Avukat Girişi:  Kullanıcı Adı: Şifre:  
     
Stajyer Avukat Girişi «  
Şifremi Unuttum «  
Üye Ol «  

    ANASAYFA | BARO LEVHASI | ETKİNLİK TAKVİMİ | HABERLER | BARONET | BİLGİ HAVUZU | İLETİŞİM | ENGLISH  
 Tarihçe
 Başkan ve  Yönetim Kurulu
 Baro
 Baro Meclisi
 Staj Eğitim  Merkezi
 CMK
 Adli Yardım
 Merkezler
 Komisyonlar
 Kurullar
 Yayın Kurulu
 Yayınlar
 Avukatlık Hukuku
 Adliye-Baro Odaları
 Bilgi Edinme
 Kayıt İşlemleri
 Sigorta
 Anlaşmalı Kuruluşlar
 Kan Bilgi Havuzu
 UYAP Faaliyetlerimiz
 Yararlı Bilgiler





























































Alexa Toolbar
İSTANBUL BAROSUNUN KARŞI TARAFA YÜKLETİLEN VEKALET ÜCRETİ HAKKINDAKİ GÖRÜŞÜHaber » Güncel
Son Güncelleme: 19.08.2005 18:37:50 
Etkinlik Tarihi: 02.05.2005 

İSTANBUL BAROSUNUN KARŞI TARAFA YÜKLETİLEN VEKALET ÜCRETİ HAKKINDAKİ GÖRÜŞÜ

KONU : 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 164.maddesinin kamu ve kurum avukatları açısından uygulanması hakkında görüş bildirilmesi.

 

 

 

I.GİRİŞ ve SORUN

 

Hukuk sistemimizde iki tür vekalet ücreti söz konusudur. Birincisi, müvekkil ile vekil arasında yapılacak bir sözleşme ile (yazılı sözleşme yoksa Avukatlık Kanunu’nun 164/4 maddesine göre) belirlenen vekalet ücreti (A.K: m.164/1,2,3,4) ; ikincisi ise HUMK’un 423/6, (CMUK:322/I-9, 413/son; (CMK:303/I-h, 324); İYUK:31/1) ve Avukatlık Kanunu’nun 164/son maddelerine göre, vekille takip edilen davalarda mahkemece, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’ne göre re’sen takdir edilen vekalet ücretidir.

 

Kamu ve kurum avukatları, belli bir ücret (maaş) karşılığı iş gördüklerinden, bunlar için birinci tür vekalet ücreti söz konusu değildir. Ancak, yargılama gideri olan ikinci tür vekalet ücreti açısından, gerek HUMK’da, gerekse Avukatlık Kanunu’nda, serbest meslek sahibi avukatlarla, memur veya diğer istihdam şekilleriyle iş gördürülen kamu ve kurum avukatları arasında, herhangi bir ayrım yapılmamıştır. Kamu ve kurum avukatlarının da HUMK:m.423/6’da düzenlenen vekalet ücretini almaya hakları olduğu konusunda, uygulamada da herhangi bir ihtilaf olmayıp, sorun, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 146/3 maddesi nedeniyle, bu kanuna tabi olan avukatlara ödenecek vekalet ücretinin, herhangi bir sınırlamaya tabi olup olmayacağı hususunda toplanmaktadır.

 

Bu konudaki uygulama, 1136 sayılı Kanunun 164.maddesinin, 4667 sayılı Kanunla değiştirilmesine kadar, kamu ve kurum  avukatlarına, 657 sayılı kanunun 146/3 maddesindeki limit dahilinde vekalet ücreti ödenmesi şeklindeydi. Zira Avukatlık Kanunu’nun değişiklik öncesi metnindeki, “Avukatla iş sahibi arasında aksine yazılı sözleşme bulunmadıkça, tarifeye dayanarak karşı tarafa yüklenecek avukatlık ücreti avukata aittir.” ifadesi, vekalet ücretinin avukata aidiyetinin mutlak olmadığını, bunun aksinin kararlaştırılabileceğini göstermekteydi. Nitekim, 657 sayılı kanunun 146/3 maddesindeki limit de, bu istisnanın içerisinde mütalaa edilmekteydi.

 

Ancak, Avukatlık Kanunu’nun 164. maddesinin, 4667 sayılı kanunla değiştirilmesi sonrasında, ilgili fıkra, “Dava sonunda, kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekalet ücreti avukata aittir. Bu ücret, iş sahibinin borcu nedeniyle takas ve mahsup edilemez, haczedilemez.” şeklini almış ve bunun aksinin kararlaştırılamayacağı hususu, maddenin mutlak ifadesi ile güvence altına alınmıştır.

 

Bu durumda, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun değişik 164/son maddesi ile, 657 sayılı kanunun 146/3 maddesinin bir arada uygulanması mümkün olmamakta ve bu iki kanunun, birbiri ile çelişik hükümler ihtiva etmesi, uygulamada sorunların yaşanmasına sebebiyet vermektedir.

 

II.VEKALET ÜCRETİNİN KAYNAĞI ve NİTELİĞİ

 

Dava sonunda, tarifeye dayalı olarak karşı tarafa yüklenecek vekalet ücreti, yukarıda da ifade edildiği gibi, HUMK’un 423/6 maddesi ve Avukatlık Kanunu’nun 164/son maddesinden doğmaktadır. Ancak, bunun ön şartı, davanın veya takibin, “vekil (avukat)” vasıtası ile takip edilmesidir. Onun içindir ki, idareyi ve kurumları, avukat olmayan bir memurun temsil ettiği durumlarda (mesela nüfus memurlarının takip ettiği davalarda), vekalet ücretine hükmedilmemektedir. Zira vekalet ücreti, “avukatlık” sıfatının bir sonucudur.

 

III.İLGİLİ KANUN METİNLERİ :

 

1086 sayılı HUMK’un 423. maddesi şöyledir:

 

“MADDE 423 - Masarifi muhakeme aşağıda beyan olunan şeylerdir:

1 - Tarife mucibince mahkeme kalemi vasıtasiyle yapılan masraflarla celsei muhakeme, keşif ve haciz masrafları,

2 - Şahidin seyahat ve ikamet masrafiyle yevmiyesi ve ehlihibre ücret ve masrafları,

3 - İlâm harçları,

4 - Resmî dairelerden talep olunan evrakın asıl ve suret tasdik ve pul harçları,

5- Mahkemede bizzat hazır bulunanların bulundukları günlere ait seyahat ve ikamet masrafları,

6 - Dâvanın ehemmiyetine göre kanunu mucibince takdir olunacak vekil ücretleri.

