çok vahim hatalar yapılıyor. Bu kavramları benimserseniz onlara karşı çıkamazsınız, karşı çıkacağınız argümanları ortadan kaldırırsınız. O zaman dikkatli kullanmak gerekir. Bir endişemi ifade etmek için söyledim.

İkinci nokta, bunun devamı var, tamam Baromuzu böyle kaliteli yönetelim, ama bakın hemen bir meslektaşım söyledi “büro” dedi. En çok neden korkuyorum biliyor musunuz? Bir müvekkilim benden ISO standardı ister diye korkuyorum.  Nedenini söyleyeceğim. Şu anda iki şeyden korkuyorum: Birincisi, bir mesuliyet sigortasını hemen yaptırayım dedim, yapacak şirket yok. Çünkü artık müvekkillerimiz isteyecek. Peki, ne demek ISO standardının büroya girmesi? Benim bürom bu standardı alabilir, birçok meslektaşımın bürosu alabilir, ama alması için ne olması gerekiyor biliyor musunuz? Sizin bilgisayarınızdan, yazılımınızdan, büronuzun güvenliğinden, arşiv sisteminizden merkezinize kadar, yani haydi diyelim 100 000 dolarlık bir yatırımınız gerekiyor istenilenleri almanız için.

Peki, arkadaşlar bu meslektaşlar arasında haksız rekabeti doğurmaz mı? Evet. Batıda böyle, ama Batıda böyle diye biz her şeyi kabul mu edeceğiz. Yani bir sürü şeye karşı çıkarken dikkatli olunması gerektiği için söylüyorum. Mesela, cezaevleri özelleştiriliyor Amerika’da, biliyorsunuz Amerika’da özel cezaevleri var. İşte bu kavramlar kullanılarak yapılıyor. Peki, yarın yargıyı da aynı kavramlarla özelleştirecekler.  Bu anlamda bir tehlikeye işaret edeyim dedim. Yoksa Barodaki bu proje mükemmel bir proje, tabii ki kavramları ve kelimeleri, örneğin hukukta kullanacağımız adil yargılanma, hukuk reformu gibi kavramlarımız var. Örneğin, yasalar kalite kavramı kullanılarak incelenebilir mi? Ya da adalette kalite olur mu, nasıl olur? Yani buralara girecek bu kavramlar. Ben sadece bir tehlikeye dikkat çekeyim dedim. Çok güzel bir olay, ama bu kavramlar gittikçe hayatımıza giriyor, orada nerede duracağımızı iyi tespit etmemiz gerekiyor.

Bir de meslek sırrıyla ilgili bir husus vardı. Teklifimizde meslek sırrını süreli hale getirmek bir kavram var. Tabii meslek sırrı süreli hale getirilmez, meslek sırrı süresizdir zaten. Orada bir yanlış anlama olduğu için söylüyorum. Meslek sırrını avukat vekâlet görevi sona erse de, süresiz olarak korumalıdır, ama müvekkiline karşı dava almakla ilgili, yani müvekkiliyle vekâlet ilişkisi sona erdikten sonra dava almakla ilgili bir sınır yoktur. Evet, meslek sırrı kullanmayacak, ama bunu denetleme imkânınız yok. İşte onun için ahlaklı, hakkaniyetli bir denetim mekanizması olarak bir süre -1 yıl, 2yıl, 3 yıl gibi- eski müvekkiline karşı -meslek sırrı yine süresiz- dava alması konusuydu ve önerdiğimiz madde oydu.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN- Biz de teşekkür ederiz.

HÜSEYİN AVNİ DURMUŞOĞLU- Değerli arkadaşlar, meslek sırrı konusunda arkadaşım haklı, ben de öyle izah etmek istemedim zaten. “Oradaki sürenin bile yeterli olmayacağını” söyledim sadece. Çünkü önemli olan yerleşik uygulamadır. Türkiye Barolar Birliğinin uygulaması da bu yöndedir.