 

Vekili bulunduğu halde mahkeme de bizzat ispatı vücut eden taraf yalnız seyahat masrafiyle bir güne mahsus olmak üzere yevmiye alabilir. Ancak hâkim bizzat isticvap veya yemin etmesine karar vermiş ise bu günler için yevmiye alabilir.”

 

         1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun, yürürlükteki 164. maddesi şöyledir:

 

“AVUKATLIK ÜCRETİ

 

Madde 164.- (Değişik madde ve başlığı: 4667 - 2.5.2001 / m.77) Avukatlık ücreti, avukatın hukuki yardımının karşılığı olan meblağı veya değeri ifade eder.

 

Yüzde yirmibeşi aşmamak üzere, dava veya hükmolunacak şeyin değeri yahut paranın belli bir yüzdesi avukatlık ücreti olarak kararlaştırılabilir.

 

İkinci fıkraya göre yapılacak sözleşmeler, dava konusu para dışındaki mal ve haklardan bir kısmının aynen avukata ait olacağı hükmünü taşıyamaz.

 

Avukatlık asgari ücret tarifesi altında vekalet ücreti kararlaştırılamaz. Ücretsiz dava alınması halinde, durum baro yönetim kuruluna bildirilir. Avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu hallerde, değeri para ile ölçülemeyen dava ve işlerde avukatlık asgari ücret tarifesi uygulanır. Değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde ise asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla ücret itirazlarını incelemeye yetkili merci tarafından davanın sonucuna ve avukatın emeğine göre değişmek üzere ücret anlaşmazlığı tarihindeki dava değerinin yüzde beşi ile yüzde onbeşi arasındaki bir miktar avukatlık ücreti olarak belirlenir. (Değişik 3. cümle: 5043 - 13.1.2004 / m.5 - Yürürlük m.8) Avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu veya taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesinin bulunmadığı yahut ücret sözleşmesinin belirgin olmadığı veya tartışmalı olduğu veya ücret sözleşmesinin ücrete ilişkin hükmünün geçersiz sayıldığı hallerde; değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla ücret itirazlarını incelemeye yetkili merci tarafından davanın kazanılan bölümü için avukatın emeğine göre ilâmın kesinleştiği tarihteki müddeabihin değerinin yüzde onu ile yüzde yirmisi arasındaki bir miktar avukatlık ücreti olarak belirlenir. (Değişik 4. cümle: 5043 - 13.1.2004 / m.5 - Yürürlük m.8) Değeri para ile ölçülemeyen dava ve işlerde ise avukatlık asgari ücret tarifesi uygulanır.

 

Dava sonunda, kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekalet ücreti avukata aittir. Bu ücret, iş sahibinin borcu nedeniyle takas ve mahsup edilemez, haczedilemez.”

 

         1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 4667 sayılı kanunla yapılan değişiklikten önceki 164. maddesindeki yargılama gideri olan vekalet ücreti ile ilgili 4.fıkrası şöyleydi:

 

“Avukatla iş sahibi arasında aksine yazılı sözleşme bulunmadıkça tarifeye dayanarak karşı tarafa yüklenecek avukatlık ücreti avukata aittir.”

 

         657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 146. maddesi şöyledir:

 

“MADDE 146 - (Değişik: 1897 - 15.5.1975) Bu Kanunun birinci maddesinin birinci fıkrası kapsamına giren memurlar aylık, ücret, ödenek, hizmetle ilgili her çeşit ödeme ve bunların şekil ve şartları bakımından bu Kanundaki hükümlere, aynı maddenin ikinci fıkrası kapsamına giren memurlar özel kanunlardaki hükümlere tabidir.

 

Memurlara kanun, tüzük ve yönetmeliklerin ve amirlerin tayin ettiği görevler karşılığında bu Kanunla sağlanan haklar dışında ücret ödenemez, hiçbir yarar sağlanamaz. (Gençlik ve Spor hizmetleri uygulamasında fiilen görevlendirilecekler hariç.)

 

(Değişik 3.Fıkra: KHK/311 - 14.1.1988)

Ancak, 2.1.1961 tarihli ve 196 sayılı Kanunun 2 nci maddesi, 7.6.1926 tarihli ve 904 sayılı Kanuna 30.1.1957 tarihli ve 6893 sayılı Kanunla eklenen ek 5 inci maddenin birinci ve ikinci fıkraları, 19.7.1972 tarihli ve 1615 sayılı Kanunun 161 inci maddesi, 13.1.1943 tarihli ve 4358 sayılı Kanunun değişik 14 üncü maddesi ve 2.2.1929 tarihli ve 1389 sayılı Kanun ile Katma Bütçeli Kurumların, İl Özel İdareleri ve Belediyeler ile bunlara bağlı birliklerin davalarını sonuçlandıran avukat ve saireye verilecek vekalet ücretine ilişkin sair kanun hükümleri saklıdır. (Değişik cümle: KHK/570 - 20.3.1997) Şu kadar ki, vekalet ücretinin yıllık tutarı; 6000 gösterge rakamının memur aylıklarına uygulanan katsayı ile çarpımı sonucu bulunacak aylık brüt tutarın oniki katını geçemez. Bu esasa göre yapılacak dağıtım sonunda artan miktar merkezde bir hesapta toplanarak Maliye ve Gümrük Bakanlığınca hazırlanacak bir yönetmeliğe göre diğer avukatlar arasında, yukarıdaki miktarı aşmamak üzere eşit olarak dağıtılır.

 

(Değişik 4. Fıkra: KHK/547 - 23.2.1995) "Bu kanun gereğince ödenecek aylık, taban aylığı, kıdem aylığı, zam ve tazminatlar ile ödenekler toplamının brüt tutarı, bulunulan yerde İş Kanunu gereğince işçiler için tespit olunan asgari ücretin aylık tutarından az olamaz; az olması halinde, aradaki fark memurun diğer özlük hakları ile ilgilendirilmeksizin tazminat olarak ödenir."

 

         IV.ANAYASAYA AYKIRILIK SORUNU      

 

         1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun, 164. maddesinin son fıkrasının birinci cümlesinde yer alan, “... avukata aittir.” sözcüklerinin Anayasaya aykırı olduğu, Çine Asliye Ceza Mahkemesi ve İzmir 4. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından ileri sürülmüş ve iptali istenmiştir. Anayasa Mahkemesi, 3.3.2004 tarih, 2002/126 E., 2004/27 K. ve aynı tarihli 2004/8 E., 2004/28 K. sayılı kararları ile, iptal taleplerinin reddine karar vermiştir.

        

Her iki kararın da gerekçesinde şöyle denmektedir: “Avukatların hukuksal bilgi ve tecrübelerinden yararlanma, hak arama ve savunmada başvurulacak meşru yol ve vasıtaların başında gelir. Vekalet ücreti, savunma hakkının en önemli parçası olan hukuki danışmanlık görevinin, konunun uzmanı hukukçular tarafından yapılmasının doğal bir sonucudur. Avukatların mesleklerini serbestçe ve herhangi bir kaygı olmadan yapabilmeleri için  yaptıkları hizmetin karşılığı olan makul bir ücret almaları gerekir. Avukatla yapılacak sözleşmede ücret kararlaştırılırken, dava sonunda karşı tarafa  yüklenecek avukatlık ücretinin gözetilmesi engellenmediğinden, itiraz konusu kuralla hak arama özgürlüğünün kullanılmasının zorlaştırıldığından da söz edilemez.

İtiraz konusu kural, anılan nedenlerle,  Anayasa’nın  2. ve 36. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.”

 

         Anayasa mahkemesinin kararı ile, avukatlık ücretinin avukata ait olduğuna ilişkin düzenlemenin hukuka aykırı olmadığı ve bu ücretin, avukatın şahsi hakkı olduğu karar altına alınmıştır. Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcı niteliği ise, Anayasanın 153/son maddesinde şu şekilde ifade edilmiştir: “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.”

 

V.UYGULANACAK KANUN SORUNU :

 

         A- Açıklamalar

 

         Yukarıda sıraladığımız kanun metinleri incelendiğinde, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun değişik 164. maddesinin son fıkrası ile, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 146. maddesinin 3. fıkrasının çeliştiği gözükecektir. Her iki kanunun lafzı incelendiğinde, uygulayıcılara takdir hakkı ve yetkisinin tanınmadığı, dolayısıyla hükümlerin, “emredici” nitelikte olduğu anlaşılacaktır. Kabul ve yürürlük tarihi olarak sonraki kanun niteliğinde olmasına rağmen, Avukatlık Kanunu’nda kapsamlı değişiklikler yapan 4667 sayılı kanun,  657 sayılı kanunun 146/3 hükmünü açıkça ilga etmemiştir. Bu durumda, genel hukuk prensipleri, yargı kararları ve doktrin ışığında çözüme gidilecektir.

 

         Farklı zamanlarda yapılan kanuni düzenlemelerin birbirine aykırı hükümler içermesi halinde, kanunkoyucunun iradesinin, sonraki  kanunun uygulanması yönünde olduğu kabul edilmelidir. Aksi görüşün kabulü halinde, kanunkoyucunun, “uygulanmamak için” kanun çıkardığı gibi, mantık dışı bir sonuç ortaya çıkmış olacaktır.

 

         Bu durumda, “zımni ilga” yoluyla çözüme gidilmesi, doktrinde de şu şekilde ifade edilmektedir:

 

         “Sonraki kanun ile evvelki kanun arasında birbirine aykırılık mevcut olduğu takdirde, sonraki kanun, bu hususta sarih bir kayıt ihtiva etmese bile, evvelki kanunu yürürlükten kaldırmış sayılır. Buna evvelki kanunun “yürürlükten zımni olarak kaldırılması” denir.” (Erem Faruk, Ümanist Doktrin Açısından Türk Ceza Hukuku, 1995, S.131)

 

         Yukarıdaki kuralın, evvelki ve sonraki kanunların genel ve özel olması durumlarına göre ayrıca irdelenmesi gerekir. Bu hususta doktrinin görüşü şu şekildedir:

 

            “Evvelki ve sonraki kanunun her ikisi de umumi kanun ise sonraki, evvelkini yürürlükten kaldırır. (...)

            Eğer evvelki ve sonraki kanunun her ikisi de hususi ise, sonraki kanunun evvelki kanunda yer almış bütün konuları ihtiva edip etmediğine bakılmalıdır; ihtiva etmediği takdirde evvelki kanunun bu konulara ait hükümleri yürürlükte kalmış sayılır.

            Evvelki kanun umumi sonraki kanun hususi ise, hususi kanun kendi konusuna ait hususlarda umumi kanunu yürürlükten kaldırır. Halbuki sonraki umumi kanun evvelki hususi kanuna etkili olamaz.” (Erem Faruk, a.g.e. S. 131-132)

 

         Türk yargısının bu konudaki uygulaması da, doktrinin yukarıda alıntıladığımız görüşüne uygundur. Anayasa Mahkemesi, bir siyasi partiye verdiği ihtar kararında şu tespitte bulunmuştur: “...Kaldı ki, Siyasi Partiler Kanunu sonraki kanun olarak uygulama önceliğine sahiptir. Bu bakımdan istemin Anayasa Mahkemesinin görevine girdiği sonucuna varılmıştır.” (Siyasi Parti İhtar, 02.07.1987 T.,1987/3 E., 1987/3 K.)

 

         Yine Anayasa Mahkemesi, 10.07.1992 T., 1991/2E., 1992/1 K. sayılı kararında, “Hukukta önceki ve sonraki yasa hükümleri arasında bir çelişme olduğu ve yasakoyucunun sonraki kanun metnine ilgayla ilgili açık bir hüküm koymadığı durumlarda, örtülü yürürlükten kaldırma söz konusudur. Kural olarak eski ve yeni yasalar arasında çelişme varsa, yeni yasanın önceki yasayı örtülü olarak yürürlükten kaldırdığı kabul edilebilir.” içtihadında bulunmuştur.

 

         Hukuk sistemimizin diğer yüksek yargı organları olan Yargıtay ve Danıştay da, bu konuda aynı görüştedir. Yargıtay’ın, 14.12.1992 T., 1992/1 E., 1992/5 K. sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında, “3167 sayılı kanunda karşılıksız çek keşide edenler yönünden caydırıcı olabilecek cezai yaptırımlar getirilmektedir. Bu kanun, Türk Ticaret Kanunu göre hem özel kanun, hem de daha sonraki kanun olması dolayısıyle, öncelikle uygulanması gerekmekle beraber, ...” şeklindeki ifade ile sonraki özel kanunun uygulanacağı belirtilmiştir.