Çok değerli arkadaşlarım, evvela çok önemli bir konuyu söyleyeceğim. Tabii Haluk İnancı kardeşimiz, meslektaşımız, bizden önce Ömer Yasa Başkanımız var, ondan sonra devam edip biz disiplinde bir şeyler ortaya koymaya çalışıyoruz sizlerin adına.  Tabii Baromuzdan önce maalesef ISO 9001 Kalite Belgesi alan bürolar var İstanbul’da. Ama çok üzgünüm, ben onun için söz alayım da arkadaşlarımız hiç böyle bir şeye başvurmasınlar, maalesef biraz evvel kriterlerini anlattılar. Söylemiyorum, sadece 55. madde burada haksız rekabete bağlı reklam yasağına bağlı olarak değerlendirildi ve maalesef o büroyu, o kaliteli büroyu biz cezalandırdık çok üzülüyorum. Tabii gönlümüz hiç razı olmadı, yaptıkları fevkalade bir şeydi. Biraz evvel anlatılan her şeyi yapmış arkadaşlarımız. Baromuz için demiyorum arkadaşlar, bürolar için o her şeyi yapan, o kadar güzel kaliteli hizmet veren büroya biz ceza verdik arkadaşlar, yani olacak iş mi? Ama mevzuatımız böyle, ne olur yanlış anlamayın. Hayır, biz kıyamadık o arkadaşlar, bize Avukatlık Yasasının 158. maddesinin tanıdığı imkânları, gerekçeleri kullanarak, aşağı çekerek “uyarma^” dedik.

SALONDAN- O arkadaşları yine saygıyla anıyoruz değil mi?

HÜSEYİN AVNİ DURMUŞOĞLU-  Evet, ona bir sözüm yok. Sayın yanlış anlaşılmasın “Arkadaşlar, biz böyle yaptık, ama lütfen Barolar Birliğine itiraz edin de hiç değilse bu ceza da kalksın” dedik. “Gerek yok, hayır” dediler. Ama biz ısrar ettik, “bizim kararımıza lütfen itiraz edin” dedik ve itiraz ettiler. “Ama bizim sayımız suyumuz yok, itirazdan sonra ne olur bilemiyoruz” dedik, kınama oldu arkadaşlar. Çünkü 55. maddenin karşılığı kınamaydı, onun için sadece şunu rica ediyorum: Yanlış anlaşılmasın, Baromuz başka, bürolar başka; onun için istirham ediyorum.

Av. NİZAR ÖZKAYA- Bu binayı alanlar için de böyle bir ceza istenilse?

HÜSEYİN AVNİ DURMUŞOĞLU- Öyle bir şey önümüze gelmediği için henüz bilemem. Biliyorsunuz soruşturmadan geçmesi gerekir.

Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim. İkide birde buraya geliyorum, ama özür diliyorum, affedersiniz. (Alkışlar)

BAŞKAN- Teşekkür ederiz.

Arkadaşlar, sadece bu konuda iki arkadaş daha söz istedi. Sayın Muammer Demirtaş, buyurun.

Av. MUAMMER DEMİRTAŞ- Bu ISO standardıyla ilgili olarak teklifi ben iki sene evvel önce İlke, Çağdaş Avukatlar Grubunda baronun denetlenmesi, daha doğrusu ayniyat muhasebesinin kurgulanması sırasında önerdiğim zaman arkadaşlar dediler ki “yahu, bu standartları veren firmaları biliyor musun? Aslında bu Amerika’nın emperyalist ajanlarının filan güdümündeki firmalardır. Dolayısıyla standart filan anlamayız, tek tip elbiseye de zaten karşıyız. Standart filan olmaz” dediler.

Bazı şeyler var, tabii bunları söylemek lazım. Biliyorsunuz su boğar, ama öte yandan da son derece hayati bir maddedir. Mesela, barajlara koyarsanız enerji elde edebilirsiniz. Hayatın en temel maddesidir. Keza iyi kullanmazsanız elektrik çarpar, ateş yakar, ama bunlar çok önemli enerji kaynaklarıdır, maddi olgulardır.