 

         Danıştay’ın 11.02.1988 T., 1987/3 E., 1988/1 K. sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında ise,  “Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunundaki anılan 24. madde hükmü, özel ve sonraki bir kanun, Emlak Vergisi Kanunundaki anılan 22. madde hükmü ise, genel ve önceki bir kanundur. "Özel ve sonraki kanun hükmünün genel ve önceki kanun hükmü yerine uygulanması gerektiği" yolundaki hukuk ilkesi karşısında, Emlak Vergisi muafiyetinin nasıl düzenleneceği konusundaki her iki kanundan, özel ve sonraki kanun olan Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunundaki anılan 24. madde hükmünün uygulanması gerekecektir.” denmek suretiyle, bu hususun, bir “hukuk ilkesi” olduğu vurgulanmıştır.

 

B- Genel Kanun – Özel Kanun İlişkisi

 

Avukatlık mesleğinin 1136 sayılı Kanun ile düzenlendiği, bu Kanunda, avukatlar arasında çalışma şekil ve şartları açısından herhangi bir ayrım ve sınıflandırma yapılmadığı, hatta daha da ileri gidilerek, Ek.1.maddede kamu kurum ve kuruluşları ile kamu iktisadi teşebbüslerinde, aslî ve sürekli olarak avukatlık görevinde çalışanların, görevlerinin gereği olan işleri yaparken, baro levhasına kayıtlı avukatların yetkileriyle haklarına sahip ve onların ödevleriyle yükümlü olduklarının vurgulandığı, tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekalet ücretinin avukata ait olduğu, “vekalet ücreti”nin memur olmanın değil, avukat olmanın bir sonucu olduğu ... gibi hususlar nazara alındığında, 1136 sayılı Kanunun özel bir kanun olduğu anlaşılmaktadır. 657 sayılı Kanunun 36. maddesinde de, “Avukatlık hizmetleri sınıfı, özel kanunlarına göre avukatlık ruhsatına sahip, baroya kayıtlı ve kurumlarını yargı mercilerinde temsil yetkisini haiz olan memurları kapsar.” denmek suretiyle, Avukatlık Kanununun özel niteliğine vurgu yapılmaktadır.

 

657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ise, 1.maddesinin 1.fıkrasında da belirtildiği gibi, ilgilinin sıfatına ve mesleğine bakılmaksızın bütün devlet memurlarının kadro, hak ve yükümlülüklerini düzenleyen, konusunda en genel niteliğe sahip kanundur. Yine 657 sayılı Kanunun 4. maddesinde yapılan “memur” tanımı, Kanunun genel niteliğini daha da pekiştirmektedir.

 

C- Önceki Kanun – Sonraki Kanun İlişkisi

 

657 sayılı Devlet Memurları Kanunu, 20 Temmuz 1965 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Kanunun, vekalet ücreti ile ilgili 146. maddesinin 3. fıkrasının, “Şu kadar ki, vekalet ücretinin yıllık tutarı, birinci derece son kademe aylığının (ek gösterge hariç) yıllık tutarını geçemez.” cümlesi, 20.03.1997 tarih ve 570 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (3 Nisan 1997 T., 22953 Mükerrer sayılı R.G.) ile “Şu kadar ki, vekalet ücretinin yıllık tutarı; 6000 gösterge rakamının memur aylıklarına uygulanan katsayı ile çarpımı sonucu bulunacak aylık brüt tutarın oniki katını geçemez.” cümlesi ile değiştirilmiştir. Bu tarihten sonra söz konusu hükümde herhangi bir değişiklik yapılmamıştır.

 

1136 sayılı Avukatlık Kanunu ise, 7 Nisan 1969 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Kanunun, tarifeye dayalı olarak karşı tarafa yükletilecek vekalet ücreti ile ilgili 164. maddesinin 4. fıkrasındaki, “Avukatla iş sahibi arasında aksine yazılı sözleşme bulunmadıkça, tarifeye dayanarak karşı tarafa yüklenecek avukatlık ücreti avukata aittir.” hükmü, söz konusu maddenin, 4667 sayılı Kanunun 77. maddesi ile, kenar başlığıyla birlikte tamamen değişmesi ile, değişik 164. maddenin son fıkrasında, “Dava sonunda, kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekalet ücreti avukata aittir. Bu ücret, iş sahibinin borcu nedeniyle takas ve mahsup edilemez, haczedilemez.” şeklini almıştır. Bu değişikliği yapan 4667 sayılı Kanun, 02.05.2001 tarihinde kabul edilmiş ve 10 Mayıs 2001 tarih ve 24398 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

 

Bu durumda, yüksek yargı organlarının bağlayıcı nitelikteki içtihatları ve doktrinin görüşü ışığında, sonraki özel kanun olan Avukatlık Kanunu’nun 164/son maddesine aykırı olan, önceki genel kanun niteliğindeki Devlet Memurları Kanunu’nun, 146. maddesi 3. fıkrasının ikinci ve üçüncü cümlelerinin zımnen ilga olduğunun kabulü gerekmektedir. Bu durum sadece yargı mercileri açısından değil, kanunlara uymakla ve onları uygulamakla görevli olan idare açısından da geçerlidir.

 

VI.EŞİTLİK İLKESİNE AYKIRILIK

 

Eşitlik ilkesi, Anayasamızın 10. maddesinin 4. fıkrasında şu şekilde vurgulanmıştır: 

 

“Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.”

 

Eşitlik ilkesi, farklı durumlarda bulunanlara da aynı kuralların uygulanmasına sebebiyet verecek şekilde mutlak olarak algılanamaz ise de, aynı durumda bulunan kişilere aynı kuralların uygulanmasını gerektirir. Bu durum, Anayasa Mahkemesi’nin 15.10.2003 tarih, 2003/84 E.,  2003/89 K. sayılı kararında şöyle ifade edilmiştir:

 

“Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin yasalar karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak yasa karşısında eşitliğin çiğnenmesi yasaklanmıştır.”

 

         Kamu kurum ve kuruluşları ile idare bünyesinde avukatlık hizmetinin ifasında, çeşitli istihdam şekillerine göre avukatlar görev yapmaktadır. Uygulamada, aynı kurum içerisinde, 657 sayılı Kanuna tabi avukatlar yanında, sözleşmeli veya SSK mevzuatına tabi avukatlar da görev yapabilmektedir. 657 sayılı Kanuna tabi olmayan avukatlara vekalet ücreti dağıtımında, limit uygulanması söz konusu değildir. Bu durumda, toplanan vekalet ücretlerinin dağıtımında, 657 sayılı Kanuna tabi olan avukatlara limit dahilinde dağıtım yapılması, 657 sayılı Kanuna tabi olmayanlara limitsiz dağıtım yapılması veya hem 657 sayılı Kanuna tabi memur avukat hem de bu kanuna tabi olmayan sözleşmeli avukat çalıştıran kurumlarda, memur avukatlara limit dahilinde vekalet ücreti dağıtılırken, diğerlerine limitsiz dağıtım yapılması, aynı durumda bulunan, aynı işi yapan ve hatta vekalet ücretini birlikte tahsil eden avukatlar arasında eşitsizlik meydana getirecektir. Bu durum açıkça Anayasanın eşitlik ilkesine aykırıdır.

 

         VII.KONU İLE İLGİLİ EMSAL YARGI KARARLARI

 

         1136 sayılı Kanunda, 4667 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle, karşı tarafa yüklenecek vekalet ücretinin avukata ait olduğu emredici hüküm haline getirildikten sonra, limit dahilinde vekalet ücreti dağıtmaya devam eden idare ve kurumlara karşı, avukatlar tarafından bir çok davalar açılmıştır.

 

         Vekalet ücretinden doğacak her türlü uyuşmazlıkların, baro hakem kurulları tarafından çözüleceğine ilişkin Avukatlık Kanunu’nun 167. maddesi gereğince, baro hakem kurulları tarafından verilen, bilinen tüm kararlar, vekalet ücretine limit uygulanamayacağı yönündedir.

 

A-   Adli Yargı Kararları

 

Antalya Barosu Hakem Kurulu, limit uygulaması nedeniyle emanet hesabında biriken vekalet ücretinin ödenmesi talebiyle açılan davada verdiği, 24.05.2002 T., 2002/22 E., 2002/8 K. sayılı kararında, “657 sayılı Yasanın, 1136 sayılı Yasaya göre daha genel bir yasa olduğu, bu nedenle özel yasanın uygulanması gerektiği, Avukatlık Yasası’nın değişik 164. maddesinin amir hüküm olduğu gerekçeleriyle, açılan davanın kabulüne” karar vermiştir.

 

         Konya Baro Hakem Kurulu, 20.09.2002 T., 2002/13 E., 2002/6 K. sayılı kararında, “tarifeye dayalı olarak verilen avukatlık ücretinin, Kamu Kurum ve Kuruluşlarında çalışan avukatlara ait olacağı, vekalet ücretinin avukatlar arasında eşit olarak paylaştırılacağı, bu konuda limit getirilemeyeceğine” karar vermiştir.

        

         Samsun Barosu Hakem Kurulu, 18.04.2003 T., 2003/8 E., 2003/8 K. sayılı kararında, “avukatlık yasasının ek-1. maddesine göre kamu kurum ve kuruluşları ile kamu iktisadi teşebbüslerinde görevli avukatların, görevlerini yaparken baro levhasına kayıtlı avukatların yetki ve haklarına sahip olduğunu, bu konuda istisna getirilmediğini, avukatlık kanununun 164. maddesindeki “aksi kararlaştırılmadıkça” kelimelerinin, 4667 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle metinden çıkarılmasıyla daha önce tarafların özgür iradesine bırakılan konunun bu sefer yasa koyucu tarafından, aksinin kararlaştırılmasını istemediği bir şekilde düzenlendiğini, avukatlık kanununun daha özel ve sonraki kanun olduğunu” gerekçe göstererek, davanın kabulüne karar vermiştir.

 

         Ankara Barosu Hakem Kurulu, 08.08.2003 T., 2002/249 E., 2003/172 K. sayılı kararında özetle, “Avukatlık Yasasının ek-1. maddesine göre kamu kurum ve kuruluşları ile kamu iktisadi teşebbüslerinde görevli avukatların, görevlerini yaparken baro levhasına kayıtlı avukatların yetki ve haklarına sahip olduğu, yasada öngörülen hak ve mükellefiyetlerin sadece serbest çalışan avukatlar için geçerli olup, Kamu Kurum ve Kuruluşları ile Kamu İktisadı Teşebbüslerinde çalışan avukatları kapsamayacağı düşüncesinin kabul edilemez olduğu, 657 sayılı Kanunun 36. maddesinde, avukatların mesleklerinin özel kanunu olan Avukatlık Kanunu ile bağlı olduklarının vurgulandığı, dava konusu vekalet ücretinin, kaynağını HUMK’un 423. maddesinden almasına rağmen, bir hak olarak kime ait olduğu ve kime ödeneceği noktasında, kaynağını Avukatlık Yasasından aldığı, vekalet ücretinde Kamu Kurum ve Kuruluşlarının herhangi bir hakkı bulunmadığı gibi bu ücretin kendi bütçelerinden de çıkmadığı, bu nedenle dağıtılmasına da bir limit getirilemeyeceği, Avukatlık Kanunu’nun, Devlet Memurları Kanunu’na göre daha özel ve sonraki kanun olduğu, bu nedenle doktrin ve uygulamaya göre, genel kanunun hükümlerinin geçersiz kılındığı, bunun hukukun temel ilkesi olduğu, Avukatlık Yasası’nın 4667 sayılı Yasa ile değişik 164/son maddesi hükmünün, avukatlık ücreti ve dağıtımı hususunda, kendisinden önceki tüm yasa KHK ve yönetmelik hükümlerini zımnen geçersiz kıldığı, bu nedenle tahsil edilen avukatlık ücretinin toplanarak, tamamının, o kuruluşta asli ve sürekli olarak avukatlık görevinde çalışan tüm avukatlar arasında eşit olarak dağıtılması gerektiğinin eşitlik ilkesinin bir sonucu olduğuna ve bu nedenle davanın kabulüne” karar vermiştir.

 

         Her ne kadar Anayasa Mahkemesi’nin, 03.03.2004 T., 2003/98 E., 2004/31 K sayılı kararı ile, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 167. maddesi iptal edilmiş ve Baro Hakem Kurullarının görevi sona ermiş ise de, kararların verildiği tarihte söz konusu kurullar görevli olduğundan, verilen kararlar hukuken geçerlidir.

 

B-   İdari Yargı Kararları

 

Davacının, Rektörlüğü temsilen katılmış olduğu davalarda hak ettiği vekalet ücretinin, üst sınır getirmeksizin tümünün tarafına ödenmesi yolundaki başvurusunun, cevap verilmemek suretiyle reddine ilişkin işlemin iptali talebiyle açtığı davada, Kocaeli İdare Mahkemesi 13.02.2004 tarih, 2003/1731 E., 2004/117 K. sayılı ilamı ile şu kararı vermiştir:

 

“ (...) 1136 sayılı Avukatlık Yasasının 164.maddesinin 4. fıkrasının 4667 sayılı Yasayla değiştirilmeden önceki halinde, avukatla iş sahibi arasında aksine sözleşme bulunmadıkça tarifeye dayanarak karşı tarafa yüklenecek avukatlık ücretinin avukata ait olduğu belirtilmiş, 4667 sayılı Yasayla anılan maddede yapılan değişiklik sonucunda ise 164. maddede, “Avukatlık ücreti, avukatının hukuki yardımının karşılığı olan meblağı veya değeri ifade eder.