Standardize etmek ifade ediliş biçimi başka bir şeydir, kaliteli, iyi hizmet vermek başka bir şeydir. Aksi takdirde yok olup gitmek tehlikesi vardır. Ben, üniversiteyken biliyorum, parasız kalırdım, anneme mektup yazardım “anne bana para gönder” diye. Mektup gider, annem onu alır, okutur, postaneye gider, havale makbuzu yazar, onu bize gönderir, yurda gelir, yurttan biz bunu alırız, postaneye gideriz, derken aradan 20 gün geçer. 20 gün içerisinde biz arkadaşlardan para bulursak borç harç idare ederiz. Dünyanın başka yerine para göndermek için Merkez Bankasından tahsis alınır, Merkez Bankası bu tahsisi verir veya vermez. 70 sent vardır, yoktur der, ama bugün cebinizdeki herhangi bir plastik kartla, sokaktaki herhangi bir bankamatikten giderek herhangi bir yere anında istediğiniz cins bir para gönderip çekebilirsiniz.

Buna direnebilirsiniz, çünkü diyebilirsiniz ki emperyalizm iletişim kanalları içerisinde yeni bir otoyol açmıştır, aslında bunların birini mafyaya tahsis etmiştir filan gibi karşı çıkmak mümkündür, ama karşı çıkmak da o kadar kolay şey değildir. Ne var ki elektriğin çarptığı gibi, suyun boğduğu gibi, ateşin yaktığı gibi bunların tehlikeleri vardır. Arkadaşımızın işaret ettiği durum son derece doğrudur, bu tehlikelere dikkat ederek ISO standardını almak mecburiyeti vardır.

Ben, üzerinize afiyet biraz işletme iktisadı ihtisası da yaptığım için bunlara aşinayım. Bizim zamanımızda 1974 senesinde hızlı okuma diye bir şey vardı. Ben yarım sayfalık bir metin okudum, ondan sonra müvekkilim dosyayı verdi bana “okudun mu?” dedi, “okudum, takip et” dedim. Takip etti, şaşırdı kaldı. “Nasıl okudun böyle çabucak, muhakkak daha önce okumuşsunuzdur” dedi. “Ben biraz hızlı okuma kursu aldım” dedim. Sonradan hızı okuma kursları çıktı. Şimdi hızlı okuyamıyorum, gözlükle boks ve okuma yapılamıyor.

Böyle bir şeydi söyleyeceğim efendim, bitti. (Alkışlar)

BAŞKAN- Teşekkür ederiz.

Sami Bey, buyurun.

Av. SAMİ AKDAĞ-  Mehmet Beyin açıkladığı konunun bence İstanbul Barosunun şu an yapmak üzere olduğu, üzerinde yoğunlaştığı çalışmaların omurgası olduğuna inanıyorum ve bunun yargıya girmediği yönünde şu an hatırlamıyorum kimin söylediğini, şu anda Bursa Adliyesinde bir Asliye Ticaret Mahkemesi ISO 9001 Belgesiyle çalışıyor. Kenarda kıyıda sorunlar, gözden kaçan şeyler olabilir, ancak bunlar bu tür sistemlerle ortaya çıkarılabilir.

Hatırlar mısınız, eski dönemlerde şehirlerarası otobüslerde sigara içmek mutlak uygulanan bir şeydi, içmeyen karşı çıkamıyordu. Bugün bir Allah’ın kulu şehirlerarası otobüste sigara içebiliyor mu? En kötü şey yanlışın kanıksanmasıdır. Bakın, ben cüppe olayında bunu makale konusu yapacağım. Bu bizim meslek hayatımızın belki de ilk kayıt noktasıdır. Yani kenarda köşede önem verdiğimiz şeyler çok hayati olabilir. Lafı sanki kendi söylediğime getirmiş gibi oldum, ama söz konusu sistemin bütün açıkları kapatarak sistemin bir bütün organizma olarak işleyişini sağlayacağına inanıyorum.

Teşekkür ederim. (Alkışlar)

BAŞKAN- Değerli arkadaşlar, bu tutanakların çözümü yetişirse 26 Nisan Salı günü saat 17.00’de komisyonu toplantıya çağırmayı düşünüyoruz, haberiniz olsun. Ayrıca bildireceğiz sizlere.

Yeni genel kurullarda görüşmek üzere değerli katkılarınız için tümünüze teşekkür ediyorum. Sağ olun, var olun. (Alkışlar)

---- & ----

 
Şahkulu Mahallesi, Serdar-I Ekrem Sokak, No:7 Galata-Beyoğlu / İSTANBUL
Tel: +90 (212) 251 63 25  -  Fax: +90 (212) 293 89 60  -  E-Posta: baro@istanbulbarosu.org.tr