 

(...)

 

Dava sonunda, kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekalet ücreti avukata aittir. Bu ücret, iş sahibinin borcu nedenle takas ve mahsup edilemez, haczedilemez.” hükmüne yer vermiştir.

 

Dosyanın incelenmesinden; .......... Rektörlüğünde avukat olarak çalışan davacının 1136 sayılı Yasanın 164. maddesi 4.fıkrasının 4667 sayılı yasayla yapılan değişiklik nedeniyle davalı rektörlüğü temsilen katıldığı davalarda hak etmiş olduğu vekalet ücretlerinin üst sınır getirilmeksizin tarafına ödenmesi istemiyle yapmış olduğu başvurusunun cevap verilmemek suretiyle reddedildiği anlaşılmakta olup, yukarıda yer alan 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 164. maddesinde yapılan değişiklikle hiçbir istisna getirilmeksizin yargı mercileri kararlarıyla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenilecek vekalet ücretinin davada haklı çıkan tarafın avukatına ait olduğu öngörüldüğünden davalı rektörlüğün tarafı olduğu davalarda karşı tarafa yükletilecek vekalet ücretinin davalı idare avukatı olan davacıya ait olacağı şüphesizdir.

 

Kaldı ki 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu genel nitelikli yasa olduğu, 1136 sayılı Avukatlık Kanununun ise özel yasa olduğu, özel yasada hüküm bulunması halinde öncelikle olaya özel yasa hükümlerinin uygulanması gerektiği içtihat ve doktrin gereğidir. (...)

 

Davalı Maliye Bakanlığı her ne kadar Limit Dışı Kalan Vekalet Ücretinin Dağıtım Esasları Hakkında Yönetmelikte limit dışı kalan vekalet ücretinin dağıtım usul ve esaslarının belirlendiği, Avukatlık Kanununda yapılan değişikliğin 657 sayılı Kanunun 146. maddesiyle getirilen sınırlamayı kaldırmadığını iddia etmekte ise de; yasada hüküm varsa öncelikle olaya yasa hükmünün uygulanması gerektiği, 11366 sayılı Kanunda da açık hüküm bulunması karşısında yönetmelik hükmü dikkate alınamayacağı ...

 

Açıklanan nedenlerle dava konusu işlemin iptaline...”

 

Yukarıda özetlemeye çalıştığımız yargı kararlarında, aynı gerekçelerle vekalet ücretinin dağıtımına sınırlandırma ve limit getirilemeyeceği açıkça vurgulanmıştır.

 

Bu konuda, aksi yönde bilinen tek karar, Danıştay 11.Dairenin 10.11.2003 T., 2002/4665 E., 2003/4924 K. sayılı kararıdır. Bu kararla, Zonguldak İdare Mahkemesi’nin, yargı kararıyla karşı tarafa yüklenen vekalet ücretinin, hiçbir limit ve kısıntıya tabi olmaksızın tamamının hukuk müşavirleri ve avukatlara eşit olarak ve defaten ödenmesi yolunda yapılan başvurunun reddine ilişkin işlemin iptaline dair, 11.09.2002 T., 2002/751 E., 2002/948 K. sayılı kararının bozulmasına hükmedilmiştir. Ancak bu kararda, vekalet ücreti ve limit konusu ile birlikte, avukatların “avukatlık” sıfatları yok sayılmakta ve tamamen “devlet memuru” vasfı öne alınarak yorum yapılmaktadır. Söz konusu karar bir çok yönden hukuka aykırı yorum ve kabuller içerdiğinden, emsal niteliği taşımamaktadır.

 

Örneğin, karardaki, “Öte yandan kamu avukatlarının; müvekkillerinin, tek yanlı olarak yaptırım gücünü uygulama yetkisine sahip bulunan devlet kurumları olduğu ve görevlerinin devlet hizmetinin yürütümü sırasında ortaya çıkan hukuksal sorunların çözümüyle ilgili olduğu dikkate alındığında, hem temsil ettikleri şahıslar (devlet kurumları) hem yaptıkları iş (kamu hizmeti) serbest avukatlara göre farklılık arzetmektedir.” cümlesi, sanki kanunların idareyi bağlamadığı, idare tek yanlı yaptırım gücüyle kanuna aykırı uygulamalar yapabileceği intibaını yaratmaktadır. Halbuki Anayasanın 10. maddesinin 4. fıkrasında, “Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.” denmek suretiyle, idarenin hem kanunlara uygun hareket etmesi vurgulanmış, bununla yetinilmeyip, eşitlik ilkesi de getirilmiştir. İdarenin bazı kanunlara uyup bazı kanunlara uymama gibi bir lüksü olmadığına göre, yaptırım gücü de kanunlarla sınırlıdır.

 

Aynı cümlede, “kamu avukatı” ve “serbest avukat” ayrımına da vurgu yapılmıştır. Görevin niteliği gereği, kamu avukatları ile serbest avukatlar arasında bazı farklar olabilirse de, hak ve yükümlülükler açısından bu ayrımın yapılamayacağı, 1136 sayılı kanunun Ek:1. maddesi ile güvence altına alınmıştır. Danıştay Kararında bu husus gözden kaçırılmıştır.

 

Yine Kararda geçen, “Bu durumda, 657 sayılı yasada kurum avukatlarına verilecek vekalet ücretine ilişkin olarak farklı bir düzenleme yapılmadığı sürece, 1136 sayılı Avukatlık Yasasında 4667 sayılı Yasa uyarınca yapılan değişikliğin, kamu personeli statüsünde bulunan kurum avukatlarına ve bu arada davacıya ödenen vekalet ücretine uygulanan sınırlamayı kaldırdığından söz etmek mümkün olmadığından dava konusu işlemin iptali yolunda verilen idare mahkemesi kararında hukuka uyarlık bulunmayıp bozulması gerekmektedir.” cümlesi ile, yukarıda V. nolu başlık altında belirttiğimiz temel hukuk ilkelerine, bağlayıcı yargı kararlarına ve doktrinin görüşüne aykırı karar verilmiştir.

 

Bir mahkemenin, Yüksek Mahkeme de olsa, bağlayıcı yargı kararlarına (Anayasa Mahkemesi Kararı, İçtihadı Birleştirme Kararı) aykırı hüküm vermesi doğru değildir. Oysa Danıştay’ın 11.02.1988 T., 1987/3 E., 1988/1 K. sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında, “Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunundaki anılan 24. madde hükmü, özel ve sonraki bir kanun, Emlak Vergisi Kanunundaki anılan 22. madde hükmü ise, genel ve önceki bir kanundur. "Özel ve sonraki kanun hükmünün genel ve önceki kanun hükmü yerine uygulanması gerektiği" yolundaki hukuk ilkesi karşısında, Emlak Vergisi muafiyetinin nasıl düzenleneceği konusundaki her iki kanundan, özel ve sonraki kanun olan Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunundaki anılan 24. madde hükmünün uygulanması gerekecektir.” denmek suretiyle, önceki ve sonraki kanun arasında ihtilaf olması halinde, ne şekilde çözüme gidileceği belirtilmiştir. 657 sayılı Kanunun diğer kanunlardan farklı bir statüsü olmadığına göre, bu kanundaki bir hükmün değişmesi veya kaldırılması için, ille de açıkça bu kanunda şekli/lafzi değişiklik yapılmasına gerek yoktur.

 

         Yine kararın yukarıda alıntıladığımız cümlesinde kamu avukatlarının, “kamu personeli statüsü”ne vurgu yapılmakta ise de, kamu avukatının “avukatlık” sıfatının, “kamu personeli” statüsünden önce geldiğinde şüphe yoktur. Üstelik vekalet ücreti, “kamu personeli statüsü”nün değil, “avukatlık” sıfatının sonucudur. Onun için, ilk önce Avukatlık Kanununa müracaat etmek gerekmektedir.

 

         Zaten Danıştay’ın bu kararı oybirliği ile alınmamış olup, idare mahkemesi kararının usul ve hukuka uygun olduğu azlık oyunda belirtilmiştir.

 

         Bu konuda son olarak şu hususu da vurgulamak gerekmektedir: Kamu Kurumları ve idareler, kanunları re’sen uygulamak zorundadır. Bir kanunun gereğini yapmak için, ilgiliyi yargı kararı getirmek yükümlülüğü altına sokmak, hukuka saygı ile bağdaştırılamaz.

 

VIII.DİĞER KANUN VE YÖNETMELİKLER

 

Konu ile ilgili yukarıda değinilen düzenlemeler dışında, 02.02.1929 tarihli1389 sayılı “Devlet Davalarını İntaç Eden Avukat ve Saireye Verilecek Ücreti Vekalet Hakkında Kanun”, Bakanlar Kurulunca çıkartılan 12.08.1961 tarihli, “1389 Sayılı Kanuna Göre Vekalet Ücreti Tevzi Yönetmeliği”, Bakanlar Kurulunca çıkartılan 22.03.1983 tarihli, “Limit Dışı Kalan Vekalet Ücretlerinin Dağıtımı Esasları Hakkında Yönetmelik” ve Bakanlar Kurulunca çıkartılan 08.05.1963 tarihli, “Sosyal Sigortalar Kurumu Vekalet Ücretleri Dağıtım Yönetmeliği” gibi bir takım düzenlemeler bulunmaktadır.

 

1389 sayılı Kanun, devlet davalarını sonuçlandıran avukatlara, tahsil olunan vekalet ücretlerinin hangi oranlarda dağıtılacağını düzenlemektedir. Bu kanunda ve kanunun uygulamasını gösteren yönetmelikte, herhangi bir limit ve sınırlama bulunmamaktadır.

 

Bu kanunun kabul edildiği tarihte, vekalet ücretlerinin mutlak olarak avukata ait olduğuna dair bir kanun hükmü olmadığından, avukatlarla birlikte muhakemat müdürleri, hukuk müşavirleri ve takip memurlarına da belli oranda vekalet ücreti verilmesi kabul edilmiştir. Hatta avukat olmayan yerlerde kaza mal müdürleri, posta ve telgraf merkez müdürleri de kapsama dahil edilmiştir. Bu kanunun uygulanmasını göstermek için çıkarılan, “1389 Sayılı Kanuna Göre Vekalet Ücreti Tevzi Yönetmeliği” ise, vekalet ücretinin dağıtımını daha da karmaşık hale getirmiştir. Ancak bu iki düzenleme, hazine avukatlarından söz etmekte ve tüm kamu ve kurum avukatlarını kapsama almamaktadır.

 

Konu ile ilgili bir diğer düzenleme, 22.03.1983 tarihli, “Limit Dışı Kalan Vekalet Ücretlerinin Dağıtımı Esasları Hakkında Yönetmelik”tir. Bu yönetmelik, 657 sayılı Kanunun 146. maddesine dayanılarak çıkarılmış olup (m.3), limit dışı kalan vekalet ücretinin dağıtımını düzenlemektedir. Bu yönetmelikte özetle, “vekalet ücretinin ayrı bir emanet hesabında toplanacağı (m.4), limit dışı tutarın bütçeye gelir kaydedilemeyeceği (m.5), dağıtımdan arta kalan miktarın bir sonraki yıl kullanılmak üzere adi emanet hesabında bekletileceği ve bir sonraki yıl yeniden dağıtıma dahil edileceği (m.7/2)” gibi hususlar düzenlenmiştir. Yönetmeliğin genel mantığı, limit dışı dahi olsa vekalet ücretinin avukatlara ait olduğu ve hiçbir şekilde limit dışı kalan kısmın bütçeye dahil edilemeyeceği yönündedir. Ancak, yukarıda belirtilen gerekçelerle, 657 sayılı kanunun 146. maddesinin vekalet ücretine limit getiren hükmü zımnen ilga olduğundan, ona dayanan yönetmeliğin de bir geçerliliği kalmamıştır. Aynı şekilde, Avukatlık Kanunu’na aykırı olan diğer yönetmelikler de uygulanmayacaktır.

 

IX.TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ’NİN GÖRÜŞÜ

 

Türkiye Barolar Birliği, bir avukatın başvurusu üzerine, 03.07.2002 tarih ve II-1/5204 sayılı yazısı ile verdiği görüşte özetle, “Avukatlık Kanunu’nun özel ve sonraki bir kanun olduğu ve öncelikle tatbik edilmesi gerektiği, davada karşı tarafa yüklenen avukatlık ücretinin tamamının avukata ait olacağının kanunun emredici hükmü karşısında tartışmasız kabulü gerektiği, ancak bazı kurum ve kuruluşlarda fiilen duruşma avukatlığı ve hazırlık ve büro çalışmaları belli avukatlarca yapıldığından, toplanan vekalet ücretinin tamamının hiçbir sınırlama olmaksızın, kurumda görev yapan tüm avukatlar arasında paylaştırılması gerektiği, vekalet ücretlerinin idarenin kasasında toplanıp idarece kullanılmasının hukuka aykırı olduğu” belirtilmiştir.

 

X.MALİ YÖNDEN DEĞERLENDİRME

 

İnceleme konusu olan vekalet ücretinin mali kaynağı ve yükümlüsü, davanın karşı tarafıdır. Tabiidir ki, karşı tarafın yapacağı bu ödeme nedeniyle idarenin veya kamu kurumunun bütçesinde herhangi bir azalma meydana gelmemektedir. Yukarıda izah ettiğimiz gibi, 22.03.1983 tarihli Limit Dışı Kalan Vekalet Ücretlerinin Dağıtımı Esasları Hakkında Yönetmelik’in 4, 5 ve 7. maddeleri gereği, limit uygulansa dahi, limit dışı kalan vekalet ücretinin hiçbir şekilde bütçeye gelir kaydedilemeyeceği ve bir sonraki dağıtımda tekrar dağıtıma katılacağı için, bu yönden de idarenin gelirlerinde hiçbir şekilde azalma, kayıp veya zarar meydana gelmeyecektir.

 

Neticede, vekalet ücreti, idarelerin bütçesinden bağımsız olup, emanet hesabında toplanmakta, gelir veya gider olarak gösterilememektedir.

 

XI.SONUÇ

 

q            4667 sayılı Kanunla, Avukatlık Kanunu’nun 164. maddesinin değiştirilmiş, karşı tarafa yüklenecek vekalet ücretinin avukata ait olduğuna ilişkin cümledeki “aksine yazılı sözleşme bulunmadıkça” ibaresinin cümleden çıkarılmış olması, böylece vekalet ücretinin avukata aidiyetinin kesin kural haline getirilmiş olması,

 

q            Karşı tarafa yüklenen vekalet ücretinin hukuki mesnedinin HUMK’un 423/6 maddesi ile Avukatlık Kanunu’nun 164/son maddeleri olması,

 

q            Vekalet ücretinin, devlet memuru sıfatının sonucu olarak değil, “avukat” sıfatının sonucu olarak hakedilmiş olması,

 

q            Anayasa Mahkemesi tarafından, Avukatlık Kanunu’nun söz konusu hükmünün anayasaya aykırı olmadığına karar verilmiş olması,

 

q            Anayasa Mahkemesi kararları, Yargıtay ve Danıştay İçtihadı Birleştirme Kararları ve doktrine göre sonraki özel kanunun, önceki genel kanunun kendisine aykırı hükümlerini zımnen ilga etmesi,

 

q            Aynı durumda bulunanlara farklı kurallar uygulanmasının, Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırı olması,

 

q            Konu ile ilgili yargı kararlarında, karşı taraftan tahsil edilen vekalet ücretinin, Devlet Memurları Kanunu’na tabi olup olmadıklarına bakılmaksızın, ilgili kurum ve kuruluşlarda çalışan tüm avukatlara eşit olarak dağıtılacağına hükmedilmiş olması,

 

q            Vekalet ücreti ile ilgili 4667 sayılı kanunla yapılan düzenleme ile, bundan evvel çıkarılan tüm kanun ve yönetmeliklerin bu kanuna aykırı hükümlerinin zımnen ilga olması,

 

q            Avukatların meslek kuruluşu olan Türkiye Barolar Birliği’nin de, vekalet ücretine limit uygulanamayacağı yönünde görüş belirtmiş olması,

 

q            Vekalet ücretinin, kurumlarca özel olarak açılacak emanet hesaplarında toplanıp hiçbir şekilde kurum gelirlerine dahil edilemeyecek olması,

 

hususlarını dikkate alan Komisyonumuzun görüşü de; HUMK 423/6 ve Avukatlık Kanunu’nun 164/son hükmüne göre karşı taraftan tahsil edilen vekalet ücretinin, hiçbir limit ve sınırlama uygulanmaksızın, kurumlarda sürekli olarak avukatlık görevi yapan avukatlara eşit olarak dağıtılması gerektiği yönündedir.

 

Saygı ile sunarız.

 

 

 

 

 İstanbul Barosu Başkanı

                                                                             Av. Kazım KOLCUOĞLU

Arkadaşıma Gönder Yazıcıya Gönder

Paylas


CMK Asistan
ADLİYE SERVİSLERİ
Avukat Hakları Merkezi
BAROBAHÇE
Adliye Rehber
KARTAL ADALET SARAYI
Kadın Hakları Merkezi
BARO ÇOCUK BAKIRKÖY
Barokart
WEB TV
Avukat Hakları Merkezi
İstanbul Adalet Sarayı
UYAP Avukat Portalı
Avukatlık Ücret Tarifesi
ARAMIZA KATILAN MESLEKTAŞLARIMIZ
Medyada İstanbul Barosu
Barokart
E-İmza
TBB İcratek
Litai Otel
 
 
ÜYE MEMNUNİYET ANKETİ

Cocuk Platformu

 
AİDAT İŞLEMLERİ
KREDİ KARTI AİDAT ÖDEME FORMU formlarının doldurularak Baro Muhasebe Servisinin 0212 245 63 52 nolu faksına gönderilmesi gerekmektedir);             Aidat ödemelerinizi Vakıfbank İstanbul Adalet Sarayı Şubesi TR50 0001 5001 5800 7301 2356 02 nolu hesaba yapabilirsiniz.

ÇAĞLAYAN ADALET SARAYI Aidat Ödemelerinizi haftaiçi hergün 09:00-16:00 saatleri arasında nakit veya kredi kartınız ile 1.bodrum katta yer alan Baro Merkezinde yapabilirsiniz.(-1 Kat/C1 Blok)

BAKIRKÖY ADALET SARAYI Aidat Ödemelerinizi Perşembe günleri 09:00-14:00 saatleri arasında nakit veya kredi kartınız ile Zemin kat bilgisayar odasında yapabilirsiniz.

 
Şahkulu Mahallesi, Serdar-I Ekrem Sokak, No:7 Galata-Beyoğlu / İSTANBUL
Tel: +90 (212) 251 63 25  -  Fax: +90 (212) 293 89 60  -  E-Posta: baro@istanbulbarosu.org.tr